Verimli çalışma nedir,nasıl gerçekleşir?Verimli çalışma nedir,nasıl gerçekleşir?


OKS ve ÖSS gibi sınavlarda başarıya ulaşmak “verimli çalışma”ya bağlıdır. Başarıya çok çalışmayla değil, verimli çalışmayla ulaşılır. Öyleyse her öğrenci, verimli çalışmayı hedeflemelidir. Peki, verimli çalışma nedir, nasıl verimli çalışılır?

1-SAĞLIĞINIZA DİKKAT EDİN

Bir öğrencinin verimli bir çalışma yapıp başarıya ulaşması için gereken ilk koşul sağlıktır. Sağlık kavramının içine öncelikle bireysel sağlık, sonra aile sağlığı son olarak da çevre sağlığı girer.

Öğrenci; beslenmesinden temizliğine, giyiminden hastalıklara karşı korunmasına kadar her şeyine dikkat etmelidir.

Soğuk algınlığından dolayı rahatsız olan bir öğrencinin derslerine çalışması, çalışsa bile bu çalışmadan verim alması çok zordur. Bu nedenle öğrenci özellikle kış aylarında giyim kuşamına çok dikkat etmelidir. Okula giden öğrencilerimiz için bu durum, daha bir önem kazanmaktadır. Çünkü ülkemizde okul eğitiminin önemli bir kısmı soğuk havalarda geçmektedir. Eylülde açılan okullar haziranda kapanmaktadır. Ülkemizde ortalama bir saptamada bulunacak olursak aşağı yukarı kasımda başlayan soğuk havalar neredeyse martın sonuna kadar sürmektedir. Yani eğitim öğretimin beş ayı, soğuk havaların hüküm sürdüğü sonbahar ve kış aylarında geçmektedir. Öğrencilerin başlıca belâlısı olan gribe karşı eylül veya ekim ayında doktor tavsiyesi ile aşı yaptırmaları, bu dönemi sağlıklı geçirme adına olumlu sonuçlar verebilir.

Ekonomik koşulların zorluğu insanların beslenmelerini de olumsuz etkilemektedir. İnsanımız dolayısıyla da öğrencilerimiz yeterli ve dengeli beslenememektedir. Daha ergenlik çağında olan ve gelişimleri devam eden ilköğretim çağındaki öğrencilerimiz için istenmeyen bir durumdur bu. Ancak böyle durumlarda dahi birey olarak dikkat etmemiz gereken noktalar vardır. Örneğin abur cubur yememe; yağlı yiyeceklerden kaçınma; ayaküstü yememe; kola, gazoz, kızartma gibi modern şehir hayatının doğal yansımaları olan hızlı tüketim besin maddelerini en az düzeyde tüketme gayreti içinde olma ilk olarak akla gelen hususlar arasında sayılabilir. Öğrencilerimizin özellikle sebze ve meyve yemeye çalışmaları da kendilerinin gelişimi açısından oldukça yararlı olacaktır. Beslenmenin zekâ gelişimine de etkisi olduğu düşünülürse bu konunun önemi daha bir artmaktadır.

2-HEDEFLERİNİZ BELLİ OLSUN

Kişinin ne olacağı yaptığı davranışlardan belli olur. Aslında bilinçli bir meslek seçimi, öğrencinin bilinçli olmasına bağlıdır. Belirlenecek hedef, öğrencinin gelecekte ne olacağını da ilgilendirir. Bu bakımdan öğrencilerimiz hedef belirlemeyi çok önem vermelidir.

Evet, verimli bir çalışmanın gerçekleşebilmesi için insan ne için çalışması gerektiğini bilmelidir. Hiç kimse bir hiç uğruna emek harcamak istemez. Çalışmak, emek gerektirir. Zordur aynı zamanda. Herkesin gezip dolaştığı, hele sıcak havalarda sahilde güneşlendiği, kırlarda yuvarlandığı bir ortamda bir öğrencinin oturup ders çalışması az fedakârlık değildir; ama ulaşılacak önemli bir hedef olursa bu fedakârlık yapılır. Fedakârlığa değecek bir hedefin olması, verimli bir çalışmanın temelidir.

Peki bu kadar önemli olan ve verimli çalışmanın ön koşulu veya temeli kabul edilen hedef ne demektir? Söyleyelim: Hedef, belirli bir zamanda ulaşılmak istenen noktadır.

Hedef belirleme kişide ulaşılması gereken bir nokta bilincini ortaya koyar. Kişi, o hedefe ulaşmak için çalışır. Yani hedef belirleme, çalışmak için itici bir güçtür. Çünkü istenen, varılması gereken bir nokta vardır. Bu noktaya ulaşmak da ancak çalışmakla olacaktır. O zaman yapılacak iş hemen oturup yapılması gerekenleri eksiksiz yapmaya çalışmaktır.

Hedef belirlemek, ne kadar çalışılması gerektiğini de ortaya koyar. Her iş için gereken emek aynı değildir. İnsanın yirmi kiloluk çantayı taşımak için harcadığı emekle bir kitabı taşırken harcadığı emek aynı olamaz. Çünkü taşınan, farklı iki yüktür. Öğrenci hedefine göre bir çalışma programı yapmalıdır. Çalışma programının ortaya çıkması, bir hedefinin olmasına bağlıdır. Öyleyse plân yapmak için de hedef belirlenmiş olmalıdır.

Öğrenci bazen ders çalışmak istemeyebilir. Biz buna motivasyonun yani ders çalışma isteğinin azalması veya bitmesi diyoruz. Bu durumda öğrenci ulaşmak istediği bir hedefi varsa onu düşünebilir. Hayalini kurduğu, rüyalarına göre okulu düşünebilir. Bu durumda o okula girebilmek için çalışması gerektiğini hatırlar. Çalışmaya başlayabilmesi için bir hedefi olması gerekir yani öyleyse belirlenmiş bir hedef kişinin çalışmaya motive olmasını da sağlar.

Bazen de çalışırken dikkatimiz dağılır. Konsantrasyonumuz bozulur. Dalar gideriz. Çalışmalarımızdan verim alamayız. Bu durumda bizi ateşleyecek, çalışmaya karşı bir istek uyandıracak, dikkatimizi çalışmalarımıza yoğunlaştırmamızı zemin hazırlayacak yani konsantrasyonumuzu sağlayacak bir güce ihtiyacımız olur. İşte belirlenmiş bir hedef böyle durumlarda hatırlandığında kişinin çalışmaya yoğunlaşmasını sağlar.

“Ne iş olsa yaparım abi!” diyen insanlarla çokça karşılaşmışsınızdır, en azından böylelerini duymuşsunuzdur. Dikkat edin, bu insanların tamamına yakını vasıfsız işçidir. Yani uzmanı oldukları belli bir işleri yoktur. Neredeyse hayatın rastgele yaşandığı ülkemizde birçok insan vardır bu şekilde. Bir tarafta işçi açığı vardır, öbür tarafta işsizler ordusu… Çünkü bir yerde işinin ehli uzman işçi aranır. Diğer tarafta: “Ne iş olursa yaparım!” diyen, ama hiçbir işte uzman olmayan vasıfsız işçiler vardır. “Her işi yaparım abi!” diyenler bir hedef belirleyip bir iş dalında uzmanlaşana kadar bu sözü söylemeye devam edeceklerdir. Bu söz, aynı zamanda işsizliğin de bir ifadesidir. Bir işte çalışan birinin hiç: “Ne iş olsa yaparım abi!” dediğini duydunuz mu? Bir işte çalışan adam: “Şu işte çalışıyorum…” der. Yani “Her işi yaparım.” diyenler hiçbir işi tam yapamayan ve sürekli iş arayan kişilerdir. Ellerinde sürekli bir iş yoktur. Bir şey olamamışlardır. Çünkü bir şey olmak gibi bir hedefleri yoktur. Onun için her şey olmaya taliptirler. İnsan her şey olmayacağına göre yapabileceği bir şeyi hedeflemelidir.

Sınavlara hazırlanmak da böyledir. “Kazanayım da neresi olursa olsun! Nereye olursa oraya giderim!” demenin başarıya ulaşma adına hiçbir anlamı yoktur. Başarmak için ne kadar çalışacak, neye göre çalışacak, nasıl çalışacak … belli değil. Rastgele bir çalışmayla rastgele bir başarıya bile ulaşılamaz. Çünkü başarı tesadüflerin sonunda gelmez. Her başarının arkasında mutlaka belirli bir hedefe yönelik verimli bir çalışma vardır. Acar Baltaş’ın da dediği gibi verimli çalışan herkesin başarıya ulaştığı iddia edilemez; ama başarıya ulaşan herkesin verimli bir çalışma gerçekleştirdiği söylenebilir. Öyleyse sınavlara hazırlanırken öğrencinin bir hedefi olmalıdır. “Ne iş olursa yaparım abi!” gibi, “Kazanayım da neresi olursa olsun!” demek de kişiyi başarıya ulaştırmaz, bir sonuca götürmez. Çünkü sonuca gidebilmek için o sonucun gerektirdiği çalışmaların ölçüsü bilinemez.

