Üniversitelerde Türban Yasak!Üniversitelerde Türban Yasak!


türban

Bugün danıştayın kararı ile üniversitelere türbanla giriş tekrar yasaklandı.Doğrusuda bu zaten bir sürü kargaşa çıkıyordu.Bunlara gerek yok birileri siyaset yapacak diye bizim kendi kendimizle didişmemiz bizlere hiç yakışmıyor.Zaten türban tam serbest değildi fakat bazı üniversitelere türbanla hatta abartıp karaçarşafla girenler oldu.Ama bugün kapı kafalarını açmak zorunda kalınca 😀 kamera şakası sandılar.Ama değil …

Üniversitelerde Türban Yasak! yazısında telif haklarına ve yasalara aykırı bir bilgi veya link bulunuyorsa lütfen buradan iletişime geçiniz.

“Üniversitelerde Türban Yasak!” için 1 Yorum

  1. Özgür KARAKAYA dedi ki:

    HAYATIN ESİNTİLERİ

    “Hükümdar bir köylüden, haksız yere bir yumurta alırsa, adamları köylünün bütün tavuklarını zorla elinden alırlar” SADİ

    Hatırlanacağı gibi Washington Times gazetesi yazarı Frank J. Gaffney Başbakan için ülkeyi “İslamofaşist yapma peşinde” diye yazmıştı. İktidar en kısa zamanda devleti ele geçirme hesaplarıyla her şeyi mubah sayabilmekte hukuk, ekonomi, halk, ahlak, insana saygı, devlet sorumluluğu, yönetimde ciddiyet, şeref, onur gibi kavramları adeta unutup dini açıkça politik gündemin en üst seviyesine taşımakta ve bu konuda hiçbir kaygıyı taşımaz görünmektedir.

    Uygarlık tarihi açısından özgür düşüncenin gelişmesi bir dönümdür. Bunun sonucunda doğan düşünce şekli her türlü akıl dışılığı insan özgürlüğüne aykırı bulmaktadır. Pavarotti dinlemenin cezalandırıldığı, Yaşar Kemal gibi dünya çapında ustaya ait bir oyunu sahneleyenin sürgünle karşılaştığı bir ülke düşünebiliyor musunuz? İşte bunlar bu dönem Türkiye’de benzer örnekleriyle yaşanıyor.

    Devlet yönetiminde deneyimsiz AKP kadrolarının işbaşına gelmesiyle “Ananı al da git”, üstü kapalı “gavur İzmir” ve “kelle” polemiğinde olduğu gibi önce bir çiftçiyle, köylülerle, sonra koca bir şehirle ve askerlerle, yargıyla ve ardından işçilerle, memurlarla yaşanan tartışmalar sonrasında at iziyle it izinin birbirine karıştırıldığı yeni bir dönemden geçiriliyoruz. Ülkenin gerçek sorunları görmezden gelinerek gemi azıya almış bazı kesimler dikkati farklı mecralara çekmekte ve toplum yapay krizlere sürüklenmektedir. Bunun altında gelecekteki rant hesaplarının yattığı apaçıktır.

    Rant Hırsıyla Kör Olanlar Kamu Yararına Kör Bakarlar!

    20 milyon insanın yoksulluk sınırının altında yaşadığı Türkiye’de buna karşılık liderler arasındaki mal varlığı ile dikkat çeken AKP liderinin toplumun çeşitli kesimleriyle yaşadığı polemikler sonrası seçimde siyasal sistemdeki boşluktan yakaladığı yüzde 47’lik güvenceden cesaret bularak “türban” yoluyla dini aidiyetlilik üzerinden ülkeyi gerilime sürüklemesi, kendine biat eden birisini YÖK gibi tartışmalı bir kurumun başına getirmesi krizin geldiği en son noktayı bütün açıklığıyla sergilemektedir.

    Ancak her fırsatta toplumu yapay gündemlerle ve büyük medya desteğiyle geren, hatta seçimlerden önce net olarak “Yüzde 10 barajının düşürülmesini isteyenler bunu ancak rüyalarında görebilirler” şeklindeki savla destekleyen AKP’nin demokrasi ve özgürlük konusunda bir sorunu olmadığı ortadadır.

