<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Genelleme &#187; Ödev</title>
	<atom:link href="http://www.genelleme.com/tag/odev/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.genelleme.com</link>
	<description>Kulelili Olmak Ayrıcalıktır….</description>
	<lastBuildDate>Fri, 11 Jun 2010 21:30:38 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.9.2</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Milli Mücadele Döneminde Propaganda Hizmetlerinin Örgütlenmesi</title>
		<link>http://www.genelleme.com/milli-mucadele-doneminde-propaganda-hizmetlerinin-orgutlenmesi.html</link>
		<comments>http://www.genelleme.com/milli-mucadele-doneminde-propaganda-hizmetlerinin-orgutlenmesi.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 08 Dec 2007 09:04:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Gökhan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[bilgi]]></category>
		<category><![CDATA[milli mücadele]]></category>
		<category><![CDATA[Ödev]]></category>
		<category><![CDATA[Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.genelleme.com/milli-mucadele-doneminde-propaganda-hizmetlerinin-orgutlenmesi.html</guid>
		<description><![CDATA[







Hemen belirtmek gerekir ki, Milli Mücadele dönemimizin birçok konu ve olayları gibi propaganda hizmetlerinin de hangi görüşlerle ele alındığı, düşman propaganda ve psikolojik harekatı hakkında nelerin düşünüldüğü ve karşı koyma çabalarının hangi düzeylerde kaldığı, nihayet bu hizmetlerin nasıl örgütlendirildiği, uygulamaların hedef ve hedef kitlelerinin neler olduğu gibi hususlarda gereken araştırma ve incelemeler yapılmamıştır.
Milli Mücadele dönemi; [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Hemen belirtmek gerekir ki, Milli Mücadele dönemimizin birçok konu ve olayları gibi propaganda hizmetlerinin de hangi görüşlerle ele alındığı, düşman propaganda ve psikolojik harekatı hakkında nelerin düşünüldüğü ve karşı koyma çabalarının hangi düzeylerde kaldığı, nihayet bu hizmetlerin nasıl örgütlendirildiği, uygulamaların hedef ve hedef kitlelerinin neler olduğu gibi hususlarda gereken araştırma ve incelemeler yapılmamıştır.<span id="more-1675"></span></p>
<p>Milli Mücadele dönemi; Türk milletinin varlığını kanıtlaması, koruması, geliştirmesi zorunluluğu karşısında; Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde, milli hudutlar içerisinde, millet egemenliğine dayanan, kayıtsız şartsız, tam bağımsız yeni bir Türk devleti kurmak amacıyla giriştiği ve evre evre devam ettirdiği mücadeleleri, savaşları, zaferleri, barışı ve nihayet yeni devletin kuruluşunu içerisine alan tarihi döneme denilir. Bu dönem, zaman kesiti olarak, kasım 1918 – 29 Ekim 1923 tarihleri arasında geçen olayların, hareketlerin, ilişkilerin, iç ve dış tehditle yapılan mücadelelerin bütününü kapsamaktadır. Milli Mücadele, bir milletin mücadelesidir. Bir milletin var olması veya yok edilmesi mücadelesidir.</p>
<p>Propaganda Hizmetlerinin İlk Örgütlenmesi</p>
<p>BELGE 1<br />
27 Nisan 1920</p>
<p>Bursa Millete Vekili Şeyh Servet Efendi’nin Bir İrşad Encümeni kurulması hakkındaki önerisi</p>
<p>“Büyük Millet Meclisi Yüksek Başkanlığına</p>
<p>İrşadın (yol göstermenin – aydınlatmanın) insanlık hayatının önemli mutluluk etmenlerinden biri olduğu tarihin sayısız olayları ile kanıtlanmış ve gerçekleşmiş bulunmaktadır.</p>
<p>Düşmanlarımız bu yararlı ve kutsal gerçeği tersine çevirerek, görünüşte hakları savunucu görünüp, gerçekte ise yalanları uydurup, yayarak gerçekleri saptırmakta, sahip bulunmadıkları hakları ele geçirmek ve çıkarlarını sağlamak amacıyla propaganda adı altında örgütler kurmakta, bu örgütleri, maddi ve manevi çok büyük özverilerde bulunarak, yaşatıp, desteklemekte ve bu yolla bütün insanlık dünyasını kandırıp, şaşırtmakta devam etmektedirler.</p>
<p>Bugün karşı karşıya kaldığımız üzüntü verici durumda düşmanlarımız tarafından kullanılan propaganda aracı ile gerçekleştirilmektedir. Bu sebeplerle aleyhimize kullanılan silaha karşı, aynı silahla karşılık vermek gereğinin açık olmasına ilaveten her uygun ve hukuki şekilde gerçekleri yaymanın ve insanlarımıza yol göstermenin ve kamuoyunu aydınlatmanın önemi ve büyüklüğünü de anlatmak gerekmeyecek kadar açık bulunduğundan Büyük Millet Meclisimizin kuracağı çalışma şubeleri arasında bir de İrşadiye İşleri şubeleri arasında bir de İrşadiye İşleri Şubesi’nin kurulması ile bunun Osmanlı ülkesine yayılmasını öneririm.<br />
‘Bursa<br />
Şeyh Servet’</p>
<p>BELGE 2</p>
<p>Bursa Millet Vekili Şeyh Servet Efendi’nin 27 Nisan 1920 tarihinde Büyük Millet Meclisi’nde önergesini açıklayan konuşması.<br />
“Saygıdeğer arkadaşlarım,</p>
<p>Bu sorun, ilk bakışta o kadar önemli görünmüyorsa da gerçek anlamda psikolojik durumlarda (ruhlara) etkiyi açıklayan bir nitelik taşır. İnsanların davranış ve hareketlerini oluşturan psikolojik dayanıklılığı sağlar. Sanıyorum ki, hayatın sorunlarının en önemlisidir. Bu durumu hayatın deneyimleriyle değerlendiren Batılılar, önergemde sunduğum gibi, soruna çok büyük önem vermişler ve psikolojik etkileme hizmetlerini örgütlemişlerdir. Özellikle, İngilizler özel bir bakanlık kurmuşlar ve yalnız bu bakanlığa örtülü olarak yüzdoksanbeşmilyon lira vermişlerdir. Batı devletlerinin bu davranışları bilindiği gibi, kandırma ve doğruları saptırma yöntemlerini şeytanca bir şekilde kullanarak insanlığı bozguna uğratmak, değerlerini bozmak biçiminde ortaya çıkıyor, görünüyor.</p>
<p>Bizde yani Müslümanlarda da bir irşat (doğruyu gösterme – aydınlatma) vardır. Yüce Kuran baştan başa aydınlatmak, doğru yolu göstermek içindir. İnsanların psikolojik durumlarını mutluluklarına yönetmek ve mutlulukları yolunda yönlendirmek içindir.</p>
<p>Düşmanlarımızın en büyük silah olarak bize karşı kullandıkları bu cins silaha karşı bizim de, varlığımızın ortaya çıktığı günden beri elimize verilmiş bir silah vardır ki, herhalde iyi kullandıktan sonra onların silahından üstün gelir. Açıklamak isterim ki, bu hizmet ve faaliyetlerin önemini iyi değerlendirmek gerekir. Bir şeyden görüşlerin ilgisi kesilirse, o şeydeki önemin hissedilmemesi, insan doğasının sonucudur. Bu sebeple, sorunu iyi inceleyerek, iyi anlayarak bu yönde gereken örgütlenmeyi yapalım. Ve buna diğer varlıklarımızla ilgili, şubelerle verdiğimiz önemi vererek bir şube kuralım. Bir iş kuralım. Bu hizmete yolu gösterme zeminini açıklamayı yararlı görüyorum.</p>
<p>Bunun birincisi: Düşmanlarımızın haince yaptıkları propagandalar sonucunda kandırılıp, bozgunculuk yapılan bir miktar yerimiz var, bunlar görünüşte iyi niyetli girişimler ile veya üzülerek belirtelim ki, bazı din kardeşlerinin birbirleriyle silahlanarak çarpışmak suretiyle düşman tarafından elde edilmiş, daha doğrusu içerisinden fethedilmiş yerlerdir. Burada yaşayanların psikolojik durumları güçlendirilmezse, bugün izlediğimiz kutsal emel ve gelecekteki gücümüzün büyüklüğü ruhlarında tam olarak oluşturulamazsa, düşmanın gerçekler üzerine örttüğü perdeler kaldırılmazsa birkaç hafta deneyimlerle de görüldüğü gibi o yerler fırsat buldukları anda gene bozgunculuk hastalığına uğrayabilirler.</p>
<p>Bunun için, kurulacak şubenin belirtileceği önlemler ve gerekirse Meclisten alınacak kararlar doğrultusunda bu yerlerin ileri gelenleri, yöneticileri, hocaları, aydınları buraya getirilerek “İrşad İşleri Vekaleti’nin yetkili heyetlerince tam olarak eğitilmeleri veya uygun görülen yerlere bu heyetlerin gönderilerek oralarda yaşayanların psikolojik durumlarının güçlendirilmesi gerekir. Ne şekilde olacaksa bu şahısların ruhları aydınlatılır, doğru yollar gösterilir. Çünkü bir ülkenin, şehrin, kasabanın, köyün ileri gelenlerinin, yöneticilerinin, hocalarının, ilim adamlarının ve aydınlarının tam olarak psikolojik durumları güçlendirmek, aydınlatılmak ve doğru yollar gösterilmek suretiyle bunlar gerçekleri tam olarak bilebilir ve değerlendirebilirler. Ve bir ülkenin aydınları, yöneticileri, ilim adamları o ülkenin kamuoyu hiçbir zaman bozulmaz. Bu anlamda bir Yüce Ayet vardır ki; “Bir ülkenin harap olması, bir ülkenin yok olması, o ülkenin ileri gelenlerinin ve yöneticilerinin bozulmasıyla meydana gelir” şeklindedir. Bu ülkenin sayılan kişileri gerek kişisel, gerek genel olarak görevlerinden uzaklaşırlarsa, gerçekleri görmezlerse, çürümeye uğrarlar, bozgunculuğa düşerler. O ülkenin harap ve yok olması Yüce Allah’ın kanunu gereğidir. Bu görevleri Kuran’da belirtiyor. Onlarla tam olarak anlaşıp, ruhlarını aydınlatmak gerekir.</p>