Bir ilâç yapmak için gereken maddelerden birinin gerektiğinde fazla veya az katılması ilâcı ilâç olmaktan çıkarır, belki de bir zehir hâline getirir. Yani belirli bir hedefe yönelik çalışmaların türü, niteliği ve ölçüsü iyi bilinmelidir. Bunun için de belirlenmiş bir hedef olmalıdır.

3-PLÂN YAPIN

Öğrencilerimiz birçok sorundan yakınır: “Derslerimi yetiştiremiyorum! Yazılılar üst üste geldi! Okul dersleri ile sınavlara hazırlık bir arada gitmiyor! Konular yığıldı, yetiştiremiyorum! Zaman yetmiyor!” Bu sorunların pek çoğunun temelinde plânsızlık hastalığı vardır. Yani temel ve büyük sorun plânlı çalışmamaktır.

Peki, böyle büyük bir sorunun altından nasıl kalkılır? Evet, hepiniz bildiniz. Çözüm: Plânlama.

Yapılacak işlerin belli bir süre ve düzene sokulmasına plân denir. Yani plân hangi derse ne zaman, nerede, nasıl, çalışılacağına karar vermek ve bunu uygulamaktır. Ders dışındaki etkinlikleri de aynı mantıkla düzene koymak plânın kapsama alanındadır.

Öyleyse bu plânlı çalışma konusunu biraz açalım.

Bir bina yapılırken, bir yol inşa edilirken, bir araba üretilirken, bir devlet yönetilirken hep plân yapılır. Plânsız yapılan evlerin hâlini depremde gördük. Kazalar plânsız yapılan yolların ne anlama geldiğini bize gösteren en somut gerçekler. Plânlaması yapılmadan üretilen bir arabayı tarih henüz yazmadı. Plân yapılmadan yönetilen ülkelerin hâlini hepimiz hem tarihten okuyoruz hem de bizzat yaşayarak görüyoruz. İyi de eğitim gibi çok önemli; hatta yukarıda saydığımız örneklerin hepsinden daha önemli bir konuda plân yapılmadan nasıl başarıya ulaşılır ki! Hiç böyle bir şey duydunuz mu ya da gördünüz mü?

Her başarının altında bir plânlama vardır. Peki, verimli bir çalışmanın gerçekleştirilmesinde çok önemli olan ders çalışma plânı nasıl yapılır? Yolda yürürken kafasına kalas düşüp ölenlerin olduğu ülkemizde plânın ayrı bir önemi vardır. Çünkü biz millet olarak plâna pek önem vermeyiz. “Türk gibi başlamak” deyimi bu özelliğimizin bir sonucudur. Öyle bir girişimcilik ruhumuz vardır ki paldır küldür bir işe girişiriz; ama çoğu kez de o işi tamamlamadan bırakırız. Bu yüzden plân yapmayanların yanında plân yaparak çalışanların sonuç alması daha kolaydır.

Plân yaparken kafanıza kalas düşebilme olasılığını bile hesap etmeniz gerekir. Abartılı geliyor size ama Reha Muhtar’ın haberlerine dayanıp da şöyle beş on dakika bakabilirseniz, bunun örnekleriyle karşılaşacaksınız. Size somut bir örnek de ben vereyim isterseniz: Arkadaşlarımdan biri, gayet sakin ve dikkatli bir şekilde otoyolda giderken arabasının üstüne tuğla düştü. Bir sürü masraf çıkardı arkadaşımıza bu gökten gelen tuğla. Nasıl gel-di, neden geldi, kimden geldi diye soruyorsanız siz Türkiye’de yaşamıyorsunuz demektir. Öyleyse plân hazırlarken dikkate alınacak en önemli noktalardan biri muhtemel veya beklenmeyen aksamaların plâna yansıtılmasıdır. Hadi muhtemel aksamaları yansıttınız. Peki, beklenmeyen aksamaları ne yapacaksınız? Bu, zor bir soru; ama her zor soru gibi bunun da bilenler için bir cevabı var: Bu durumda siz de plânlarınızı esnek hazırlarsınız olur biter… Yani plânladığınız bir etkinlikle diğerinin arasına süre olarak boşluk bırakırsınız.

Etkinlik, elde olmayan; ama tahmin edilen nedenlerden veya hiç beklenemeyen nedenlerden sarkarsa plânınız delinmemiş olur. Aksi hâlde bir plânı adam gibi uygulamak mümkün olmaz. Çünkü plânın en önemli özelliklerinden bir diğeri başkalarını da ilgilendirmesidir.

İstesek de her şeyi kontrolümüz altına alamayız. Çünkü dünyada bizim dışımızda gerçekleşen o kadar çok şey var ki… Böyle bir durumda yapılacak tek şey esnek bir plân hazırlamaktır. Plân esnek olmazsa uygulanamayabilir. Uygulanamayan bir plân da öğrencinin moralini bozabilir. Öğrenci, plânlı çalışmanın gereğine inancını da yitirebilir. Böylece öğrenci en büyük kayba uğramış olur.

Plân yaparken bilmeniz gereken durumlardan bir diğeri de günün en verimli zaman dilimleridir. Verimli bir çalışma vücudun en yüksek kapasiteyle çalıştığı vakitlerde yapılırsa daha etkili sonuçlar alınır.

Zamanı verimli kullanmak plânlamayla olur. Bu nedenle günlük plânlar yapınız. Plân yaparken bütün gününüz saat saat işlere dağıtma veya gününüze işe dağıtma şeklinde yapabilirsiniz.

Her gün aynı dersi, aynı saat ve aynı yerde çalışmak dikkatin ders üzerinde toplanmasını sağlayacaktır. Çalışmayı kesin sürelerle belirleyiniz. “Şimdi bu dersin şu konusuna 40 dakika çalışacağım.” şeklinde çalışmaya başlamadan önce çalışacağınız konunun süresi ile ilgili olarak önceden hedef belirleyiniz. İki saat plânlı çalışma bütün gece plânsız çalışmadan daha verimlidir.

Çalışmaya oturunca, şununla bununla oyalanmayınız; hemen çalışmaya başlayınız. Birçok verimsiz çalışan öğrencide, çalışmaya hemen başlayamamak sorunu gözlenmiştir.

Plânlamayı öyle bir yapın ki işe başladığınızda iş için gerekli olan bütün malzeme elinizin altında olsun. Yanınızda not tutacak defter bulundurun. Çalışma sırasında gerekecek kitapları önceden hazırlayınız. Başarısız öğrencilerin bu tip şeylerde ihmalkâr oldukları belirlenmiştir.

Bir sınavı veya bir işi son dakikaya bırakarak kendinizi harap edercesine çalışmamanız için daha önceden işlerinizi plânlayınız. Başarısız öğrenciler genelde gece yarılarına kadar çalışmak, düzensiz yemek yemek, eğlenceyi terk etmek zorunda kalmaktadır. Sebebi plânsızlıktır.

4-İYİ BİR ORTAMDA ÇALIŞIN

Hedefinizi belirlediniz. Plânınızı da yaptınız. Sıra plânı uygulamaya geldi. Nerede uygulamalısınız bu plânı? Diğer bir ifadeyle plânı uygulayıp verimli bir çalışma gerçekleştireceğiniz çalışma ortamı nasıl olmalıdır?

Mümkünse ders çalışabilmek için kendinize ait bir odanız olmalı. Mümkünse bu oda ayak altında olmamalı. Hele misafirleriniz çok geliyorsa bu misafirlerin çok uğradığı oda olmamalı; hatta misafirlerin geldiği odanın yakınında bile olmamalı. Küçük kardeşiniz varsa ve okula gitmiyorsa, mümkünse en azından sınavlara kadar kardeşiniz çalışma odanızdan farklı bir odada kalmalı, orada oynamalı.