    Türkiye giderek daha bağımlı ve yoksul ülke haline gelmiştir. Finans, enerji ve toptan-perakende alışveriş sektöründe etkin hale gelen küresel güç odakları ulusal kaynaklarımızı ele geçirmekte, emperyalist ülkelerle işbirlikçilerine yapılan borçlanmalar ile neoliberal politikaların adeta fanatik uygulamacısı kesilen AKP, SEKA’nın devredilmesi, PETKİM’in satışı, İzmir Limanı’nın vs. özelleştirilmesiyle de yoğun biçimde kaynak transferini gerçekleştirerek bunu göstermektedir. Mısır işinde sabık Maliye Bakanı’nın kamuoyunu tesellisi ise bir başka komedya; nasılsa oralarda bizim insanlarımız çalışacaktır ya!..

    Hükümetin 2B kararı ise akıllara zarar, neyse ki rant beklentisi sonucu ortaya atılan orman kanununun bir maddesine ilişkin uygulama daha önceki Cumhurbaşkanımız Ahmet Necdet Sezer tarafından veto edilmişti. Ancak 2B yasası yeniden gündemdedir. Artık Çankaya’da AKP’ye yakın bir ismin bulunması 1960’larda AP iktidarı ile yaşanan makilik orman arazisi yağmasının daha beterini halkımıza yaşatabilir. Zira orman alanlarının talanı ileride ülkemizde çevre için büyük sorunlar yaratacaktır…

    Bursa’daki duruma bakarsak…

    Büyükşehir Belediye Başkanı’nın saydığı alışveriş merkezi, teleferiğin uzatılması, Mudanya’ya dev akvaryum vs. Bursa’da yaşayan insanların sorunlarına dönük projeler değildir. Kent Merkezi diye yapılan alışveriş merkezinin gerekliliği, Güzelyalı Feribot İskelesi’nin yeri, Merinos Fabrikası’nın belediye’ye devriyle ortaya çıkan alanın değerlendirilmesi ise tartışmalıdır. Bursa’da bu dönem daha önce görülmedik ölçüde alan betona feda edilmiş, çok sayıda ağaç yok yere kesilmiştir.

    “Meydanı bile kalmayan bu şehrin acısını kimse duymadı” diyordu Prof. Dr. Necmi Gürsakal…

    Merkezi hükümetle neler yaşanıyorsa Bursa’da da aynısı yaşanmakta. Yani merkez meydan savaşı ile Sultanahmet’teki tarihi kıyım Bursa’da da var.

    Sözünü ettiklerimizden ilki Bursa’nın meşhur Kent Meydanı sorunu ile ilgili. Menderes döneminde yapılmış ve daha önce çıkan bir yangında kısmen kullanılamaz hale geldiğinden şehir dışına taşınmasıyla atıl hale gelen S.Garaj adlı bölge Bursalıların meydan olmasını istedikleri bir yerdi. 2001 yılında yayınlanan “Floransalı Karlo” adlı romanında Uludağ Üniversitesi’nde Öğretim Üyesi olan Prof. Dr. Necmi Gürsakal adeta bütün dikkatleri kent meydanı ihtiyacına çekiyor ve şu soruyu soruyordu:

    “Meydansız bir şehrin kayıp insanları olmayı neden hak ediyoruz?”.

    Ancak Hikmet Şahin’in Belediye Başkanlığı ile beraber uygulanan projeyle bu alan adına yaraşmayacak biçimde yapılarla doldurularak işlevi tamamıyla kaybettirilmiştir ama nedense adı değişmemiştir: “Kent Meydanı Alışveriş Merkezi”!..

    Adeta ülkenin gidişatından kaygı duyanlara alışveriş merkezlerini gösteren Başbakan’a bir örnek sergilenircesine… İşin ilginç tarafı da daha inşaat bitmeden ve açılışı yapılmadan Milliyet’in “Taze Mısır Aşkı!” haberinde belirtildiği gibi İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş’ın oğullarının Türkiye halkına Malezya’dan ithal taze mısır satacakları satış noktalarından birinin de burada bulunacak olmasıdır.

    Şehrin tam merkezindeki yaklaşık 10 dönümlük arazinin başına gelenleri gören Bursalılar bu aymazlık örneğine iyi bakıp Merinos’a, Hal’e sahip çıkmalıdır, sıra bunlara gelecektir. Ve burdaki rant Bursa’nın kaderini belirleyenlerin iştahını çok daha fazla kabartacaktır Çünkü…

    Hatırlanacağı üzere dönemin ulusal ekonomisinin lokomotiflerinden biri olarak kurulan SEKA’ya bağlı işletmelerden bazıları da Başbakanın yakınlarına devredildikten sonra yağmalanmış, emekçilerin itirazları ve daha sonra gelinen süreçle birlikte yine AKP’li belediyeye devredilmişti…

    Bursa’da da Türkiye’nin bütününde olduğu gibi yeşil alanla ilgili kişibaşına oran kişibaşına düşen alışveriş merkezi oranıyla kıyaslanmayacak düzeyde geri.