<p>İkincisi: Yüzde bir şüphe ihtimali bulunan sorunlarda ileriyi düşünerek önlemler almak ve bu suretle hareket etmek ilmin ve aklın gereğidir. Bugün, milletin kararlılığı sonucu, onuru ve bağımlılığı bulunduğumuz şehirden doğacaktır. Bu şehrin hayatının ve işlerinin düzeni ve disipliniyle ilgili olarak ve diğer şehirlerimizin, yerlerimizin düzeni ve asayişi, huzuruna bir zarar geldiği zaman oraya göndereceğimiz asker, jandarma ve polislerimiz var. Doğal olarak bunlarda zerre kadar, yüzde bir şüphemiz bulunmamakla beraber, en büyük ileri görüşlülük, onların kalpleri istenilen derecede kuvvetli de olsa, herhangi bir psikolojik desteğe ihtiyaçları bulunmasa da, askerlerimize, polisimize ve jandarmamıza akılcı ve kabullenilmesi gereken yol göstericilik ve aydınlatma görevlerini yerine getirmemiz, kalplerini daima güçlendirmemiz gerekir. Ufacık bir propaganda mikrobu, bir taraftan bir kelime, bir fısıltı kulaklara sokulmuş olursa bulaşıcı hastalık gibi birbirlerine bulaşarak devam eder, kalpleri zayıflatır. Bir zarar olmasa bile kalplerin zayıflığı ve şüpheler meydana getirir. Aynı şekilde halkımızın kalplerini de bu kutsal emelle doldurmak, desteklemek, imanlarını tazelemek, kuvvetlendirmek arzu edilir. Halkın imanı ancak doğru yolu göstermekle, O’nu aydınlatmakla mümkündür.</p>
<p>Üçüncüsü: Bugün elimizde bulunan ve düşmanlar tarafından esaret altına alınmayan yerlerimizin tamamını kapsayacak, ya her yerin ileri gelenlerini, yöneticilerini buraya getirtmek veya oralara bir heyet göndermek suretiyle yahut yerel şubeler açarak bu yerlerin ileri gelenlerini, yöneticilerini ve halkını aydınlatmayı, onlara doğru yolu göstermeyi büyük bir zorunluluk olarak hissediyorum. Ve bunu Genel Kurul’a öneriyorum. Uygun ise böyle bir örgüt kurulsun.”</p>
<p>BELGE 3</p>
<p>Darülhikmeti İslamiye Örgütünün Çalıştırılması Önerisi</p>
<p>Karahisarı Sahip Millet Vekili İsmail Şükrü Efendi’nin görüşü ve önerisi</p>
<p>“Şeyh Servet Efendi’nin açıkladığı hususlara sanırım ki, kimse itirazda bulunamaz, ancak şekle ilişkin bazı görüşlerim vardır. Daha önce Meşihat Makamınca “Darülhikmeti İslamiye” adı altında bir “irşadiye” örgütü kurulmuştu. Bu kuruluş, örgütlenmesini tamamlamış, tam olarak faaliyete başlamış ve son zamanlarda önemli etkileri de görülmüştü. Bu sebeple bendeniz esas bakımından Şeyh Servet Efendi’nin görüşlerini alkışlarla kabul etmekle beraber, ayrı bir şekilde “vekalet” kurulmasına gerek olmadığını belirtmek isterim. “İlmiye Encümeni” adı altında kurulan encümene ek olarak bu unvan ve görev verilebilir. Çünkü, şimdiye kadar kabul ettiğimiz esaslar, mevcut kanunların ve nizamların hudutları içerisinde hareket ederek, bunları bizim amaçlarımıza uygun bir şekle getirmektir. Açıkladığım örgüt ki, düzenli ve önemli bir şekilde ileri gitmiş bir örgüttür.Yeniden, yeniye bir özel vekalet kurulmasına gerek görmüyorum. Taşralarda kurulan “Darülhikme” şubelerine, köylere gitmek üzere biraz ödenek verilsin. Hiç ödenekleri olmadığı halde taşrada bu örgütün önemli faaliyetler inkar edilemez. Biraz da harcırah gibi ödenek verilse, daha etkin olacaklardır. Yoksa oradaki Darülhikme üyeleri para için değil, dine ve vatana bağlılık nedeniyle köy köy gezip doğru yolu göstermek ve aydınlatmak için kalpleri çırpınıyor. Bu üzücü durum karşısında yürekler eriyor, çabalıyor. Gençlik, uyarma ve aydınlatma alanını genişletmek istiyor, buna karşılık araba ücreti bulamıyor. Eğer bu kadarcık bir masraf verilse örgütümüz hazırdır. Bu yoldan açıklanan amaç sağlanır. Bendeniz ayrıca bir vekalet kurulmasına taraftar değilim, ancak “irşada” önem verilmesini bütün varlığımla kabul ederim.”<br />
BELGE 4</p>
<p>Şeyh Servet Efendi’nin Cevabı</p>
<p>“Efendiler; amacımız bir amma sözler farklı&#8230;</p>
<p>Bendeniz, bunun öneminin şimdiye kadar yeterince anlaşılamadığını iddia etmek isterim. Şimdiye kadar Darülhikme örgütünde görülen güçlük ve gösteremediği varlık, dayandığı temelin ve çalışmalarındaki kısıtlı görüşlerin sonucu olduğunu bildiğim için ayrı bir kuruluşun gereğini düşündüm. Karşımızdaki düşmanlarımızın örgütündeki durumu bir düşünelim, bizimkisi hiçe inecektir. Adı ne olursa olsun, darülhikme olsun, irşad encümeni olsun, ne olursa olsun amacı sağlamak için gereken önem ve büyüklükte örgütlenmeyi düşünmek, genişliğini kabul etmek zorundayız. Sonra bu kuruluş her dilde ve gerçek hayatı oluşturacak biçimde birçok çalışmalar yapacak bir niteliğe sahip olacaktır.</p>
<p>Çünkü, dünyanın hayatı o dereceye gelmiş, o derece genişlemiştir ki, doğrudan çıkan en ufak bir fısıltı batıda derhal etkisini göstermektedir. Hayat bir anda hepimizin olmuştur. Bir yerin özel olması imkanı ve beklentisi kalmamıştır. Bunun için “irşad” dediğim zaman, yalnız hoca efendilerin camilerdeki vazı anlamında almıyorum. Önergemde her türlü akılcı şekil ve nitelikte ve hukuki kuralları içerisinde halkın aydınlatılmasını, doğru yolun gösterilmesini, kamuoyunun aydınlığa ulaştırılmasını anlatmaya çalışmıştım. Bu şekiller ve yollar yaşanan hayatın gereklerine göre her türlü şekiller alır, her türlü araçlar kullanmak suretiyle ortaya çıkar. Ve uygulanır.</p>
<p>Bir defa, bir gerçeğin doğrudan doğruya niteliğini tayin eden bir sorunla karşı karşıya bulunulur. Ortaya çıkan gerçeğin niteliğini tayin etmek başka, bu gerçeğin yayım ve yayınlanması başkadır. Bunun için, her şeyden önce bu işin önem ve büyüklüğünü olduğu gibi incelemeyip, anlayarak ve bu heyete batı hayatını da çok iyi bilmiş, her türlü hayat sorununa karşı, karşılık verebilecek yüksek düşünceli, bilgili, yüksek ruhlu her İslam ferdini bir araya getirmek, her aydın ve yetişmiş kişiyi birleştirmek suretiyle büyük bir örgüt istiyorum. Mümkün ise olur, mümkün değilse eldeki imkanlarla, derecesine göre gerçekleştirilebilir.</p>
<p>Her işin, her düşüncenin bir esası, bir derecesi vardır. O esas ve başlangıç noktasını kendimize amaç edinerek, bugün ne yapılabilir, hangi ayakta ve hangi basamakta durabilir, hangi derecesine tutunabiliriz, bunu belirlememiz ve mümkün ise orada başlamamız sonra derece derece gerçeklere ulaştıkça genişlememiz mümkündür. Bunu kabul edebiliriz, ancak her şeyden önce sorunun gerçek öneminin anlaşılması gerekir&#8230;”</p>
<p>Mustafa Kemal Paşa’nın Konuya Yaklaşımı</p>
<p>“Müsaade buyurursanız iki öneri karısında kalmış bulunuyoruz.</p>
<p>Birincisi Şeyh Servet Efendi Hazretlerinin önergesidir ki, İrşad Encümeni adı altında – sanıyorum ki, batı dilinde propaganda heyetidir – bir heyetin kurulmasıdır. Buna doğal olarak sayın ilim adamları, hocalar ve diğer kişiler de katılabilir.</p>
<p>Bu öneriyi uygun bulanlar ellerini kaldırsınlar.</p>
<p>Çoğunluk vardır, kabul edildi.”</p>
<p>İlk İrşad Encümeni’nin Kuruluşu</p>
<p>BELGE 5</p>
<p>Büyük Millet Meclisi’nin 27 Nisan 1920 tarihli toplantısı<br />
Encümenlerin üye seçimi<br />
- Başkan Mustafa Kemal Paşa</p>
<p>“Bir şey hatırlatmak istiyorum, Servet Efendi’nin önergesi üzerine “İrşad Encümeni” yanı Propaganda Encümeni de seçilecek encümenler arasında yapılsın&#8230;”</p>
<p>İlk İrşad Encümeni Üyeleri</p>
<p>27 Nisan 1920 tarihinde, İrşad encümeni’ne aşağıdaki üyeler seçilir.<br />
1. Şeyh Servet Efendi (Bursa)<br />
2. Şeyh Seyfi Efendi (Kütahya)<br />
3. Abdülhalim Çelebi (Konya)<br />
4. Rıfat Bey (Konya)<br />
5. Halil Bey (Burdur)<br />
6. Hüseyin Mazlumbaba Efendi (Denizli)</p>
<p>İkinci İrşad Encümeni Üyeleri</p>
<p>İrşad Encümeni kurulduktan sonra, yapılan ilk toplantıda daha geniş ve çeşitli alanlarda uzmanlaşmış üyelerle kuvvetlendirilme kararı verilmiş ve durum Meclis Başkanlığına bildirilmiştir. Meclis Başkanlığı İç İşleri – Maliye – İktisat – adliye encümenlerinden “İrşat Encümeni” için yeni üyeler isteğinde bulunmuştur.<br />
BELGE 6</p>
<p>10 Mayıs 1920 tarihinde, İç işleri Encümeninden:<br />
• Hafız İbrahim Bey (Isparta)<br />
• Mesud Bey (Karahisarı Şarki)</p>
<p>Aynı tarihte, Maliye Encümeninden<br />
• Sıddık Bey (Çorum)<br />
• Emin Bey (Erzincan)</p>
<p>Adliye Encümeni’nden<br />
• Muhiddin Baha Bey (Bursa)<br />
• Mehmet Şükrü Bey (Karahisarı Sahip)</p>
<p>13 Mayıs 1920 tarihinde, İktisad Encümeninden:<br />
• Yunus Nadi Bey (İzmir)<br />
• Mahmut Celal Bey (Saruhan) (Bayar) seçilmişlerdir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.genelleme.com/milli-mucadele-doneminde-propaganda-hizmetlerinin-orgutlenmesi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Toplumsal Dayanışmanın Bizler ve Ülkemiz için Önemi (Türkçe)</title>
		<link>http://www.genelleme.com/toplumsal-dayanismanin-bizler-ve-ulkemiz-icin-onemi-turkce.html</link>
		<comments>http://www.genelleme.com/toplumsal-dayanismanin-bizler-ve-ulkemiz-icin-onemi-turkce.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 29 Nov 2007 11:12:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Gökhan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[bilgi]]></category>
		<category><![CDATA[Ödev]]></category>
		<category><![CDATA[performans ödevi]]></category>
		<category><![CDATA[toplum]]></category>
		<category><![CDATA[ülke]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.genelleme.com/toplumsal-dayanismanin-bizler-ve-ulkemiz-icin-onemi-turkce.html</guid>
		<description><![CDATA[Ders:Türkçe
Tema:Birey ve Toplum
Konu:Toplumsal dayanışmanın bizler ve ülkemiz için önemini
Toplumsal Dayanışma
Toplumsal dayanışma toplumun kurum ve kuruluşlarıyla ortak değerlerde birleşmesi ve birlikte hareket etmesidir. Yaşamımızda toplumsal dayanışmanın çok önemli bir yeri olduğunu artık anlamamız gerekmektedir. Çünkü iyi yaşamamıza yardımcı olacak hareketlerden birisi dayanışmadır.