Çalışma odanızda mümkünse bir masa olmalı. Eğer masanız varsa, bu masa cam kenarında olmamalıdır. Cam kenarında olan masalarda ders çalışan öğrenciler, isteyerek veya istemeyerek dışarıya bakabilmekte; bu da ders çalışırken zorla kazandıkları konsantrasyonu yani dikkati bir noktaya yoğunlaştırma yeteneğini zaafa uğratmakta hatta yok etmektedir. Bu nedenle her gün geçtiğiniz sokaktaki değişiklikleri izlemek, gözlemek yerine bütün dikkatiniz derse verebilmeniz için ders çalışma masanızı cama uzak bir yere yerleştirmelisiniz. Masa yoksa aynı işi bir sehpa da görebilir.

Eğer masa varsa masaya uygun ne yumuşak ne de sert bir sandalye olmalı. Yumuşak olursa uykunuz gelir, sert olursa oturmaktan çabuk yorulabilirsiniz. Eğer sehpada çalışıyorsanız annenizin size verebileceği bir kırlent veya minder oturmanız için gereken malzemeyi sağlamış olacaktır.

Odanızda okul ve gidiyorsanız dershane dokümanlarınız eksiksiz olmalıdır. Kitaplar, defterler, kalemler, silgiler, boş kâğıtlar, haritalar, atlaslar, sözlükler vs. Yani ders çalışırken ihtiyaç duyabileceğiniz her türlü araç gereç elinizin altında olmalı. Çalışırken kullanacağınız her türlü materyal elinizin altında olmazsa bunlara ihtiyaç duyduğunuzda bu materyalleri aramak için odadan çıkmak zorunda kalırsınız. Bu durum da dikkatinizin ve ders çalışma isteğinizin yok olmasına neden olabilir.

Odanızdaki bütün eşyalar düzenli olmalı. Kimse düzensiz ortamda çalışmak istemez. Düzensiz kişiler bile… Bütün eşyalar odanızda olduğu hâlde, sırf dağınıklıktan dolayı siz ikide bir kitap arayacaksanız; sözlüğünüzü bulamayacaksanız; bu da dikkatinizi ve ders çalışma isteğinizi yok edebilir. Bu yüzden odanızı hep bulmak istediğiniz gibi bırakın. Bu size zor gelecek biliyorum; ama şunu unutmayın ki hiçbir başarıya çiçekli yollardan gidilmez… Her başarı bir fedakârlık gerektirir. Sizin fedakârlığınız da düzenli olmak olsun!

Bu nedenle mümkünse odanızda bir iki raftan oluşan bir kitaplık olmalı ve bu kitaplığa ders çalışma malzemelerinizi düzgün şekilde yerleştirmeli, gerektiği anda hemen bulabilmelisiniz.

Sonra odanızda yeteri kadar ışık veren bir ışık olmalı. Bu ışık, ayaklı masa aydınlatması olabileceği gibi bildiğimiz oda ışığı da olabilir. Yalnız önemli olan bu ışığın miktarıdır. Gözü yormayan ışık olan flüoresan ampullerini tercih etmelisiniz. Çalıştığınız odadaki ampul flüoresan değilse değiştirebilirsiniz. Eğer flüoresan ise zaten bir sorun yok demektir. Işıkta dikkat edilecek bir başka nokta ise gölgenizin çalışma masasına düşemeyecek açıyla gelmesidir. Eğer çalışırken ışık arkanızdan geliyorsa gölgeniz çalışma masasına düşecektir. Bu durumda hem dikkatiniz dağılacak hem de gözünüz yorulacaktır. Bunu önlemenin yolu ışık kaynağı tavanda ve sabitse masanın yerini değiştirmektir. Eğer ışık kaynağı hareketli ayaklı masa üstü aydınlatması ise bu aydınlatmanın yerini değiştirmektir. Her iki durumda da sağ eliyle yazanlar ışık soldan gelecek şekilde, sol eliyle yazanlar ışık sağdan gelecek şekilde masalarını ayarlamalılar. Işık kaynağı hareketliyse ışığı bu temel kritere göre yer ayarlamalılar. Yoksa Temel gibi yapıp da ışığınız hareketli olduğu hâlde masayı yer değiştirmeye çalışmayın…

İnsan beyninin temel iki besin kaynağı vardır: glikoz ve oksijen. Bu nedenle odanızın havalandırmasına çok dikkat ediniz. Özellikle evde olmadığınız saatlerde pencereyi açarak odanızın havalanmasını ve odaya bol oksijen girmesini sağlamalısınız. Tabii bunu yaparken hırsızları da dikkate alın.

5-ÇALIŞMAYI İSTEYİN

Başarıya ulaşmada ailenin, öğretmenin ve öğrencinin birlikte çalışması gerekir. Yani okulda ve sınavlarda başarıya ulaşmak bir ekip işidir. Eğitim kurumu ve öğretmen, öğrencinin verimli bir çalışma gerçekleştirmesini isteyebilir; bunun için elinden gelen her türlü yardımı da sağlayabilir; aile öğrencinin verimli bir çalışma göstermesi adına üzerine düşenleri eksiksiz yapabilir; ancak verimli çalışmayı öğrencinin kendisi bizzat istemiyorsa o çalışmadan sonuç almak mümkün değildir, hatta böyle bir çalışma olması da çok zordur. Ekibin bütün parçalarının üzerine düşeni eksiksiz yapması gerekir yani. Böyle bir durumda öğrenci, “verimli bir çalışma” gerçekleştirmek için çalışmayı ihtiyaç hissetmesi, istemesi gerekir.

Atalarımızın: “Zorla güzellik olmaz.” diye bir sözü vardır. “Zor kullanarak yapılamayan işlerin başında başkasının gönlünü almak ve sevgisini kazanmak gelir. Hiç kimseye, sevmediği bir şey zorla sevdirilemez.” anlamına gelen bu atasözü bir konuda gönülsüz davranan kişilere ısrar edilmemesi gerektiğini vurgulamak üzere söylenir.

Ders çalışmak da bir istek gerektirir. “Verimli bir çalışma” başkalarının zorlamasıyla gerçekleşemez. Kişi istemedikten sonra verimli bir çalışma yapılamaz. Verimli bir çalışmanın gerçekleşmesi o çalışmayı istemeye bağlıysa kişinin kendi başarısı açısından çalışmayı mutlaka istemesi gerekir.

Kimse zorlamadan kişi kendi isteğiyle ve isteyerek ders çalışabilmelidir. Bazen de öğrencilerimiz kimse onları zorlamadığı hâlde; hatta ders çalışmanın gerektiğini de bildikleri hâlde bir türlü çalışamazlar. Hasta olmaması için aşı olması gerektiğini bilen bir kişinin durumunu yaşarlar öğrenciler çoğu kez. Bilirler ki iğneyi vurulunca hasta olmayacaklar ya da iyileşecekler ama iğne vurulmayı da bir türlü istemezler.

Dersin başına oturan öğrenci, bir türlü kitabı veya defteri açıp da şöyle içten bir istekle çalışmaya başlayamayabilir. Hatta bazı durumlarda dersin başına oturmak ona çok zor gelir, bunaltır; çalışma düşüncesi canını sıkabilir, çalışamamaktan dolayı da bir suçluluk yaşayabilir. Ders çalışmamak onda huzursuzluğa yol açabilir. Ders dışı etkinliklerden de zevk alamaz. Hele çalışanları gördükçe iyice çileden çıkar. Çalışamamanın verdiği eksiklikle çalışanlara karşı saldırgan veya küçümseyici bir tavır da sergileyebilir. Aslında kendisi de çalışmanın gerekli olduğunu içten içe düşünmektedir; ama bunu bir türlü gerçekleştirememektedir. Ne zaman dersin başına otursa bir isteksizlik yaşamakta ve harekete geçip çalışmaya başlayamamaktadır.

Öğrenci anladığı dersi sever ve anladığı derse çalışmak ister. Şimdi sizinle küçük bir test yapalım. Elinize kâğıt kalemi alın ve şimdi size soracağım soruların cevaplarını alt alta yazın. Evet, hemen kâğıt kalemleri hazırlayın, bekliyorum… Hazır mısınız? Başlıyoruz. İşte ilk sorumuz:

Şöyle bir düşünün, acaba en çok hangi dersleri seviyorsunuz?

Size yeteri kadar zaman veriyorum. Düşünün, taşının ve bu sorunun cevabını hazırladığınız kâğıdın başına yazın. Şimdi sıra ikinci sorumuzda:

Acaba hangi derslerde başarınız daha yüksek?

Düşünün ve bu sorunun cevabını da elinizdeki kâğıda birinci soruya verdiğiniz cevabın hemen altına yazın. Bekliyorum… Biraz acele edin. Bir sorumuz daha var… Sanırım biti… Evet, sıra geldi üçüncü sorumuza:

Acaba en çok çalıştığınız dersler hangileri?