    Toprak Üretilemez!..

    Sadece Bursa Büyükşehir Belediyesi bünyesindeki Yaş Sebze ve Meyve Hal’inin taşınmasıyla boşalacak alan 45 bin metrekaredir. Açılışını bizzat 1938’de M.Kemal’in yaptığı Sümerbank Merinos Fabrikası’nın belediyeye devredilen arazisi kentin akciğerlerinden biri konumundayken yapılaşmaya açılan bölümü ise şimdilik yarıya yakın bir kısmını teşkil ediyor!

    Öte yandan çıktığı yurt dışı gezilerinden bile dünyanın en modern projelerinden biri olarak ballandırarak anlattığı Bursa’daki AKP’li belediye başkanının milyonlarca dolarlık bir kültür merkezi, baştan beri bir Hyde Park benzerini yaratmakla övündüğü Merinos’ta belediyeye hiç yakışmayacak tuhaf bir tesadüf yaşandı. Belediyeye devredilen Fabrikaya ait 3 binden fazla kitabın bulunduğu kütüphane, Bursa’da bir hurda deposunda ortaya çıktı. Bir sahafın fark etmesiyle hammadde olmaya götürülürken kurtarılan kitaplar dünya klasikleri ve bazı teknik kitapların yanısıra “İstanbul Ansiklopedisi” ve “Osmanlı Tarihi” gibi hiçbir yerde kolaylıkla bulunamayacak nadir eserlerden oluşmaktaydı.

    Ayrıca kentiçi trafiği rahatlatmak iddiasıyla alelacele yaptırılan bat-çık’lar müteahhitler için yap-çık’a dönüştü. Aynı maliyetlerle gelecek için daha kullanışlı projeler gerçekleşebilirdi. Bursa’nın hafif raylı sisteminin B etabı sayılan ve Bursa’yı doğuya götürecek kısım 4 yılda zar zor tamamlandı.

    Kıyım’a Rekor Dava

    Son olarak Bal-Göç Dayanışma Derneği’nin iletişim sitesinde de yeralan personel kıyımıyla ilgili bir haberden daha bahsedelim.

    Bursa Kent Gazetesi köşe yazarı Mustafa Özdal’ın adıyla yayınlanan bir haberde Büyükşehir Belediyesindeki işten çıkarma, emekliliğe zorlanma ve sürgün şeklindeki personel politikası apaçık ortaya seriliyor. 2 Ağustos 2007 tarihli gazete haberinde AKP’li Bursa Büyükşehir Belediyesi’nde görevli çalışanların çeşitli dayatma ve baskılarla karşı karşıya kaldığı, benzeri görülmemiş kıyım politikası karşısında belediyeye 200 dava açıldığı ifade edilmektedir.

    Büyükşehir Belediyesi statüsü kazandığından bu yana açılan dava toplamı sayısı 3’te kalırken, göreve geldiği tarihle haberin yayınlandığı tarihe kadar dönemde Hikmet Şahin yönetimindeki belediye aleyhine rekor sayıda dava açıldığı da belirtilmektedir. Önceki dönem Basın ve Halkla İlişkiler Müdürlüğü’nde görevliyken bu dönemde yeri sürekli değişen 2 üniversite mezunu Tamer Uysal’a Hal Müdürlüğü binasında makbuz kestirildiği de işaret ediliyor…

    Büyükşehir Belediyesi’nin icraatları burada sayılamayacak kadar çok. Yazıyı bir hatırlatmayla, “İnsanı Yaşat Ki Devlet Yaşasın” sözünü diline pelesenk eden Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Şahin’e, uygulamalarına bakarak Şeyh Edebali’nin aynı öğüdünden “Unutma ki yüksekte yer tutanlar aşağıdakiler kadar emniyette değildir” diyen bölümü anımsatıp bitirelim.

    Özgür KARAKAYA
    ozgkara@hotmail.com

Üniversitelerde Türban Yasak! Yazısı için Yorum Yapabilirsiniz

Gizlemek istediğiniz kodları buraya koyabilirsiniz. Örneğin sayyac kodu koyup ikonun görünmemesi için bu kodu koyabilirsiniz.