İyi bir başarı için çevre faktörlerimizi de iyileştirmek zorundayız. Çünkü insan sosyal bir varlıktır. Çevresindeki [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Ders:Türkçe<br />
Tema:Birey ve Toplum<br />
Konu:Toplumsal dayanışmanın bizler ve ülkemiz için önemini</p>
<p>Toplumsal Dayanışma</p>
<p>Toplumsal dayanışma toplumun kurum ve kuruluşlarıyla ortak değerlerde birleşmesi ve birlikte hareket etmesidir. Yaşamımızda toplumsal dayanışmanın çok önemli bir yeri olduğunu artık anlamamız gerekmektedir. Çünkü iyi yaşamamıza yardımcı olacak hareketlerden birisi dayanışmadır.<span id="more-1642"></span></p>
<p>İyi bir başarı için çevre faktörlerimizi de iyileştirmek zorundayız. Çünkü insan sosyal bir varlıktır. Çevresindeki tüm olaylardan direk veya dolaylı etkilenir. Bu etkileşme insana zarar verdiği gibi zirveye çıkmasına da yardımcı olur. Dayanışmalar sayesinde toplumlar ve ülkeler kalkınır.</p>
<p>Kendi başarısızlığımız eğer bir toplum içinde olumsuz etki yapıyorsa oturup, düşünüp nerede neden hata yaptığımız irdelememiz gerekmektedir. Kısacası, birbirimizin gözünü oyacağımıza, pozitif dayanışma içerisinde olsak, hem kendimiz hem çevremiz hem de ülkemiz bundan faydalanacaktır.</p>
<p>Bireylerin beraber hareket etmeleri elbette ülkemiz için çok faydalı olur, buna en güzel örnek Kurtuluş Savaşıdır. Birlik ve beraberlik içinde olan toplum kendi kendini yönetir, dışarıdan müdehalelere izin vermez. Karşılaşılan sorunlar daha çabuk çözülür ve gelişmek için gerekli şartlar kolayca aşılır.</p>
<p>Kısaca Ülkemizin dünya ülkeleri arasında önemli bir yere gelmesi için, toplum olarak bir dayanışma (fikir birliği) içinde olmalıyız.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.genelleme.com/toplumsal-dayanismanin-bizler-ve-ulkemiz-icin-onemi-turkce.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>5</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kimyasal tepkime çeşitleri (Fen ve Teknoloji Dersi)</title>
		<link>http://www.genelleme.com/kimyasal-tepkime-cesitleri-fen-ve-teknoloji-dersi.html</link>
		<comments>http://www.genelleme.com/kimyasal-tepkime-cesitleri-fen-ve-teknoloji-dersi.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 29 Nov 2007 11:10:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Gökhan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[fen]]></category>
		<category><![CDATA[kimya]]></category>
		<category><![CDATA[Ödev]]></category>
		<category><![CDATA[performans]]></category>
		<category><![CDATA[Teknoloji]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.genelleme.com/kimyasal-tepkime-cesitleri-fen-ve-teknoloji-dersi.html</guid>
		<description><![CDATA[Ders: Fen ve Teknoloji
Konu:Kimyasal tepkime çeşitleri nelerdir araştırınız.
A) ÖZELLİKLERİNE GÖRE :
1.	Yanma Tepkimeleri
•	Bir maddenin oksijenli verdiği tepkimelerdir.
Yanma tepkimesi için: yanıcı madde, hava(oksijen), tutuşma sıcaklığı gerekir.
Bu 3 faktörden birinin eksikliği yanmayı durdurur.CO2 gazının yangın söndürücü olmasının nedeni özkütlesinin havadan büyük olması ve yanıcı olmamasıdır.
•	Organik bileşikler yanarlar.
Organik bileşiklerden yapılarında yalnız C ve H bulunduranlara hidrokarbon denir.Genel olarak CxHy [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Ders: Fen ve Teknoloji<br />
Konu:Kimyasal tepkime çeşitleri nelerdir araştırınız.</p>
<p>A) ÖZELLİKLERİNE GÖRE :</p>
<p>1.	Yanma Tepkimeleri</p>
<p>•	Bir maddenin oksijenli verdiği tepkimelerdir.<br />
Yanma tepkimesi için: yanıcı madde, hava(oksijen), tutuşma sıcaklığı gerekir.<br />
Bu 3 faktörden birinin eksikliği yanmayı durdurur.CO2 gazının yangın söndürücü olmasının nedeni özkütlesinin havadan büyük olması ve yanıcı olmamasıdır.<span id="more-1641"></span><br />
•	Organik bileşikler yanarlar.<br />
Organik bileşiklerden yapılarında yalnız C ve H bulunduranlara hidrokarbon denir.Genel olarak CxHy formülü ile gösterilirler.Yapılarında C ve H’ın yanı sıra O, S, N ve halojen (F, Cl, Br, I) bulunduran organik bileşikler de vardır.<br />
• Organik bir bileşiğin yanması sonucunda: CO2 oluşması bileşiğin C içerdiğini, H2O oluşması bileşiğin H içerdiğini, SO2 oluşması bileşiğin S içerdiğini, NO2 oluşması bileşiğin N içerdiğini kanıtlar.Oksijen havadan geldiği için bileşikte oksijen bulunup bulunmadığı ürünlerin türüne bakarak anlaşılmaz.</p>
<p><img src="http://img296.imageshack.us/img296/4954/56607217kh9.jpg" border="0" /></p>
<p>CS2’de C ve S olduğundan ürünler CO2 ile SO2’dir.C4H10’da C ve H olduğundan ürünler CO2 ve H2O’dur.C4H10 ile C4H10O3’ün yanma ürünleri aynıdır.Ancak oksijenin bir kısmı bileşik tarafından karşılandığından C4H10O3’ü yakmak için daha az miktarda oksijen yeterli olur.<br />
•	Metallerin oksijenle birleşmesi paslanma ya da oksitlenme olarak bilinir.Bu tür tepkimelere yavaş yanma da denir.</p>
<p><img src="http://img296.imageshack.us/img296/5311/76419903hv0.jpg" border="0" /></p>
<p>2.	Sentez (Birleşme) Tepkimeleri</p>
<p>Birden fazla maddenin birleşerek tek bir ürün oluşturduğu tepkimelerdir.Bu olayda yan ürün oluşmaz.</p>
<p><img src="http://img226.imageshack.us/img226/7/48729508ef4.jpg" border="0" /></p>
<p>3.	Analiz (Ayrışma) Tepkimeleri</p>
<p>Bir bileşiğin kendinden daha basit yapılı maddelere ayrıştırılması tepkimeleridir.Elektroliz yolu ile ya da ısı alarak ayrışan maddeler vardır.</p>
<p><img src="http://img296.imageshack.us/img296/6791/67706949gq1.jpg" border="0" /></p>
<p>4.	Yer Değiştirme Tepkimeleri</p>
<p>•	Aktif olan bir elementin, kendinden daha az aktif olan (pasif) bir elementle yer değiştirmesi ile gerçekleşen tepkimelerdir.</p>
<p><img src="http://img296.imageshack.us/img296/1648/24757480zx1.jpg" border="0" /></p>
<p>•	Sulu çözelti tepkimelerinin birçoğunda ise anyon ve katyonların her ikisi de yer değiştirir.<br />
Çökelme ve nötrleşme tepkimeleri de yer değiştirme tepkimeleridir.</p>
<p><img src="http://img124.imageshack.us/img124/5772/47406266ej4.jpg" border="0" /></p>
<p>Çökelme:<br />
<img src="http://img226.imageshack.us/img226/1156/30977282bk5.jpg" border="0" /><br />
Nötrleşme:<br />
<img src="http://img226.imageshack.us/img226/243/53587920pw5.jpg" border="0" /><br />
•	Organik bileşiklerde de yer değiştirme tepkimeleri vardır.</p>
<p><img src="http://img124.imageshack.us/img124/795/33712278tp9.jpg" border="0" /></p>
<p>5.	İyonik Tepkimeler</p>
<p>Sulu çözeltilerde gerçekleşen tepkimeler iyonların etkileşmesine dayanır ve tepkime ürünlerinden biri çökerek (çökelme), sıvı (nötrleşme) ya da gaz halinde ortamdan ayrılabilir.İyonik tepkimelerde sadece tepkimeye giren iyonlar gösterilir.Böyle denklemlere net iyon denklemi denir.<br />
<img src="http://img296.imageshack.us/img296/8160/38772175rk5.jpg" border="0" /><br />
B) ENERJİ DEĞİŞİMLERİNE GÖRE:</p>
<p>1.	Ekzoterm Tepkimeler</p>
<p>Oluşumu sırasında dışarıya enerji (ısı-ısşık) veren tepkimelerdir.Yanma tepkimeleri çoğunlukla ekzoterm tepkimelerdir.</p>
<p><img src="http://img296.imageshack.us/img296/628/12693028rq8.jpg" border="0" /></p>
<p>2.	Endoderm Tepkimeler</p>
<p>Oluşumu sırasında dışarıdan enerji alan tepkimelerdir.<br />
<img src="http://img296.imageshack.us/img296/3711/89274389iy6.jpg" border="0" /></p>
<p>• Isı bakımından bir kapta ekzoterm bir tepkime gerçekleşiyorsa sistemin sıcaklığında artış olur; endoterm bir tepkime gerçekleşiyorsa sistemin sıcaklığında azalma olur.</p>
<p>C) MADDELERİN FİZİKSEL DURUMUNA GÖRE:</p>
<p>1.	Homojen Tepkimeler</p>
<p>Tepkimeye girenlerle ürünler aynı fazdadır.<br />
<img src="http://img126.imageshack.us/img126/5217/62558506aw3.jpg" border="0" /><br />
2.	Heterojen Tepkimeler</p>
<p>Tepkimedeki maddeler farklı fazlardadır.<br />
<img src="http://img126.imageshack.us/img126/7320/57052960ag3.jpg" border="0" /></p>