Bu sorunun cevabını da elinizdeki kâğıda diğer cevapların altına yazın. Tamam mı? Şimdi cevaplarınıza bir bakın bakalım, karşınıza ne çıkacak? Ne kadar ilginç değil mi? Bütün soruların cevabı aynı. Oysa bütün sorular farklıydı.

Şöyle bir toparlayacak olursak testten çıkan sonuç şu: Sevdiğiniz, çalıştığınız ve başarınızın yüksek olduğu dersler aynı. Niçin acaba? Cevabı yukarıdaki metinde saklı. Aristo, öğrencisine ne diyordu: “Anlamış olsaydın sevinirdin.” Yani bir dersi anlamak kişiye büyük bir zevk verir. Bu zevk, kişinin o dersi sevmesini sağlar. Bu sevgiden dolayı kişi o derse daha çok çalışır; çünkü o dersi seviyordur ve o derse çalışmaktan zevk alıyordur. Bu, öyle bir döngüdür ki anladığınız için seversiniz, sevdiğiniz için çalışırsınız, çalıştığınız için anlarsınız; anladığınız için başarınız yüksek olur, başarınız yüksek olduğu için seversiniz… Dikkat ederseniz başarı sevgiyi getiriyor, sevgi de çalışmayı… Bu, böyle dönüp duruyor. Doğurgan ve verimli bir öğrenme dairesi oluşuyor.

Öyleyse derslerle ilgili okulda, dershanede, dışarıda, yeri fark etmez herhangi bir yerde okuduğunuz, dinlediğiniz, gördüğünüz, yaşadığınız, duyduğunuz fakat anlamadığınız bölümleri bir bilene mutlaka ama mutlaka anlayana kadar sorun. Bu bilen; anne baba, ağabey abla, üniversitede okuyan tanıdık biri veya bir yakın, okul ya da dershane öğretmeniniz olabilir. Eğer derslerle ilgili anlama sorununuz olmazsa göreceksiniz o dersi sevmeye başlayacaksınız. Çünkü anlayarak öğrenme kişide bir istek oluşturur. Daha fazla öğrenme isteğidir bu. Böylece çalışmayı istememe, çalışmaya başlayamama sorununuz da ortadan kalkacaktır. Çalışmayı isteyecek ve verimli bir çalışma gerçekleştireceksiniz.

6-DİKKATİNİZİ TOPLAYIN

Birçoğumuz gerek sınıfta gerekse çalışma odamızda veya başka yerlerde ders çalışırken veya ders dinlerken yukarıdakinin benzeri olayları sıklıkla yaşamışızdır. Hâlâ da yaşıyoruzdur. Sık sık dikkatimizi kaybediyoruz. Bu derste oluyorsa öğretmenlerimizden: “Uyuma, kendine gel, sınıfta değilsin, kendin buradasın ama aklın başka yerlerde!” türünden uyarılarla karşı karşıya kalıyoruz.

Bütün bunların nedeni, dikkatimizin dağılmasıdır. Buna uzmanlar konsantrasyonun bozulması diyorlar. Yaptığınız işe dikkatinizi verememek, dikkatinizin çabuk dağılması şeklinde ortaya çıkıyor konsantrasyon bozukluğu.

“Verimli bir çalışma” için gereken temel niteliklerden biri de yoğunlaşmayı sağlamaktır. Çünkü yoğunlaşma Edison’un da dediği gibi bezginlik duymadan fiziksel ve zihinsel enerjiyi tek bir noktaya sürekli uygulama yeteneğidir. Bu yoğunlaşmayı sağlayarak yapılan çalışma kalıcı ve verimli olur. Başarıya da ancak verimli bir çalışmayla ulaşılabilir. Öyleyse bir öğrenci, yoğunlaşmayı yani bütün enerjisini çalıştığı dersin üzerine toplayarak çalışmayı öğrenmelidir.

Yoğunlaşma dikkatin bir noktaya toplanması, bütün öğrenme mekanizmalarının aynı noktaya yönlendirilmesi, bütün alıcıların öğrenmeye hazır hâle getirilerek algının en yüksek performansına ulaşması olduğu için bu şekilde yapılan bir çalışma oldukça verimli olacaktır.

Yoğunlaşarak ders çalışabilmek için bir hedefimiz olmalı. Sonra bu hedefi yaşama geçirebilmek için bir plânımız olmalı. Daha sonra da bu plânı uygun bir ortamda uygulamamız gerekli. Sonra ise çalışmayı istemek gerekli. Şimdiye kadarki konularımızda sırasıyla bunlar üzerinde durduk. Çalışma odasının ve ortamının özelliklerinden bahsederken dikkat dağıtıcı, yoğunlaşma sorunları olanların baş belâlısı konumundaki etkenlerden de bahsettik.

Bütün dikkati derse verebilmek için bunların dışında daha neler yapılabilir acaba?

Daha önce söylediğimiz gibi insan beyni birçok işi bir arada yapabildiği hâlde bütün dikkatini sadece bir noktaya odaklayabilir. Bu nedenle verimli bir çalışma gerçekleştirirken sadece bir iş yapmak gerekir. Hem televizyon seyredip hem ders çalışılamaz. Ders çalışırken başka hiçbir işle uğraşmayın ve sadece çalıştığınız derse dikkatinizi yoğunlaştırmaya çalışın.

Ders çalışırken dikkatimizin dağılmasının nedenleri vardır. Bunların başında yoğunlaşma süresinin aşılması gelir. Verimli bir çalışma gerçekleştirmek için konsantrasyon eşiğinizi aşmayın. Aştığınızda öğrenme gerçekleşmez. Bu durumda çalışmaya ara verin. Daha sonra yeniden çalışmaya başlayın. Konsantrasyon eşiği kişinin dikkatini yoğunlaştırdığı şekliyle çalışabildiği sürenin sınırıdır. Bu sürenizi bilmiyorsanız küçük bir test ile öğrenebilirsiniz. Elinize aldığınız bir ders kitabını örneğin sosyal bilgiler kitabını açın. Saate bakın. Bütün dikkatinizi vererek okumaya başlayın. Dikkatinizin okuduğunuz metnin dışına çıkmaya başladığı an durun. Bu an, hayal kurmaya başladığınız veya satırları tekrar etmeye başladığınız andır. Dikkatiniz bozulduğunda, okuduğunuzu ya da dinlediğinizi anlamazsınız. Hatta ne okuduğunuzun ya da dinlediğinizin farkında bile olmazsınız. Sayfalar veya sözler kendiliğinden akıp gider. Bu durumun başlangıcında durun ve saate tekrar bakın. Bu işlemi birkaç defa yapın. Çıkan sonuçların ortalamasını alın. İşte sizin konsantrasyon süreniz… Bu sürenin sonu da konsantrasyon eşiğiniz… Yani çalışırken bu eşiği, süreyi aşmayacaksınız. Bu sürenin sonunda ara vereceksiniz. Bu süre 20 dakika civarında ise gayet iyi. Daha az ise geliştirebilirsiniz. Bun için satranç, yapboz, haritadan yer bulmaca, cümle tamamlama, bulmaca çözme gibi oyunlar oynayabilirsiniz. Ya da belirlediğiniz cisimlere gözlerinizi kaydırmadan uzun süre bakabilirsiniz. Veya belirlediğiniz renklerdeki cisimleri odadan seçmeye çalışabilirsiniz. Örneğin odadaki siyah renkli cisimleri bulma oyunu gibi. Bu çalışmalar için günde birkaç dakikalık bir süre ayırmanız yeterlidir.

Dikkatinizi derse verebileniz için çalıştığınız ortamda dikkatiniz dağıtacak şeyler olmamalı. Duvarda resimler, sağda solda eşyalar gibi. Odanız düzenli olmalı. Aile fertleri sizi rahatsız etmemeli. Bunun için onlarla anlaşma imzalamalısınız. Özellikle küçük kardeşiniz varsa onlara hediyeler vererek çalışırken size bulaşmamalarını sağlayabilirsiniz. Müzik dinleyerek çalışmamalısınız. Çalışmanız için gerekli bütün malzemeler elinizin altında olmalı. Örneğin matematik çalışırken dokümanlarınız, kalem, silgi, pergel, cetvel, açacak, kalem ucu, boş kâğıt gibi araç gereciniz yanınızda olmalı. Çalışırken bunları aramaya kalkarsanız dikkatiniz dağılabilir.