<p>D) ELEKTRON ALIŞVERİŞİNE GÖRE:</p>
<p>1.	Redoks (İndirgenme – Yükseltgenme) Tepkimeleri</p>
<p>Bu tür tepkimelerde elektron alışverişi ve değerlik değişmesi vardır.<br />
<img src="http://img126.imageshack.us/img126/3851/58366957ba2.jpg" border="0" /></p>
<p>2.	Redoks Olmayan Tepkimeler<br />
Bunlarda elektron alışverişi, değerlik değişmesi yoktur.<br />
<img src="http://img296.imageshack.us/img296/8505/85761751yg2.jpg" border="0" /></p>
<p>E) GERİ DÖNÜŞÜNE GÖRE</p>
<p>1.	Tersinir Olmayan Tepkime</p>
<p>Girenlerin tamamen ürüne dönüştüğü tepkimelerdir.Organik maddelerin yanması, çökelme, kuvvetli asit ve bazların nötrleşmesi böyle tepkimelerdir.Tek yönlü olarak gösterilirler.<br />
<img src="http://img226.imageshack.us/img226/1590/98229638tm4.jpg" border="0" /></p>
<p>2.	Tersinir Tepkime</p>
<p>Ürünlerin kendi aralarında etkileşip girenleri oluşturduğu tepkimelerdir. Çift yönlü olarak gösterilirler.</p>
<p><img src="http://img226.imageshack.us/img226/2841/66020981br6.jpg" border="0" /></p>
<p>F)VERİMLERİNE GÖRE:</p>
<p>1.	Artansız Tepkime</p>
<p>Tepkimeye giren maddelerin tümü tamamen tükenir.</p>
<p>2.	Tüm Verimler Gerçekleşen Tepkime</p>
<p>Tepkimeye giren maddelerin en az biri tamamen tükenir.Böyle tepkimelerde tepkimeye giren maddelerden ortamda daha düşük oranda bulunan tamamen tükenir.Artansız tepkimeler tam verimle gerçekleşen tepkimelerdir.</p>
<p>3.	Düşük Verimle Gerçekleşen Tepkime</p>
<p>Tepkimeye giren maddelerin hepsinden artar.</p>
<p><a href="http://www.frmtr.com/performans-bilgileri/799143-kimyasal-tepkime-cesitleri-fen-ve-teknoloji-dersi.html">Kaynak</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.genelleme.com/kimyasal-tepkime-cesitleri-fen-ve-teknoloji-dersi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>5</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Eğitim ve Kültür Alanında Yapılan Yenilikler</title>
		<link>http://www.genelleme.com/egitim-ve-kultur-alaninda-yapilan-yenilikler.html</link>
		<comments>http://www.genelleme.com/egitim-ve-kultur-alaninda-yapilan-yenilikler.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 28 Nov 2007 10:54:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Gökhan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[kültür]]></category>
		<category><![CDATA[Ödev]]></category>
		<category><![CDATA[yenilik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.genelleme.com/egitim-ve-kultur-alaninda-yapilan-yenilikler.html</guid>
		<description><![CDATA[1- Tevhid-i Tedrisat Kanunu (3 Mart 1924). Bu kanunla Türkiye dahilindeki bütün bilim ve öğretim kurumları Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlanmıştır.
2- Yeni Türk Harflerinin Kabul ve Tatbiki Hakkında Kanun (1 Kasım 1928)
3- Türk Tarihi Tetkik Cemiyeti’nin Kuruluşu (12 Nisan 1931). Cemiyet daha sonra Türk Tarih Kurumu adını almıştır (3 Ekim 1935). Kültür alanında yeni bir tarih [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>1- Tevhid-i Tedrisat Kanunu (3 Mart 1924). Bu kanunla Türkiye dahilindeki bütün bilim ve öğretim kurumları Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlanmıştır.<br />
2- Yeni Türk Harflerinin Kabul ve Tatbiki Hakkında Kanun (1 Kasım 1928)<br />
3- Türk Tarihi Tetkik Cemiyeti’nin Kuruluşu (12 Nisan 1931). Cemiyet daha sonra Türk Tarih Kurumu adını almıştır (3 Ekim 1935). Kültür alanında yeni bir tarih görüşnü ifade eden kurumun kuruluşuyla ümmet tarihi anlayışından millet tarihi anlayışına geçilmiştir.<br />
4- Türk Dili Tetkik Cemiyeti’nin kuruluşu (12 Temmuz 1932). Cemiyet daha sonra Türk Dil Kurumu adını almıştır (24 Ağustos 1936). Kurumun amacı, Türk dilinin öz güzelliğini ve zenginliğini meydana çıkarmak, onu dünya dilleri arasında değerine yaraşır yüksekliğe eriştirmektir.<span id="more-1638"></span><br />
5- İstanbul Darülfünunu’nun kapatılmasına Milli Eğitim Bakanlığı’nca yeni bir üniversite kurulmasına dair kanun (31 Mayıs 1933). İstanbul Üniversitesi 18 Kasım 1933 günü öğretime açılmıştır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.genelleme.com/egitim-ve-kultur-alaninda-yapilan-yenilikler.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>20</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Tasavvufi Düşüncenin Özellikleri</title>
		<link>http://www.genelleme.com/tasavvufi-dusuncenin-ozellikleri.html</link>
		<comments>http://www.genelleme.com/tasavvufi-dusuncenin-ozellikleri.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 26 Nov 2007 10:42:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Gökhan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[Ödev]]></category>
		<category><![CDATA[özellik]]></category>
		<category><![CDATA[tasavvuf]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.genelleme.com/tasavvufi-dusuncenin-ozellikleri.html</guid>
		<description><![CDATA[- Sağlam bir tasavvuf çizgisinde hangi özellikler bulunmalıdır?
- Bu sorunun tasavvuf konusundaki belirsizlikleri gidermek amacıyla sorulduğu anlaşılmaktadır. Bugün tasavvuf konusunda sapla saman birbirine karıştığı, şeyhlerin sahtesi ile gerçeği yaygın bir biçimde her yanda bulunduğu için bunları birbirinden tefrik etmek zordur. Bunların doğrularını tanımak için bir takım ölçülere ihtiyaç vardır. İşte o ölçüler şunlardır:
a- Ehl-i sünnet [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>- Sağlam bir tasavvuf çizgisinde hangi özellikler bulunmalıdır?<br />
- Bu sorunun tasavvuf konusundaki belirsizlikleri gidermek amacıyla sorulduğu anlaşılmaktadır. Bugün tasavvuf konusunda sapla saman birbirine karıştığı, şeyhlerin sahtesi ile gerçeği yaygın bir biçimde her yanda bulunduğu için bunları birbirinden tefrik etmek zordur. Bunların doğrularını tanımak için bir takım ölçülere ihtiyaç vardır. İşte o ölçüler şunlardır:<br />
a- Ehl-i sünnet ve ve&#8217;l-cemaat çizgisinde sağlam bir inanç,<br />
b- Kitap ve sünnete uygun derin bir ibadet hayatı (salih amel),<span id="more-1629"></span><br />
c- Düzgün bir muamelat,<br />
d- Muhammedî bir ahlak.<br />
Tasavvuf bu ölçüler içinde şu özellikleri de taşır:<br />
a- Tasavvuf manevi tecribe ile anlaşılan hal ilmidir,<br />
b- Tasavvufî bilginin konusu ma&#8217;rifetullah&#8217;tır,<br />
c. Tasavvuf tatbiki bir ilim olduğundan mürşid vasıtasıyla öğrenilir,<br />
d- Tasavvuf kitaptan okuyarak öğrenilebilecek bir ilim değildir, çünkü tecrübîdir.<br />
e- Tasavvufun bilgi kaynağı felsefe ve kelam gibi akılla sınırlı değildir. İlham ve keşf de bilgi kaynağı kabul edilir.<br />
f- Tasavvufî eğitim tarikat denilen özel yollarla kat&#8217;edilir.<br />
el-Lüma&#8217; müellifi sûfîlerin sahtesini hakikisinden ayırmak için şöyle bir ölçü koyar:<br />
1- Haramlardan kaçınmak,<br />
2- Farzları ifa etmek,<br />
3- Dünyayı ehl-i dünyaya bırakıp dünya-perest olmamak.<br />
- Tasavvufun muhteva açısından mertebeleri nelerdir?<br />
- Tasavvufun tahalluk ve tahakkuk olmak üzere iki mertebesi; yani boyutu vardır. Tahalluk, tasavvufun eğitim boyutudur. Tasavvufi hayat, tarikat, manevi makamlar, seyr u sülûk ve adab gibi konuları kapsar. Tahakkuk ise tasavvufun ma&#8217;rifet, işaret ve bilgi boyutudur. Bu da insanın ma&#8217;nevî eğitim sayesinde ahlak ve takva açısından yükselişi ve Allah&#8217;a yaklaşması sonucu kainattaki bazı ilahî sırlara aid elde ettiği bilgilerdir. Nitekim Kur&#8217;an&#8217;daki: &#8220;Allah&#8217;tan korkun Allah size öğretsin.&#8221; (el-Bakara.2/282) ayeti takvanın bir takım manevî bilgilere erme vesilesi olduğuna işaret etmektedir. Bir kudsî hadisteki: &#8220;Kulum bana nafilelerle yaklaşmaya devam eder. Hatta ben onun gören gözü, tutan eli, yürüyen ayağı&#8230; olurum&#8221;(Buhari, Rikak, 38) ibareleri, kulluk ve nafile ibadet ile insanın kainattaki ilahî kudretin etkisini anlamaya başlayacağını anlatmaktadır. Aslında ehl-i sünnet inancına göre bütün insanların fiillerinin gerçek mutasarrıf ve halikı Allah&#8217;tır. Ancak insanlar gözlerindeki dünya ve masiva perdesi sebebiyle bunu görememektedir. Yani bir başka ifade ile herkesin gören gözü, tutan eli, yürüyen ayağı Allah&#8217;tır. Çünkü bütün fiillerde yaratıcı O&#8217;dur. İnsanlar bu gerçeği nafile ibadetlerle Hakk&#8217;ın sevgilisi olacak konuma geldikleri zaman farkedebilirler. Kur&#8217;an&#8217;da Allah&#8217;ın, kulların fiillerini kendine izafe etmesi bundandır. Nitekim &#8220;Onları siz öldürmediniz, Allah öldürdü. Attığın zaman da sen atmadın, Allah attı.&#8221; (el-Enfal, 8/17) buyrulur. &#8220;Bildikleriyle amel edene Allah bilmediklerini öğretir.&#8221; (Hilyetü&#8217;l-evliya, X, 15) hadisinde de aynı konuya işaret edilmektedir.<br />
Tasavvufun bu iki özeliği tasavvufi hayat ve tasavvufi düşünce olmak üzere iki mertebenin meydana gelmesini sağlamıştır. Bunların ikisi de birbirine bağlı olmakla birlikte; aslolan kulluğa yardımcı tasavvufi hayattır.<br />
- &#8220;Tasavvuf, tefsir, hadis ve fıkıh ilmi gibi bir ilimdir&#8221; deniyor. Tefsir İbn Abbas ile; hadis, hadis rivayet eden bir çok sahabi ile; fıkıh yine fakih sahabîler ile Peygamberimiz zamanından bu yana sabit ilimlerdir. Ama Peygamberimiz, ve hulefa-i raşidin döneminde tasavvufun isminden bile bahsedilmemiştir, ne dersiniz?<br />
- Evet tasavvuf, İslamî ilimler mozaiğinin bir parçasıdır. Nasıl tefsir, hadis ve fıkıh asr-ı saadette var olan bir ilim ise tasavvuf da muhtevası itibarıyla öyledir. Çünkü İslam&#8217;ın ihsan boyutunu, îmanın îkan yani yakînî bir kıvamda yaşanmasını sağlayan tasavvuftur. Kur&#8217;an&#8217;da bahsi geçen takva, zikir, huşu, tevbe ve rıza gibi kalb amellerinin nasıl gerçekleşeceğini Kur&#8217;an ve sünnetten alıp tatbiki olarak öğreten zahidlerdir, sûfîlerdir. Tasavvufun asr-ı saadetteki adı belki zühddür, ihsandır, rabbanîliktir ama; tasavvuf öz ve muhteva itibarıyla o gün de vardı.<br />
- Günümüzde tasavvufun içine pekçok hurafeler karışarak bozulduğu görülmektedir. Özellikle menkıbeler konusunda sıkıntılar var. Net bir tasavvuf ortaya konmuyor? Bu konuda neler yapılabilir?<br />
- Bu soruda herhalde tasavvufun bozulup gerilediğine işaret edilmek istenmektedir. Aslında İslamî ilimler ve sosyal kurumlar bileşik kaplar gibidir. Birinin yükselmesi ve diğerlerinin yerinde sayması veya birinin seviyesinin düşüp diğerlerinin yukarda kalması mümkün değildir. İslam dünyasında gerileme ve çözülme başlayınca bütün ilimler ve kurumlar bundan nasîbini almıştır. Medrese, tekke ve ordu üçlüsünün oluşturduğu sosyal müesseseler birbiriyle ahenkli biçimde çalıştıkları, birbirlerini rakip görüp dışlamadıkları zamanlar yüksek seviyede hizmet vermişlerdir. Bu müesseseler birbirini bütünleyen özelliklerini kaybedip rekabetle birbirini yıpratmaya başlayınca genel bir gerileme başlamıştır. Tekke ve tasavvufi kurumların parlaklığını kaybettiği dönemde, medrese veya ordunun hala parlak hizmetler verdiğini söylemek mümkün değildir. Bu itibarla gerileme ve çözülme bütün kurumlarda birlikte yaşanmıştır.<br />
Günümüzde tasavvufî hayatın içinde bulunduğu öne sürülen bid&#8217;at ve hurafeler aslında İslam toplumunun ortak problemidir. Tasavvuf, ya da başka İslamî çevrelerde görülen bir takım bid&#8217;at ve hurafelerin temel sebebi bilgi eksikliğidir. Çünkü bugün insanlarda manevi hayata ilgi, bilginin çok önündedir. Bu ilgiyi doyurup iyiye kanalize edecek gerekli kurumlar olmadığı ve dini bilgilenmede problemler olduğu için insanlar din adına çoğu zaman hurafelere takılıp kalmaktadır. Hurafe ve bid&#8217;atin tek sebebi vardır o da cehalettir. Ehl-i sünnet çizgisinde müteşerri ve cehaletten kurtulmayı görev sayan tarikatler hurafelerle mücadele etmektedir. Nitekim XIX. yüzyılda başta Nakşbendiyye&#8217;nin Halidiyye kolu olmak üzere pek çok tarikat, ilim ve medrese çevrelerinin de desteğiyle bir tecdid, yenilenme ve ıslahat hareketi başlatmışlardır.<br />
Menkıbelerle ilgili sıkıntılara gelince işe önce menkıbenin ne olduğundan başlayalım. Menkıbe (doğrusu menkabe) lügatte övünülecek fazilet, hüner ve meziyet demektir. Istılahta ise peygamberler, sahabîler, tarihî şahsiyetler, mezheb imamları ve süfîlerin övülecek fazîlet ve meziyetlerini anlatan rivayetler, demektir. Kur&#8217;an&#8217;da geçmiş peygamberiere ve ümmetlerine aid bir takım kıssaların yer alması, hadislerde de böyle rivayetlerin bulunması &#8220;kıssacılık&#8221; diye bir mesleğin meydana gelmesini sağlamıştır. Kıssacılara &#8220;kussâs&#8221; denilir. Halk kıssalardan hoşlandığı için bunlar, vaaz ve irşadda bir eğitim aracı olarak kullanılmıştır. Sofîler başlangıçtan beri bu tür kıssalardan oluşan, peygamberler, sahabîler ve ilk devir süfîlerinin kıssa ve menakıbını yazılı ve sözlü olarak nakledegelmişlerdir. Tabiî, bir meslek haline gelen bu alanda halk muhayyilesinin de katkılarıyla zaman zaman abartılı rivayetler de gündeme gelmiş, hatta zamanla işin özünü ve nasihat değerini ihmal eden bazıları, sadece kıssa ve menkıbe yazıp nakletmeyi ve olağanüstü bir takım olaylardan bahsetmeyi daha önemli görür olmuştur. Halbuki kıssa ve menkıbelerde gaye, okuyan ve dinleyenlere bir mesaj ve öğüt vermektir. Bu gayeye uygun olarak yazılan ve anlatılan menkıbelerin yararlı olduğunda şüphe yoktur. Tayy-ı zaman ve tayy-ı mekan gibi bir takım olağanüstülüklerin bulunduğu keramet ve menkıbeleri, halkın kahramanlık duygularını tatmîne yarayan şeyler olarak görüyorum. Kesikbaş hikayeleriyle savaşta orduya yardım eden yeşil sarıklı velilere bu gözle bakılmalıdır. Bugünün materyalist ve pozitivist dünyasında îcad edilen süpermen filmlerinde verilmek istenen nedir? Seyircinin gizli kalmış bir takım macera, kahramanlık ve intikam duygularını tatmin değil mi? Herhalde menkıbelerde de böyle bir etki bulunduğu için çokça tutulmuştur. Nasıl bir kurgubilim filmini gerçek sanmak yanlış ise, menkıbelerde anlatılan bazı şeyleri de böyle doğrudan dinin temel esası sanmak ve öyle sunup algılamak da yanlıştır. Bugün Batı&#8217;da -ruh hastalıklarının tedavisinde süfî menkıbelerinin kullanıldığına ilişkin bir takım yayınlar göze çarpmaktadır. Bu da bize bunların bir takım fonksiyonlar icra edebilecek önemini göstermektedir. Önemli olan sap-saman ile danenin birbirine karışmamasıdır. Bugün gerek menkıbeleri nakledenler, gerekse okuyup dinleyenler, zaman zaman ana hedefi birbirine karıştırdıklarından problemler doğmaktadır. Yerine göre kullanılır ve dînî bir nass gibi görülmezse menkıbelerin de yararlı olabileceğinde şüphe yoktur.<br />
İslamî ilimlerin hepsinde meydana gelen canlanma, yenilenme tasavvuf muhitlerinde de görülmektedir. Ancak nasıl fıkıh, tefsir ve hadiste bugün müslümanlar dün oldukları seviyeyi henüz yakalayamamışlarsa tasavvufta da yakalayamamışlardır. Kaldı ki tasavuf bir ilim olduğu kadar manevî ve ruhî bir hayattır. Bu yüzden bu konudaki gelişmeler daha çok zamana ihtiyaç göstermektedir. Bu konuda neler yapılabileceği konusunda şunları söyleyebiliriz. Önce tasavvufun ilim boyutu tasavvuf klasikleri denilen Kuşeyrî Risalesi, İhya, Kutü&#8217;l-kulûb, el-Lüma&#8217;, et-Taarruf ve Keşfu&#8217;l-mahcûb gibi müteşerri kaynaklar ile tasavvufi düşünce ürünü klasik eserlerden yararlanılarak ortaya konmalıdır. Ardından tasavvufun eğitim yönü demek olan seyr u sülûk boyutu, işi tezgahtarlığa vardırmayan liyakatli ve şerîata merbut mürşidlerce hem yazılı eserler, hem de fiilî örneklerle takdim edilmelidir. Böyle bir ortamın gerçekleşmesinden sonra belli bir süreç içinde mutlaka gelişmeler olacaktır. İslamın hukuk sistemi bile henüz bugünün ihtiyaçlarına cevap verecek bir biçimde tam olarak ortaya konulamamış ve bununla ilgili gerekli ve yeterli çalışmalar yapılamamışken bütün eksiklik ve kusur sadece tasavvufta imiş gibi önyargılı davranmak haksızlık olur diye düşünüyorum.<br />