Çalışma masanızda her zaman su olmalı. Susadığınız zaman bir de su içmek için odayı terk etmemelisiniz; çünkü bu durum da yoğunlaşmanızı bozabilir. Ders çalışırken bir şey yememelisiniz. Hele hele çekirdek çerez gibi yiyecekler çalışma odanızda hiç olmamalı. Bu tür yiyecekler dikkatiniz dağıtabilir. Çok aç karnına veya çok tok karnına ders çalışmamalısınız. Aç olursanız aklınız fikrini yemekte olur. Çok tok olursanız vücudunuz bütün enerjisini ders çalışmaya değil de yediklerini eritmeye harcayacağından verimli bir çalışma gerçekleştiremezsiniz. Bunun için yemek yedikten sonra 40 – 45 dakika kadar dersin başına oturmayın

7-ÖĞRENMEYİ ÖĞRENİN

Öğrenmenin gerçekleşmesi için “okuma” konusunda nelere dikkat etmelisiniz?

Gerek okulda gerekse yaşamda, okuyacağınız dokümanları iyi seçmelisiniz. İyi bir seçim hem faydalı hem de zaman kazandırıcı olur. Gözlerinizle değil beyninizle okuyunuz. Sadece sözcükleri görüp geçmeyiniz. Okuduğunuz şeyleri düşünüp daha öncekilerle bağlantısını kurunuz. Bazen sesli okumak kulaklarıyla öğrenen öğrencilerde verimli sonuçlar verebilir. Çünkü hem okumayla hem de dinlemeyle iki yoldan öğrenmek için kayıt yapmış olurlar. Ama mırıldanarak ve dudaklarla okumak okuma hızını yavaşlatabilir.

Bir materyali okumadan önce daima ön hazırlık yapın. Nereye kadar okuyacağınıza karar verin. Okuyacağınız metni gözden geçirin. Metindeki başlıklara bakın. Okuyacağınız metinde nelerin bulunduğunu anlamaya çalışın.

Okumaya başladığınızda okuduğunuz metne bütün dikkatinizi verin. Okuduğunuz metinden ne anladığınızı birer cümleyle not edin. Yazının plânını ve ana fikirlerini bulun. Eğer okuduğunuz bir kitapsa içindekiler kısmını mutlaka okuyun. Başlıkları soru şekline getirip cevaplarını arayın.

Anlatılanların somutlaştırmak ve özetlemek amacıyla kullanılan grafik, tablo, formül, fotoğraf ve benzeri araçları inceleyiniz ve anlamaya çalışınız. Başarısız öğrencilerin bunlara önem vermedikleri anlaşılmıştır.

Anlamını bilmediğiniz sözcükleri belirleyip anlamlarını araştırınız. Bu sözcükler konunun tam olarak anlaşılmasında önemlidir.

Konuyu bitirince kitabı kapatıp önemli yerlerin neler olduğunu hatırlamaya ve bunların bildiğiniz şeylerle nasıl bir bağlantıya sahip olduğunu görmeye çalışın. Kitaptaki önemli yerler genelde ya italik (yan) ya da bold (ko yu) yazılmış olduğunu göreceksiniz. Kendi kendinize tekrar konunun anlaşılmasını sağlayacaktır. Bu şekilde zihinden tekrar hafızaya almayı da kolaylaştıracak bu bilgilerin daha sonra hatırlanmasına kolaylık sağlayacaktır.

Okumayı bitirdiğinizde okuduğunuz metinden ne anladığınızı zihninizden tekrar edin. Sonra aklınızda kalanı not edin. Daha sonra ise not ettiğiniz kısımla metnin orijinalini karşılaştırın. Önemli olup da akılınızda kalmayan bölümler varsa onları tekrar okuyun.

Okuduğunuz metinleri kısa sürede tekrar edin. Örneğin okula veya dershaneye gitmeden önce okuduğunuz metni okulda veya dershanede gördükten sonra eve gelince önce zihninizden sonra da notlarınızdan tekrar edin.

“Dinlemek” verimli çalışma için önemlidir.

İletişimizin % 90’ı sözeldir. Bu iletişinin de ancak yarısı kısa süre sonra hatırlanabilir. Bir rakam verecek olursak bilimsel araştırmalara göre, dinlenen bir konunun sadece % 20 – 25’i hatırlanabilir. Bu da çok düşük bir rakamdır. Tersinden söyleyecek olursak, dinleyerek öğrendiklerimizin % 80 – 85’ini bir saat içinde hatırlayamaz hâle geliriz. Öyleyse dinlediklerimizi etkin bir şekilde yani çok iyi öğrenecek bir şekilde dinlemeliyiz.

Etkin bir “dinleme” için;

Derse başlamadan önce fiziksel olarak hazır olmalısınız. Teneffüste her türlü fiziksel ihtiyacınızı karşılarsanız derse başladığınızda daha kolay bir dinleme gerçekleştirebilirsiniz.

Dinlemeye başlamadan önce dinleyeceğiniz derse dikkatinizi yoğunlaştırmalısınız. Bu nedenle derse başladığınızda başka bir iş ile uğraşmayınız. Defterinizi kitabınız açıp öğretmeniniz veya ders anlatan kaynağı dinleyiniz. Etrafınızdakilerle konuşmayınız, dersi kaynatmaya çalışmayınız.

Bilgiler zincir gibidir. Her bilgi bir önceki bilginin üzerine öğrenilir. Yani bilgiler birbiriyle bağlantılıdır. Bu nedenle verimli bir öğrenme gerçekleşebilmesi için dersleri aksatmamaya çalışmalısınız. Aksatırsanız bilgiler arasında bir kopukluk olacak, kaçırılan dersten sonraki derslerin anlaşılması zorlaşacaktır. Elinizde olmayan sebeplerle dersleri aksattıysanız ders defterini veya derste anlatılan kısmı okumalı, notları defterinize geçirmeli, elinizden geldiğince çalışmalı ve anlamadığınız yerleri öğretmenlerinize mutlaka sormalısınız.

Derste hayallere dalmama-lısınız. Öğretmenin anlattıklarını dinlemeye çalışmalısınız. Dikkatiniz derste tutabilmek için öğretmenin söylediklerini tahmin etmeye çalışınız. Daha sonra ise öğretmenin anlattıklarını yorumlayınız. Anlamadığınız yerleri hemen sorunuz. Siz soramazsanız arkadaşlarınıza sordurunuz. Başkalarını sorduğu soruları da dinleyiniz. Çünkü başkalarının anlamadığı yerler, sizin de anlamadığınız yerler olabilir.

Öğretmenin vurguladığı, özellikle üzerinde durduğu, tekrar ettiği, “önemli” dediği bilgileri daha bir dikkatle dinleyiniz. Gerekirse ve öğretmeniniz fırsat veriyorsa not alınız.

Eğer “işitme ve görme sorunu”nuz varsa doktora başvurunuz. Bu sorunun çözümü için gereken sağlık önlemlerini alınız. Bu sırada da öğretmene de söyleyerek ona yakın bir yere oturmaya çalışınız.

Ders anlatırken aklınıza gelen soruları mutlaka sorunuz. Çünkü sorulan sorulara verilen cevapları dinlemek yoluyla yapılan öğrenme daha verimli ve kalıcı olduğu araştırmalarla ortaya çıkmıştır.

Anlatılan bilgileri “Ben bunları zaten biliyorum!” diye önemsiz görmeyiniz. Hem önemsiz bilgi yoktur hem de bilmediğiniz bir ayrıntı mutlaka vardır. Yoksa bile tekrar etmiş olursunuz ki en verimli öğrenme yöntemlerinden biri de tekrardır.

Dersten sonra o dersten ne öğrendiğinizi zihninizden beş dakikalık bir tekrar yapınız. Ders sırasında aldığınız notları ise eve gittiğinizde yatmadan önce ve sabah kalkınca tekrar ediniz.

8-SABIRLI OLUN

Birkaç denemeden başarısız sonuçlar alabiliriz. Okulda bir iki dersimizden zayıf notlar da almış olabiliriz. Bunlar bizi yıldırmamalı. Hemen olumlu sonuç beklemek yanlış, biz üzerimize düşeni yapmalıyız. Sonuç sonradan gelecektir. Biz bilelim ki çalışanlar başarıya ulaşır. Bunun için biz ne yapmamız gerekiyorsa onu en iyi şekilde yapmaya çalışalım ve sabırlı olalım. Göreceksiniz ki başarı bir yerlerde karşınıza çıkacak.

Şunu bilmeliyiz ki çalışmalardan hemen sonuç alma beklentisi kişide ders çalışma isteğini de ortadan kaldırır. Çünkü beklenen başarı hemen ortaya çıkmamaktadır. Öğrenci de “Demek ki olmuyor!” der ve çalışmayı bırakabilir… Başarıya hemen ulaşma beklentisi kişiye çok zarar verir yani. Başarı gelmeyince, ki hiçbir başarı hemen gelmez, yapılan çalışmalar yavaşlatılmaktadır. Tabii başarı öyle hemen kısa sürede gelmeyince çalışmalarından hemen sonuç alma beklentisinde olan kişi bıkkınlık yaşar, yılgınlık gösterir ve işleri ağırdan almaya başlar. Bir Rus atasözü şöyledir: “Acele hareket yalnız sinek avlamaya yarar.” Philip Guedalla: “Çabuk sonuç bulanlar sonuçları nadiren bulurlar.” diyor. Bu sorunun çözümü için yapılacak ilk iş, çalışmalar sonucunda ulaşılacak idealleri hatırlamak ve ders çalışmayı arzu edecek hâle gelmektir. İstenmeyen bir işi yapmak çok zordur. Öyleyse yapacağımız işi önce sevmeli sonra da istemeliyiz. Daha sonra da hemen uygulamalıyız. Bunu yaparken de belirlenen sürenin sonuna kadar sabretmeliyiz. Yapmamız gerekenleri yapmalı ve beklemeliyiz…

Çünkü sabır her başarının ilk şartıdır. Çalışmaların sonucunu hemen beklemek yanlıştır. Her şeyin bir zamanı vardır. O zamana dek sabır gerekir. Benjamin Disraeli: “Beklemeyi bilen insan her şeyi elde edebilir.” diyor. Bu konu bizim güzel bir atasözümüz vardır: “Tekkeyi bekleyen çorbayı içer.” Bu atasözü sabır gösterip de sonunda başarıya ulaşan kişiler için söylenir.

İstanbul 700 yılda fethedildi. Evet, Fatih Sultan Mehmet 21 yaşında çok genç bir komutan iken İstanbul’u fethetmiştir. Ancak Fatih bu sonuca ulaşmadan önce uzun bir hazırlık dönemi geçirmiştir. Yıllarca süren ve dünya kalitesinde hatta üstünde olan bir eğitim almış, birkaç dil öğrenmiş, daha önce yazılmış Yunan klasiklerinin bir çoğunu okumuş, devrinin en iyi hocalarından ders almış, kendinden önceki büyük komutanların deneyimlerini okumuş, gözlemlemiş sonuçta da bir çağı kapatıp yeni bir çağ açmış. Kaldı ki 8.yüzyılda İslâm Peygamberinin İstanbul’un fethedileceğini söylemesi, onu fetheden orduyu ve komutanı övmesi İslâm dünyasında tam yedi asır süren bir rüyayı ateşlemiş; bu rüyayı gerçekleştirmek Fatih’e nasip olmuştur.

Gerekli hazırlıkları yılmadan, bıkmadan, azimle, eksiksiz olarak yapmalısınız. Bunları yaparken de sabretmelisiniz ki sonuca ulaşabilesiniz.

Bazı öğrencilerse ders çalışmaya aşkla şevkle başlarlar; ancak kısa bir süre sonra bu aşk ve şevkleri biter. Plânlarını dolayısıyla da ders çalışmayı aksatmaya başlarlar. Bunun en önemli nedeni sabırsızlıktır. Sabırsızlığa motivasyon eksikliği, hemen sonuç alma beklentisi, hedefin uzak olması veya unutulması neden olabilir. Kişi bu sorunu aşmak için hedefini düşünmeli, itici güç olarak kullanmalıdır. Yine de en önemli iş, hedefi sürekli olarak hatırda tutup hemen sonuç alma beklentisine girmemektir. Bunu yaparken, yapılan en küçük çalışmanın bile boşa gitmeyeceği, her çalışmanın kişiyi hayalleri süsleyen hedefe biraz daha ayaklaştıracağı unutulmamalıdır.

Çünkü başarının şifresi istikrardır. İstikrarlı bir çalışmayla hedeflere ulaşılır. Suyun mermeri delmesi gücünden değil sürekliliğindendir. Kişi bir amaca ulaşmak istiyorsa önce ulaşmayı düşündüğü amaca kilitlenmeli, sonra da o amaca ulaşmak için sonuna kadar mücadele etmelidir.

İnsan bir işe başladı mı hemen sonuç almayı beklememelidir. Bazı hedeflere ulaşmak zaman ister. Gereken süreç kararlılıkla çalışarak değerlendirilirse sonuçta başarı gelecektir. Bu yapılırken de yaşanılan zorluklar kişiyi hedefinden yıldırmamalıdır.

9-KAYBETMEKTEN KORKMAYIN

Ünlü müzisyen Enrico Cariso’nun ilk müzik hocası, “Senin sesin pencere kenarından giren rüzgârın ıslık çalmasına benziyor.” diyerek ona ders vermeyi reddetmiş. Ama o daha sonra İtalya’nın en büyük tenorlarından biri olmuştur.

Büyük Fransız edebiyatçı Emil Zola, Sorbone Üniversitesi’nin dil ve edebiyat sınavını kazanamamış. Marsilya Üniversitesi’ne gitmek istediyse de yazılı sınavı çok kötü geçtiğinden sözlü sınava bile girememiş. Ama o daha sonra yeni bir edebiyat akımının kurucusu olacak kadar edebiyat dünyasında başarılar kazanmış, yaşadığı çağı aşan eserler vermiştir.

İngiliz milletvekili Benjamin Disraeli, İngiliz Parlamentosu’ndaki ilk konuşmasında ıslıklanmış, yuhalanmış ve konuşmasını bitiremeden kürsüden ayrılmak zorunda kalmış. Fakat o yerine geçmeden önce: “Şimdi benim sözümü kesiyorsunuz; ama bir zaman gelecek, hepiniz beni dinleyeceksiniz.” demiş. Dısraeli daha sonra İngiltere başbakanı olmuştur.

Calvin Coolidge diyor ki: “Dünyadaki hiçbir şey sabrın yerini tutamaz. Kabiliyet tutamaz; kabiliyetli ve başarısız insanlar çoktur. Zekâ tutamaz; dünya eğitimli işsizlerle doludur. Sabır ve ısrar yegâne güçlerdir. Sabırlı olmak, sorunları hep çözmüştür ve çözmeye devam edecektir.”

Öyleyse ümitsizliğe kapılmak yerine, başarıya giden yolda hedeflerimizi gerçekleştirmek için sabır göstermeli ve bu sabırda başarıya ulaşana kadar ısrarcı olmalıyız. Yıkılmadık ayaktayız…

10-KAYGILARINIZI KONTROL EDİN

Ders çalışırken, sınavlardan önce veya sınav sırasında öğrencinin canını sıkan, yaptığı işin düşüren, hatta başarısızlığa neden olabilen bir duygu ve düşünce vardır: Kaygı…

“Ya kazanamazsam, ya başaramazsam!” şeklinde ortaya çıkan kaygı, yapılan araştırmalara göre öğrencileri ameliyat olacak hastalardan daha fazla etkilediği ortaya çıkmıştır. Öğrenci, çalışırken böyle bir duyguya, düşünceye kapılırsa ders çalışmayabilir. Sınavlardan önce veya sınavlarda böyle bir düşünce, duyguya kapılırsa gerçek performansını ortaya koyamaz. Öyleyse kaygı öğrencinin başarısını doğrudan ve olumsuz bir şekilde etkiler. Bu nedenle öğrencilerimiz kaygılarını kontrol altına alabilmeyi öğrenmelidirler. “Verimli bir çalışma” ve çalışmalardan sonuç alma kaygıyı kontrol altına almaya bağlıdır.

Kaygının kontrol altına alınabilmesi için öğretmenlerin, ailenin ve çevrenin de öğrenciye yardım etmesi gerekir. Öğrenci değişik yöntemler kullanarak kaygısını kontrol altına almalıdır. Kontrol altına almalıdır, diyoruz çünkü bir miktar kaygı aslında sorumluluk duygusunu getirir. Yarın yazılısı olan bir öğrencinin yazılıyı düşündüğünde kendisinde çalışmak için itici bir güç buluyorsa bu kadarlık bir kaygı olumludur. Ancak yarınki sınavın sonucunu düşünmekten sınava çalışamıyorsa kaygı artık olumsuz bir noktaya ulaşmış demektir. Bu durumda kaygının giderilmesi veya kontrol altına alınması gerekir.

Kaygının kontrol altına alınabilmesi için, nedenlerinin bilinmesi gerekir. Kaygının nedenleri arasında ailenin yaklaşımları önemli bir yer tutar.