- Bazıları &#8220;Tasavvuf, Yunan mistisizminden alınmıştır.&#8221; diyorlar. İslam literatürüne girmiş bir ilim olan tasavvufun kaynağını açıklar mısınız?<br />
- Tasavvufun kaynağını yabancı kültürlerde arama kaygısı, daha çok müsteşriklerin gayretleriyle ortaya çıkmıştır. Muhtelif dinlerin mistik yapılarındaki bir takım benzerlikler onları, bunların birbirinden alınmış olması düşüncesine sevketmiştir. Bir takım müsteşrikler tasavvufun sadece Yunan mistisizminden değil, Hind, İran, Mısır, Hristiyan ve Yahudî mistisizminden etkilendiği düşüncesini öne sürmüşlerdir. Aralarındaki bir takım benzerlikler sebebiyle bu görüşleri öne sürenler, bu benzerliklerin insan fıtratından kaynaklanan özellikler olduğunu; her nerede bulunursa bulunsun ve hangi çağda yaşarsa yasasın insanın bu tür ihtiyaç ve temayüllerinin bulunduğunu görmezden gelmişlerdir. Nasıl din olgusu tarihi boyunca insan için bir gerçekse, din için tasavvuf ve ruhî hayat da öyledir. İslam&#8217;da bulunan ibadet ve muamelata aid bir takım ahkam ve kuralların Hristiyanlık ve Yahüdîlikteki adab ve ahkama benzemesi, nasıl bunların oradan alındığı anlamına gelmezse, tasavvufi hayat ve tasavvufi düşüncelerdeki benzerliklerin de böyle bir takım dış kültürlerden aktarılmış olması anlamını taşımaz. Rengi, dili, kavmiyeti ne olursa olsun, insanların belli ruhî anlayışları hiç yabancılık çekmeden algılaması mesela bir Japon&#8217;un İslam tasavvufuna dair yazılmış bir eserden zevk alması, bu ortak özellikten kaynaklanmaktadır.<br />
Bir ilmin İslamî olup olmadığını anlamak için önce adına, sonra muhtevasına, sonra da o ilim mensuplarının kendilerini şeriat karşısında hangi noktada gördüklerine bakmak gerekir. Bu üç esasa göre tasavvufu sırasıyla ele alacak olursak:<br />
a- Tasavvufun adının genellikle ashab-ı suffenin &#8220;suffe&#8221; sinden, &#8220;safvet&#8221;ten ve &#8220;sûf&#8221; kökünden geldiği kabul edilir. Bu kelimelerin üçü de İslamî menşelidir. Tasavvufun kökü olarak &#8220;Sofia&#8221; kelimesinden bahsedilmişse de, gerek süfîler ve gerekse araştırıcılar tarafından reddedilmiştir. Hatta bir takım müsteşrikler bile tasavvuf ve sufi kelimesinin sofia kökünden geldiğine karşı çıkmış, bunun yerine yün anlamına gelen &#8220;sûf&#8221; kökünden geldiği görüşünü benimsemişlerdir.<br />
b- Tasavvufun iki önemli muhtevası vardır: Eğitim ve bilgi. Tasavvuf, eğitimde temel olarak benimsediği zikir, tezkiye, tasfiye, rabbanîlik, mücahede gibi esaslar ye üsve-i hasene &#8211; model şahsiyet &#8211; ilkesiyle bir yaşama biçimidir. Kur&#8217;an&#8217;da 250&#8242;den fazla yerde geçen zikir lafzı ve bu konudaki emirler, &#8220;nefsini tezkiye edenin kurtuluşa ereceğini&#8221; haber veren ayet (eş-Şems, 91/9); safvete ermiş kalb-i selim (eş-Şuara, 26/88-89) ve rabbanîlik (Alü İmran, 3/79) riyazat ve mücahede konusundaki ilahî emir ve nebevi tavsiyeler aslında tasavvufi hayatın Kur&#8217;an ve sünnet menşeli olduğunu göstermektedir.<br />
c- Sûfîlerin kendilerini şer&#8217;i açıdan hangi noktada gördükleri mes&#8217;elesine gelince ilk sûfîlerden itibaren meşayıh, ilimlerinin şerîata bağlılığını sık sık vurgulamışlardır. Nitekim Cüneyd: &#8220;Tasavvuf bir evdir, kapısı şeriattır,&#8221; Seriy Sakatî: &#8220;Tasavvuf kitap ve sünnetin zahirine ters bir batın ilminden bahsetmez.&#8221; ve Sehl b. Abdullah Tüsterî: &#8220;Bizim yolumuzun temeli şu yedi şeydir. Allah&#8217;ın kitabına sarılmak, Rasûlü&#8217;nün sünnetine uymak, helal lokma, başkalarına eziyet ve yük olmamak, günahlardan kaçınmak, tevbe ve hukuka riayet&#8221; der. Bu tür söz ve uygulamaları çoğaltmak mümkündür. Mes&#8217;eleye bu açıdan bakıldığında da görülen süfîlerin İslamî bir yapı içinde olduklarıdır.<br />
- Tasavvufu ayrı bir din gözüyle bakanlar var. Bu konudaki fikriniz nedir?<br />
- Bir önceki soruda saydığımız deliller, tasavvufun İslamî bir ilim olduğunu göstermek için kafidir. Tasavvufun ayrı bir din olduğu görüşünü savunanlar, ya gerçek tasavvuf çevrelerinin de kabul etmediği, birtakım istismarcı ve sapıkların durumuna bakıp bir genelleme yaparak yanılıyorlar, ya gerçek tasavvufu yeteri kadar bilmiyorlar, ya da hasmane bir tavır içindedirler. Birinci grupta bulunanlar, bugün piyasada tasavvufu bir istismar aracı olarak kullanıp bir takım maddi ve dünyevi çıkarlar sağlamak isteyenlere bakıp tasavvuf hakkında genel bir hüküm vermektedirler. Aslında gerçek sûfîler, böylelerini tasavvuf ehli olarak görmemektedir. İkinci grupta yer alan ve müteşerri tasavvufun temel esaslarını bilmeyen kişilere, müteşerri mutasavvıfların eserlerini ve hayatlarını okuyup incelemelerini tavsiye ederiz. Bir Kuşeyrî&#8217;yi, bir Gazzalî&#8217;yi, bir İmam-ı Rabbanî&#8217;yi ve diğerlerini okusunlar. Üçüncü grupta bulunanları ise biraz insafa davet ederiz.<br />
Sûfîlerin yeni bir din ihdası ile ortaya çıkan kimselere karşı yaptıkları mücadele, tasavvufu bir din gibi görme bir iddiasının doğru olmadığını göstermek için yeterli bir delildir. Nitekim İmam-ı Rabbanî döneminde yaşayan devrin sultanı Ekberşah, İslam, Hristiyanlık ve Hinduizm&#8217;den karma bir din ihdas etmeye kalkışmıştı. Bu zatla amansız bir mücadele sürdürüp ona engel olan İmam-ı Rabbanî hazretleridir. Kendisine &#8220;ikinci bin yılının yenileyicisi&#8221; anlamına &#8211; Müceddid-i elf-i sanî &#8211; denilmesinin sebebi bu mücadelesi ve hizmetidir. Her biri bir Allah ve peygamber aşıkı, İslam hadimi olan sûfilerin temsil ettiği tasavvufun bir başka din gibi takdim edilmesinin ilmîlik ve insaf ölçüleri ile bağdaşır yanı yoktur.<br />
- İslam&#8217;ı tasavvuf, cihad ve nur gibi ekol ve fırkalara ayırmak acz ifadesi değil midir?<br />
- Bu soruyu soran kardeşimiz herhalde bugün ülkemizdeki tasavvufa tarikat ve Risale-i Nur adıyla anılan cemaatlara ve bazı İslam ülkelerindeki tanzîm-i cihad gibi bir takım kuruluşlara bakarak bu soruyu sormuş olmalıdır. Bugün ülkemizde ve diğer İslam ülkelerinde bulunan İslamî cemaat ve fırkalar bir arayış içindedirler, İmamesi kopmuş tesbih taneleri gibi dağılan müslümanları yeniden toparlamaya çalışmakta; zor bir dönemden geçen insanımızın yeniden toparlanışına katkıda bulunmaktadır. Farklı yapıdaki bu cemaatlar, birbirleriyle uğraşmadığı ve önündeki hizmet planına göre birşeyler yaptığı sürece faydalıdırlar. Hatta onların farklı gruplar halindeki hizmetleri kendilerini hizmet yarışına sürükleyen bir motivasyondur. Allah Teala: &#8220;Siz hayır işlerinde yarışın. Nerede olursanız olun sonunda Allah hepinizi bir araya getiririr.&#8221; (el-Bakara, 2/148) buyurmaktadır. Her grup birbiriyle çekişmeden hayır yarışına girince Allah, onları bir araya getirecektir. Dolayısıyla bu tür grupları bir hizmet dağılımı gibi görmek gerekir. Çünkü her grubun meşreb ve meslekıne göre hizmet önceliği vardır. Bu da toplumda değişik konuların değişik gruplarca ele alınmasını sağlamakta; dolayısıyla İslam toplumunun inşasına katkıda bulunmaktadır. Ayrıca gruplar arası iç çekişme genellikle dış mücadeleye güç olmadığı zamanlarda olur. Dış düşmanlarla mücadele edebilecek bir kıvama gelen İslamî topluluklar zaten çekişmez.<br />
- Tasavvuf alanında zaman zaman görülen bozulma çizgisinin nedenleri nelerdir? Tasavvufta otokontrol mekanizması var mıdır? Nasıl işler?<br />
- Bütün bilim dallannda ve kurumlarda olduğu gibi tasavvufta da zaman zaman asıldan uzaklaşmalar ve bir takım sapmalar olmuştur. Bozulmanın temel sebebi liyakatsizlik ve cehalettir. Babadan oğula intikal eden şeyhlik anlayışı, liyakatsiz ve ehliyetsiz kimselerin kolayca şeyhlik makamına oturmalarını sağlamış, bu da tabiî olarak bozulma sürecini hızlandırmıştır. Önceleri tasavvufî eğitim için belli bir dînî altyapı sağlanır, ondan sonra tarîkata girilirdi. Önce, tekke ve medrese arasındaki soğukluk bu yapıyı belli bir biçimde menfi olarak etkiledi. Ardından ehliyet ve liyakatine bakılmadan şeyh çocukları tekkelere şeyh olmaya başladılar. Liyakatsizlikler sonucunda yanlışlık hızla artmaya başladı.<br />