Aileniz sizi hayatınız boyunca “Dur, yapamazsın, sen sus, sen kendi işine bak, yapma kırarsın!…” benzeri aşırı korumacı bir yaklaşımla yetiştirmişse, kendinize güveniniz gelişmemiş olabilir. Bu durumda, yapacağınız işler sizi korkutabilir. Acaba başarabilir miyim? endişesini çokça yaşarsınız. Böyle bir durumdan kurtulmanın yolu, ailenizin size güvenmeyi öğrenmesidir. Size güvenilirse siz de kendinize güveneceksiniz. Ailenize bu satırları okumanızda veya okutmanızda bu bakımdan yarar vardır.

Eğer aileniz sizin yerinize yarışıyorsa, sizi tanımıyorsa, sizin kapasiteniz veya yeteneğiniz dışında sizden beklentileri varsa; hatta sizi hep birileriyle karşılaştırıyorsa, sürekli olarak mutlaka kazanmanız gerektiğini size telkin ediyorsa bu durum da sizde kaygıya neden olabilir. Siz Anadolu lisesine gitmek istiyorsanız aileniz de sizi mutlaka fen lisesine gitme konusunda zorluyorsa bu durum sizde bir kaygıya yol açabilir. Bu bakımdan aileniz, sizi ve yeteneklerini iyi tanıması ve bilmesi gerekir. Bunlar ailenizin üzerine düşenlerdir.

Öğretmenler de sizin yapabildiğiniz, yeteneğinizin olduğu konularda sizi aydınlatması ve size bu konularda destek olmaları kaygınızın giderilmesi bakımından çok önemlidir. Bu da öğretmenlerinizin üzerine düşen görevdir. Öğretmenlerinizden bu konuda yardım isteyebilirsiniz. Özellikler rehber öğretmenlerinize bu konuları açarak onlardan siz kılavuzluk yapmalarını talep edebilirsiniz.

Eğitimin bir ekip işi olduğunu daha önce vurgulamıştık. Bu ekibin en önemli üyesi öğrencidir. Çünkü yapılan her şey onun daha iyi yetişmesi adına yapılır. Aile, öğretmen ve çevre üzerine düşenleri biliyor veya bilmiyor olabilir. Bu üç ögeyi uçağın üç motoru olarak kabul edersek, bunların üçünün durması sizin işinizi zorlaştırabilir. Ama her şey bitmiş değildir. Bu durumda son motor olarak siz varsınız ve hâlâ hedefinize ulaşabilirsiniz. Siz uçağın son motoruysanız önemli olan sizin durmamanız ve üzerinize düşenleri yapmanızdır. Siz de durursanız sizi Trabzon’a (hedefinize) kimse götüremez, bilesiniz…

Öyleyse kaygı konusunda da gerekli gayreti siz göstermelisiniz. Bunun için size şimdi söyleyeceğimiz bazı yöntemler olacaktır.

Peki, kaygının kontrolü adına sizler neler yapabilirsiniz? Şimdi bunun üzerinde biraz duralım.

Kaygıyı kontrol altına alabilmenin en kolay yolarından biri olumlu düşünmektir.

Sınavı birileri kazanacak. Sınavı kazananlar bu kitabın başından beri anlattığımız etkinleri elinden geldiğince yapanlar arasından çıkacaktır. Bu durumda yapılması gerekenleri yapmak varken ne diye sınav sonucunu düşünesiniz ki! Yapmanız gerekenler olumlu düşünmektir. Henry Ford’un bu durumu özetleyen güzel bir sözü vardır: “Yapabileceğinize de inansanız yapamayacağınıza da inansanız haklı çıkarsınız.” Çünkü insan, inandığı gibi davranır. Öyleyse olumlun düşünün. Sınavı kazanabileceğinizi, okul derslerinde başarılı olabileceğinizi düşünün. Göreceksiniz ki başarılı olacaksınız. Çünkü iyi düşürseniz yani kazanabileceğinizi düşünürseniz kazanmanız için gerekenleri yaparsınız. Kazanmayacağınızı düşünürseniz, zaten baştan kaybetmeyi düşündüğünüzden, kazanmak için ciddi bir şey yapmayacaksınız. Öyleyse olumlu düşünün. Aklınıza acaba kazanabilir miyim? diye bir düşünce geldiğinde olumlu düşünerek “tabii ki kazanırım!” deyin. Daha sonra ise bu düşüncelerinizi eylemlerle destekleyin ve kitabın başından beri anlattıklarımız uygulamaya çalışın. Böylece hem sınav kaygısını kontrol altına alacaksınız hem de başarıya ulaşacaksınız. Aynen yukarıda anlattığımız amerikan futbol takımı gibi…

Dünyada sınavı kazanan biri olacaksa o siz olacakmışsınız gibi düşünün. Çünkü sınavı kazanacak olanlar veya başarıya ulaşmış olanların hepsi de öğrenci. Hepsi de sizin yaşınızda. Hepsi de sizinle aynı sıraları paylaşıyor. Hepsi de aynı dersleri görüyor. Hepsine de sınavda aynı sorular yöneltiliyor. Hepsine de çözüm için aynı süre tanınıyor. Bu durumda sınavı kazananların sizden hiçbir farkı yok. Öyleyse fark olumlu düşünmekte ve hedefi gerçekleştirmek için yapılması gerekenleri yapmakta. Siz de sonucu düşünmek yerine sizi sonuca götürücü işleri yapın. Sonucu düşünmek size hiçbir şey kazandırmaz; ama olumlu düşünüp de düşündüğünüz olumlu sonuca ulaşmak için çalışmalarınızı elinizden geldiğince verimli bir şekilde yapmak çok şey kazandırır.

Bazen hatalara kılıf aranırken, bulunan mazeretler hatalardan daha büyük olur. Bu nedenle çalışırken hep bir şeylerin eksikliğinden bahsetmek, bir şeylerin eksik olduğunu düşünmekle öğrencide sınav veya başarısızlık kaygısı ortaya çıkarır. Bir şeylerin eksikliğini düşünüp, bunlar olmadığı için çalışamıyorum diyerek, çalışmamamıza mazeret bulmamız bizim için olumsuz sonuçlar doğurur. Çünkü bu düşünceden dolayı çalışamayız. Çalışmayınca da sınav aklımıza geldikçe kalp atışlarımız yükselir, heyecanımız artar, korkumuz limitin üstüne çıkar, soğuk soğuk terleriz. Sınav kelimesini duydukça kendimizden geçeriz. Çünkü hazır değilizdir. Öyleyse bir şeylerin eksikliğini gündeme getirerek çalışmamak yerine elimizdekileri kullanarak sınavlara çalışmak için gayret göstermeliyiz. Çalışan öğrenci kendine güvenir. Sınavı kanmak için akıl gerekiyor. Aklımızı kullanabilmemiz için de bilgi gerekiyor. Eğer çalışırsak bilgiye ulaşabiliriz. Hepinizin de kafası olduğuna göre ne diye kazanmamaktan veya başarısız olmaktan endişe edesiniz ki! Yapılacak iş, çalışmaları olması gerektiği gibi yapmaktır… Yani antrenmanları yapılması gerektiği gibi yapmaktır. Zaten kitabın başından beri bunu anlatıyoruz. Sonra sahaya çıkıp aynen antrenmanlardaki gibi davranmaktır. Bu durumda doğal olarak istediğiniz sonuca gideceksiniz.

11-SINAVLARDA NE YAPACAĞINIZI İYİ BİLİN

Bazen en iyisini sadece bizim bildiğimizi zannettiğimiz, ama aslında bizim dışımızdakilerin de o konuda çok iyi çalışmaları olduğunu sonradan fark ettiğimiz konular vardır. Sınavlara binlerce öğrenci hazırlanıyor. Bunlar, ellerinden geleni yapıyorlar. Hazırlanıyorlar. Bu hazırlık içinde en iyi çalışmayı yapanlar, başarıya ulaşacaktır. Bu çalışmaların başarıya ulaşması için yapılması gerekenler bir bütün içinde değerlendirilmeli ve bütünü oluşturan parçaların her birisine gereken önem verilmelidir. Verimli bir çalışmadan sonuç alınabilmesi için, sınavda yapılması gerekenler de çok iyi bilinmelidir. Çünkü sınav anı, “verimli bir çalışma”nın özellikle sonuç bölümünü oluşturan önemli bir parçadır. Bu parça da diğer parçalar ilgili iyi bilinmelidir.

Sınavlarda başarılı olmanın yolu; sınavlara verimli bir hazırlık yapmanın yanında sınavdan önce, sınav gününden önceki gece, sınav sabahı ve sınav anında yapılması gerekenlerin iyi bilinmesine bağlıdır. Sınavlara çok iyi hazırlanmış olabilirsiniz. Bu hazırlıkların sonuç vermesi için uygulama aşamasının da başarıyla geçmesi gerekir. Uygulama aşaması da sınav günüdür. Bu nedenle sınav günü sınavlara hazırlanan öğrenciler için özel bir gündür. Birkaç gün öncesinden bu özel güne hazırlanmak gerekir. Sınav günü, işlerin yolunda gitmesi için bu hazırlık çok önemlidir.

Peki, sınavdan önce ve sınav anında neler yapılmalıdır? Şimdi bu sorunun cevabı olabilecek bilgileri paylaşalım sizlerle.

Son bir buçuk ay tekrarlara önem verin.

Son aylarda çalışırken hiç bilmediğiniz konulara değil de iyi bildiğiniz ama unutmuş olduğunuz bölümlerin olabileceğine inandığınız konulara çalışın.

Bir faydası olacağına inan-mıyorsanız sınavdan hemen önceki gün çalışmayın. Eğer çalışmak istiyorsanız yeni konu çalışmayın. Sadece tekrar yapın.

Özelliklere sınavın yaklaştığı günlerde sakatlanmaya neden olabilecek sportif faaliyetlerden uzak durun. Halı saha maçı gibi. Günlük hayatınıza da bu açıdan dikkat edin. Allah korusun, bir kolunuzun kırılması büyük sorunlara yol açabilir. Merdivenlerden inerken dikkat…

Son günlerde moralinizi bozacak, sizi gerilime sokacak filmleri ve televizyon programlarını seyretmeyin. Film seyretmek istiyorsanız komedi filmlerini tercih edin.

Son günlerde sevdiğiniz, sizi neşelendiren, yanında olmaktan mutlu olduğunuz kişilerle vakit geçirmeye çalışın. Sevdiğiniz derken yoğun duygusal ilişkiyi kastetmiyorum, kimse yanlış anlamasın.

Sınava gireceğiniz binayı, sınav salonunu; hatta oturacağınız sırayı mutlaka önceden gidip görün. En azından sınavdan önceki gün bu işlem bitsin.

Sınav günü, sınavın yapılacağı binaya nasıl ulaşabileceğinizi ayrıntılı ve alternatifli olarak plânlayın.

Gerek okuldaki gerekse okullara girişteki sınavlardan önceki gece iyi uyuyun.

Sınava girerken yanınızda olması gereken belgeleri (kimlik, giriş belgesi); kalemleri, silgiyi, kalem açacağını, bir miktar parayı ve saatinizi hazırlayıp sabah aramadan bulabileceğiniz bir yere koyun.

Kafanıza göre ilâç kullanmayın. Özellikle sakinleştiricilerden uzak durun. Doktorunuzun verdiği ve kullanmak zorunda olduğunuz ilâçları alabilirsiniz.

Midenizi bozabilecek veya midenize ağır gelebilecek yemekler yemeyin. Hafif gıdaları tercih edin. Kuru fasulye yiyip de sınava gitmeyin yani…

Sınavdan önceki gece ertesi gün kalkacağınız saate çalar saatleri kurun. Ailenizi siz zamanında kaldırmaları için uyarın.

Kahvaltı yapmayı kesinlikle ihmal etmeyin. Kahvaltı yapmadan sınava girerseniz sınavın yarısında başınız ağrıyabilir.

Yanınıza su, şeker, çikolata, meyve suyu, kuru üzüm, bisküvi gibi gıda ve içecekler alabilirsiniz.

Kıyafet serbest olursa sınavda rahat edebileceğiniz kıyafetler giyin. Kıyafet serbest değilse temiz, ütülenmiş kıyafetler giyin. İyi bir kıyafet, kişinin kendine güvenini sağlamasına katkıda bulunur.

Sınavın başlamasına en az yarım saat kala sınavın yapılacağı binada olacak şekilde evden ayrılın.

Sınav günü sınava giderken hava durumunu, sınav gününün hafta sonu oluşunu, trafik durumunu dikkate alarak evden çıkın.

Sınav başladıktan sonra ara verilmediği için evden çıkarken veya sınav salonuna girmeden önce tuvalet gibi ihtiyaçlarınızı giderin.

Salon sorumlusunun sınavla ilgili açıklamalarını dikkatle dinleyin.

Kitapçığınızı baştan sona bir kontrol edin hata veya eksik sayfa ya da okunmayan kısım varsa gözetmene bildirin.

Sınav sorularını çözmeye alıştığınız tarzda başlayın. Sınavda, daha önce deneme sınavlarında izlediğiniz yöntemin dışında farklı bir yöntem denemeyin.

Soruları çözmeye en yi bildiğiniz dersten başlayın. Soruları çözdükçe moral bulacaksınız.

Sınavda zamana karşı yarıştığınızı aklınızdan çıkarmayın ve sorulara takılmamaya çalışın.

Çözemediğiniz soruların yanına soru işareti (?) koyarak bu soruları geçin. Vaktiniz kalırsa soruları bitirince dönüp yanında soru işareti bulunan soruları çözmeye çalışırsın. Kesinlikle çözemeyeceğinize inandığınız sorular varsa o soruların yanına da eksi işareti (-) koyun.

Soru köklerinde verilen verilerin tümünü okuyun. Parantez içindeki ifadelere dikkat edin. Altı çizili, olumsuz ifadelere (çıkarılamaz, söylenemez, değildir, yoktur vb.) dikkat edin.

Soruların hepsini okuyun. Okumadığınız ama çok kolay olan sorular olabilir. Seçeneklerin de hepsini okuyun. Çünkü bazen özellikle sözel derslerde en doğru veya en uygun cevap istenir.

Sözel sorular da dahil olmak üzere bütün soruları kalem kullanarak çözün.

İşlemlerinizi düzgün yazarak yapın. Bu iş için soruların yanındaki boşlukları değerlendirin. Ayrı bir karalama kâğıdı kullanmanıza izin vermeyeceklerini aklınızdan çıkarmayın.

Bulduğunuz ve doğruluğundan emin olduğunuz cevapları cevap kâğıdına biriktirmeden, hemen düzgün ve doğru şekilde işaretleyin.

İşaretleme yaparken bulduğunuz doğru cevapla işaretlediğiniz cevabın aynı olmasına dikkat edin. Örneğin Türkçe testinden 10. soruyu A olarak buldunuz diyelim. Bulduğunuz bu cevaptan eminseniz bu cevabı, cevap kâğıdındaki Türkçe bölümüne 10. sorunun karşısına A olarak işaretleyin. Buna dikkat etmezseniz kaydırma yapabilirsiniz. Kısacası kaydırma yapmamak için, soru numarasına ve cevap seçeneğine işaretleme sırasında azami dikkat edin.

ÖSS’de dört yanlış, ilköğretim sonrası sınavlarda ise üç yanlış bir doğruyu götürür. Bu nedenle bu sınavlarda hiçbir cevabı kafadan atmayın! Ama cevapları kesin olarak ikiye indirmişseniz doğru olduğuna ağırlıklı olarak inandığınız seçeneği işaretleyebilirsiniz.

Saatinize sürekli bakın ve sınavın süreye karşı olduğunu unutmayın.

Sınav süresi, sonuna kadar ve en iyi şekilde yukarıda değerlendirin. Vakit kalırsa tekrar gözden geçirme yapın. Bu gözden geçirmeleri yaparken ilk verdiğiniz cevabın kesinlikle yanlış olduğundan emin değilseniz cevapları değiştirmeyin. Eğer yeni cevaptan kesin eminseniz eski cevabı değiştirin.

Bana ybilge@zirve.com.tr adresinden hiç çekinmeden her zaman ulaşabilirsiniz…

Unutmayın, başarı size gelmez; siz ona gideceksiniz. Sizi başarıya götürecek yol da “Verimli Çalışma”dır.

Hepinize okulda, sınavlarda ve hayatta başarılar diliyorum…

__________________

aysun

Verimli çalışma nedir,nasıl gerçekleşir? yazısına ait etiketler :
Verimli çalışma nedir,nasıl gerçekleşir? yazısında telif haklarına ve yasalara aykırı bir bilgi veya link bulunuyorsa lütfen buradan iletişime geçiniz.

Tutmayın beni... Yorum yazcam.

Yorum ekleye bilir yada yazı için geri bildirim gönderebilirsiniz..Bu yazı için yorumlarına abone ol: subscribe to these comments RSS.

 

Yorum içerisinde kullanabileceğiniz Html tagları :
<a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>

Yazıya yorum yazdığınızda yorumunuzun hemen yanında bir Gravatarınız yayınlanacaktır.Hani benim Gravatarım?.