Tasavvuf ve tarikatlerin iki otokontrol mekanizması vardı. Bunlardan biri tekkelerin kendi içinde seyr u sülûk ile işleyen ve sadece hilafet alanlara irşad imkanı sağlayan mekanizma. Özellikle büyük merkez tekkeler kendilerine bağlı taşra tekkelerine halifeler gönderir, meydana gelebilecek şikayetlere göre bu kişilerin azl ve tayinleri için meşihat ve saltanat makamına arîzalar takdim ederlerdi. Yetki ve sorumluluk asitane tabir edilen merkez tekkelerde olurdu. Teftiş ve murakabe de onlar tarafından yapılırdı.<br />
ikinci otokontrol sistemi ise sosyal kontrol mekanizması olan halkın ve tarikat bağlılarının tepkisi ve kontrolü idi. Bütün sosyal kurumlarda olduğu gibi tekkelerde de bu mekanizma son derece önemliydi. Halkın eğitim düzeyinin yüksek olduğu dönemlerde etkili bir biçimde çalışır ve ehil olmayan kimselerin işbaşına gelmesini önlerdi. Ama halkın eğitim düzeyi gerileyince bu mekanizmanın etkisi de azaldı. Tekkelerin kendi içindeki otokontrol mekanizmasının zaafa uğraması ve halkın şikayetleri, yöneticileri bir takım ıslah çalışmaları ile bu mekanizmaya işlerlik kazandırmaya yönlendirmiştir. Nitekim II. Abdülhamid Han tarafından kurdurulan &#8220;Meclis-i meşayıh&#8221;ın amacı otokontrol sistemini daha sağlıklı bir biçimde hayata geçirmekti. Bu amacı gerçekleştirmek için bir takım çalışmalar yapılmış ve tekke şeyhlerinin dini ve tasavvufi eğitimleri için belli esaslar vaz&#8217;edilerek icazet zorunluluğu getirilmiştir.<br />
- Tasavvufî hayat ferdî olarak yaşanamaz mı?<br />
- Bu soruyla iki şey kasdedilmiş olabilir. Birincisi evrad ve ezkârıyla, riyazat ve mücahedesiyle, seyr u sülûk ve tarikatıyla tasavvufun ferdî olarak yaşanıp yaşanamıyacağı; ikincisi kişinin kendi başına kitap ve sünnete uygun bir kulluk yapıp yapamayacağıdır. Öğrenmek başka, uygulamak ve yaşamak başka şeylerdir. Tasavvuf öğrenileni yaşamayı fiilî olarak öğreten bir eğitim kurumudur. Eğitimde güçlü şahsiyetlerin başkalarını etkileyerek kendi boyası ile boyaması sözkonusudur. Çünkü terbiye, olgunlaşmış şahsiyetlerin, insanın eksik ve ham tarafları üzerinde yaptığı olumlu etkidir. Türkçe&#8217;deki: &#8220;Kır atın yanında duran ya huyundan, ya suyundan&#8221; sözü bu etkileşimi gösterir.<br />
Birinci şekliyle; yani tasavvufun seyr u sülûk ve tarikatıyla ferdî olarak yaşanması mümkün değildir. Çünkü bu eğitim sisteminin amacı bir mürebbî ve mürşidi gerekli kılmaktadır. Bütün uygulamalı ilimlerde olduğu gibi tasavvufi terbiyede de üstada ihtiyaç vardır. Bu konuda şeyh ve mürşide aid meselelerde daha ayrıntılı bilgiler verilecek.<br />
İkinci şekliyle; yani insanın kendi kendine kitap ve sünnete göre kulluk yapması elbette mümkündür. Eldeki yazılı bilgilerden yararlanarak insan iyi bir müslüman olabilir. Ancak birlikteliğin heyecan ve coşkusu daha farklıdır.<br />
- Bazı tarikatlar ilme, bazıları kisveye, bazıları keramete, bazıları nazara, bazıları çalgıya önem vermektedir. Bu yaşantı ve ilgi alanlarının farklılık sebebi nedir? Bu karmaşa içerisinde doğrunun ölçüsü nedir?<br />
- Bugünkü müslümanların haline bakıp müslümanlık hakkında hüküm vermek nasıl yanlış bir yargı olursa, bugün toplumumuzda yaygın görüntülerin bakıp tasavvuf hakkında söz söylemek de aynı şekilde yanlış olur. Gerçek tasavvuf elbette, bugün çok bölük pörçük yaşanan tasavvuf değildir. Ya da bir başka ifade ile bazı grupların öne çıkmış bir takım özelliklerini tasavvufun bütünü için bir yargı vesilesi yapmak yanlıştır. Aslında bu soruların cevabı asırlar önce verilmiş ve tasavvufun asıl gayesi ortaya konmuştur. Bakınız Yunus ne diyor:<br />
Dervişlik olaydı taç ile hırka<br />
Biz dahi alırdık otuza kırka<br />
İlim ilim bilmektir<br />
İlim kendini bilmektir<br />
Sen kendini bilmezsin<br />
Bu nice okumaktır.<br />
Tasavvuf insanlara önce kendini, sonra Rabbini tanıma (ma&#8217;rifet) yolunu gösterir. Farklı özelliklerinin ortaya çıkması biraz da mürşid ve müntesiplerinin farklı karakter yapısından kaynaklanmaktadır. Çünkü yukarıda sayılanlardan hiçbiri tek başına tasavvuf değildir. Ancak sûfiler bir eğitim aracı olarak yerine göre musikîden de nazardan da istifade etmişlerdir. Bugün modern pedagojide insanın karşısındaki ile göz iletişimi kurmasının önemi kabul ediliyor. Göz ile kulak yüksek duyu organları sayılıyor. Bu iki duyu organının diğerlerine göre eğitimde çok daha etkili olduğu tesbit edilmiş bulunmaktadır. Nazar bir göz iletişimidir. Musiki de kulak aracılığı ile kalbe ulaşma yoludur. Mutasavvıfların derdi bellidir. Gönüllere &#8220;Elest bezmi&#8221;nde verdikleri sözü hatırlatmak. Bunun için, hangi aracı bulurlarsa kullanmışlardır. Aslında amaç olarak tasavvufta ne kisvenin, ne kerametin, ne nazarın, ne de güzel sesle söylenen musikî, ve ilahînin bir kıymet-i harbiyyesi vardır. Çünkü amaç kulluktur, ihsandır, rabbanîliktir. Rabbanîlik söz konusu olunca da sadece bilgininde çok önemi yoktur. Bilgi amelle, amel ihlasla, ihlas ihsan ve îsar ile beslendiği zaman anlam kazanır. Bugün bu konuda görülen eksiklik, tasavvufun değil, ferdlerin eksiklik ve kusurudur. Bunu tasavvufun geneline fatura etmek haksızlık olur.<br />
- Günümüzün bozuk şartlarında, herşeyin nefse ve şehvete hitab ettiği bir zamanda sadece tasavvuf yeterli olur mu?<br />
- Günümüzde, herşeyin nefs ve şehvete hitab ettiği bir ortamda tasavvufa belki her zamankinden daha fazla ihtiyaç vardır. Ancak İslamî ilimleri birbirinin alternatifi olarak görüp birini diğerinin yerine ikame etmek anlayışı yanlıştır. Çünkü her türlü ilimden arınmış &#8220;sırf tasavvuf&#8221; diye birşeyden söz edilemez. Tasavvuf fıkıhla, hadisle, tefsirle ve diğer İslamî ilimlerle birlikte vardır. Bunlar birbirini bütünleyen ilimlerdir. Bunlardan sadece birisi ve birkaçını alıp diğerlerini almamak eksiklik olur. Zaten süfîler de bunu bildiklerinden eserlerine ve yollarına diğer ilimlere aid bilgiler de koymuşlardır. Burada muhtelif kimselere nisbetle rivayet edilen şöyle bir sözü hatırlatmakta yarar vardır: &#8220;Fıkıhsız bir tasavvuf zındıklığa, tasavvufsuz bir fıkıh fasıklığa götürür. Fıkıh ve tasavvuf, zahir ve batın beraber olunca tahkik ilmi meydana gelir.&#8221; Ahmed Rifai der ki: &#8220;Tarikat, ayn-ı şeriat, şeriat ayn-ı tarikattır. Aralarındaki fark lafızlardan ibarettir.&#8221; (bk. el-Burhânü&#8217;l-müeyyed, Ma&#8217;rifet Yolu, s. 134.)</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.genelleme.com/tasavvufi-dusuncenin-ozellikleri.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hakaniye Lehçesi Hakkında Bilgi</title>
		<link>http://www.genelleme.com/hakaniye-lehcesi-hakkinda-bilgi.html</link>
		<comments>http://www.genelleme.com/hakaniye-lehcesi-hakkinda-bilgi.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 26 Nov 2007 10:38:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Gökhan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[bilgi]]></category>
		<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[hakaniye]]></category>
		<category><![CDATA[lehçe]]></category>
		<category><![CDATA[Ödev]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.genelleme.com/hakaniye-lehcesi-hakkinda-bilgi.html</guid>
		<description><![CDATA[Hakaniye Lehçesi dendiği zaman akla Kaşgarlı Mahmut&#8217;un en çok beğendiği, öyle ki &#8220;Kaşgar dili&#8221;,&#8221;Kaşgar Türkçesi&#8221; olarak da adlandırılan, bir diğer şekilde &#8220;Karahanlı Türkçesi&#8221; (Karahanlıca)dilinin devirlerinden biri gelir.
Kaşgarlı&#8217;nın şivelerle karşılaştırılırken &#8220;Türkçe&#8221; diye adlandırdığı Hakaniye lehçesi, ilk Türk yazı dilidir.Bu yazı dili devresinden gelen eserlerin büyük kısmı Uygur yazısı ile yazılmış olduğundan bu döneme Uygur dönemi(devri), bu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Hakaniye Lehçesi dendiği zaman akla Kaşgarlı Mahmut&#8217;un en çok beğendiği, öyle ki &#8220;Kaşgar dili&#8221;,&#8221;Kaşgar Türkçesi&#8221; olarak da adlandırılan, bir diğer şekilde &#8220;Karahanlı Türkçesi&#8221; (Karahanlıca)dilinin devirlerinden biri gelir.</p>
<p>Kaşgarlı&#8217;nın şivelerle karşılaştırılırken &#8220;Türkçe&#8221; diye adlandırdığı Hakaniye lehçesi, ilk Türk yazı dilidir.Bu yazı dili devresinden gelen eserlerin büyük kısmı Uygur yazısı ile yazılmış olduğundan bu döneme Uygur dönemi(devri), bu yazı diline de Uygurca denilebilir.<span id="more-1628"></span><br />
Fakat Türkoloji ve Türk dili öğretiminde Türkçe&#8217;nin bu ilk devresi için biz &#8220;Eski Türkçe&#8221; adlandırmasını yapıyoruz.&#8221;Eski Türkçe&#8221; dönemini incelerken bu dönemin kapsadığı Hakaniye lehçesini ve özelliklerini de inceleyebiliyoruz&#8230;</p>
<p>Türkçe&#8217;nin ilk devirlerinden olan Eski Türkçe devresi, dilimizin diğer evrelerindeki gelişmelerin kaynağıdır.Kısacası, Türkçemizin bütün şekillerinin kökenine inecek olursak Eski Türkçe dönemini incelemeliyiz.Türkçe&#8217;nin ana devresi ve temel yapıları bu dönemde temellenmiştir.</p>
<p>Eski Türkçe döneminde Köktürk yazısı (6.-8. yy.),Uygur Türklerinin kullandığı Uygur Yazısı (8.-13. yy.) ve Müslüman olan Karahanlı Türklerinin Uygur yazısı ile birlikte Arap yazısını da kullanmaya başladıkları Karahanlıca (10.-13. yy.) dediğimiz birbirine çok yakın ağızlarda olan üç yazı dili meydana gelmiştir.Üç ayrı alfabe kullanılmış olmasına rağmen yazı geleneğimizin izleri üçünde de aynı özellikler gösterir.</p>
<p>ERGİN,Muharrem.Türk Dil Bilgisi.<br />
BANGUOĞLU,Tahsin.Türkçenin Grameri.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.genelleme.com/hakaniye-lehcesi-hakkinda-bilgi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>11</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ulusal Egemenlik</title>
		<link>http://www.genelleme.com/ulusal-egemenlik.html</link>
		<comments>http://www.genelleme.com/ulusal-egemenlik.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 23 Nov 2007 11:03:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Gökhan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[bilgi]]></category>
		<category><![CDATA[egemenlik]]></category>
		<category><![CDATA[Ödev]]></category>
		<category><![CDATA[ulusal]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.genelleme.com/ulusal-egemenlik.html</guid>
		<description><![CDATA[Ulusal egemenlik, hakimiyetin kayıtsız şartsız Türk milletine ait olmasıdır. Türkiye Cumhuriyeti&#8217;nin kurucusu ve milli kahraman Mustafa Kemal, ulusal egemenliği, bir vatan üzerinde yaşayan bir halkın bütün kararlarını kendisinin verebilmesi, yönetimini demokratik seçimlerle gelen siyasal partilerin oluşturduğu TBMM aracılığıyla kullanması gerektiğini söylemiştir. Bu yönetim ilkesi aynı zamanda üç ilkeyi kapsar:
1. Emperyalistlere ve mandacılara karşı bağımsızlık. 2. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Ulusal egemenlik, hakimiyetin kayıtsız şartsız Türk milletine ait olmasıdır. Türkiye Cumhuriyeti&#8217;nin kurucusu ve milli kahraman Mustafa Kemal, ulusal egemenliği, bir vatan üzerinde yaşayan bir halkın bütün kararlarını kendisinin verebilmesi, yönetimini demokratik seçimlerle gelen siyasal partilerin oluşturduğu TBMM aracılığıyla kullanması gerektiğini söylemiştir. Bu yönetim ilkesi aynı zamanda üç ilkeyi kapsar:<span id="more-1614"></span></p>
<p>1. Emperyalistlere ve mandacılara karşı bağımsızlık. 2. Padişah ve halifeye karşı bağımsızlık. 3. İktisadi bağımsızlık.(İzmir İktisat Kongresi, Mustafa Kemal&#8217;in konuşması)</p>
<p>Cumhuriyetin kurucusu, askeri-siyasal-iktisadi bağımsızlığı ulusal egemenliğin ayrılmaz üç kavramı olarak belirtir.(Nutuk)</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.genelleme.com/ulusal-egemenlik.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Özkütle</title>
		<link>http://www.genelleme.com/ozkutle.html</link>
		<comments>http://www.genelleme.com/ozkutle.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 21 Nov 2007 11:17:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Gökhan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[kimya]]></category>
		<category><![CDATA[nedir]]></category>
		<category><![CDATA[Ödev]]></category>
		<category><![CDATA[özkütle]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.genelleme.com/ozkutle.html</guid>
		<description><![CDATA[Bazı maddeleri birbirinden ayırt etmek kolaydır.Örneğin su ile sütü birbirinden kolaylıkla ayırt edebiliriz.Fakat etil alkol ile suyu kolay kolay ayırt edemeyiz.
Maddeleri birbirinden ayırt ede bilmek için özkütle, erime noktası, donma noktası, esneklik ve özısı gibi ayırt edici özelliklerden yararlanılır.
Bir maddenin birim hacminin kütlesine özkütle veya yoğunluk denir.Birim hacim olarak 1 cm3, kütle birimi olarak da [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bazı maddeleri birbirinden ayırt etmek kolaydır.Örneğin su ile sütü birbirinden kolaylıkla ayırt edebiliriz.Fakat etil alkol ile suyu kolay kolay ayırt edemeyiz.<br />
Maddeleri birbirinden ayırt ede bilmek için özkütle, erime noktası, donma noktası, esneklik ve özısı gibi ayırt edici özelliklerden yararlanılır.<br />
Bir maddenin birim hacminin kütlesine özkütle veya yoğunluk denir.Birim hacim olarak 1 cm3, kütle birimi olarak da g alırsak, özkütle birimi g/cm3 olur.<br />
Bir maddenin kütlesi(m) hacmi(v) bilinirse ;o maddenin özkütlesi (d), d=m/v bağıntısı ile bulunabilir.<span id="more-1604"></span><br />
Bir maddenin kütlesi ile hacmi orantılı oalrak değişmektedir.Aynı madde için kütlenin hacme oranı sabittir.<br />
Uluslar arası birim sisteminde (SI) kütlenin birimi kg hacmin birimi m3 tür. Buna göre özkütlenin birimi kg/m3 olur. Yani hacmi 1m3 olan cismin kütlesi, özkütleyi verir.<br />
Günlük yaşantıda ve laboratuar ortamında kütle birimi olarak gram (g) , hacim birimi olarak litre (L)veya santimetreküp (cm3) kullanılmaktadır.Buna göre özkütle birimi g/L veya g/cm3 olmaktadır.</p>
<p>Katıların Özkütlesi<br />
Özkütlenin ölçüle bilmesi için önce kütle ve hacim ölçülmesi gerekir.Kütle ve hacim ölçülmesi katı, sıvı ve gazlarda farklı yöntemlerle yapılmaktadır.<br />
Katılar geometrik bir şekle sahip olduklarında, boyutları ölçülerek hacim hesaplanır. Kütlede eşit kollu terazi ile ölçülür. Kütle/hacim oranından özkütle bulunur.</p>
<p>Sıvıların Özkütlesi<br />
Sıvıları birbirinde ayırt etmenin en kolay yolu yoğunluğunu bulmaktır.Sıvıların yoğunluğu dansimetre yada piknometre ile ölçülür.<br />
Kütle/hacim oranı sıvının miktarına değil, türüne bağlıdır.Bu yüzden farklı olan sıvı maddelerin kütle/hacim oranları da farklıdır.Özkütle sıvılar için ayırt edici bir özelliktir.<br />
Sıvı karışımının özkütlesi bulunurken sıvıların birbiri içinde çözünüp, çözünmediğine dikkat etmeliyiz.Sıvılar birbiri içinde çözünüyorsa hacim küçülmesi olur, çözünmüyorsa olmaz.</p>
<p>Eğer sıvılar birbiri içinde çözünmüyorsa karışımın özkütlesi:<br />
dk = mtop / vtop = m1 + m2 / v1 + v2 bağıntısından bulunur.<br />
Karışımdaki sıvıların hacimleri eşit ise :<br />
Dk = m1 + m2 / v1 + v2 = d1v + d2v / v + v bağıntısından bulunur.<br />
Karışımdaki sıvıların kütleleri eşit ise:<br />
Dk = m1 +m2 / v1 +v2 = m + m / m / d1 + m / d2 bağıntısından bulunur.</p>
<p>Gazların Özkütlesi<br />
Gazların kütle/hacim oranını ölçmek,katı ve sıvılara göre oldukça zordur. Çünkü gazların çok büyük hacimleri doldurması kütlenin ve hacmin ölçülmesini güçleştirir.Ayrıca gazların hacimleri sıcaklık ve basınç etkisi ile önemli ölçüde değişmektedir.Bu nedenle gazların özkütlesi sabit değildir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.genelleme.com/ozkutle.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kareköklü Sayılar</title>
		<link>http://www.genelleme.com/karekoklu-sayilar.html</link>
		<comments>http://www.genelleme.com/karekoklu-sayilar.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 17 Nov 2007 08:46:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Gökhan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[karekök]]></category>
		<category><![CDATA[kareköklü sayılar]]></category>
		<category><![CDATA[matematik]]></category>
		<category><![CDATA[Ödev]]></category>
		<category><![CDATA[sayı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.genelleme.com/karekoklu-sayilar.html</guid>
		<description><![CDATA[Rasyonel sayılar kümesi, sayı ekseninde sık olmasına rağmen sayı eksenini tam dolduramamaktadır. Çünkü sayı doğrusu üzerinde görüntüsü olduğu halde rasyonel olmayan sayılar vardır. Şimdi bu sayıları inceleyelim.
Karesi 2 olan a sayısını ele alalım.
a2 = 2 ise, a sayısını* şeklinde gösterebilir ve “karekök iki” diye okuruz. Acaba bu sayısı hangi sayılar arasındadır?
*
Bunu inceleyelim.
12 = 1 x [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Rasyonel sayılar kümesi, sayı ekseninde sık olmasına rağmen sayı eksenini tam dolduramamaktadır. Çünkü sayı doğrusu üzerinde görüntüsü olduğu halde rasyonel olmayan sayılar vardır. Şimdi bu sayıları inceleyelim.<br />
Karesi 2 olan a sayısını ele alalım.<br />
a2 = 2 ise, a sayısını* şeklinde gösterebilir ve “karekök iki” diye okuruz. Acaba bu sayısı hangi sayılar arasındadır?<span id="more-1584"></span><br />
*<br />
Bunu inceleyelim.<br />
12 = 1 x 1 = 1<br />
(1,5)2 = 1,5 x 1,5 = 2,25 tir.</p>
<p>Buna göre sayısı 1 ile 1,5 arasındadır, sayı doğrusu üzerinde görüntüsü olduğu halde rasyonel sayı değildir. Çünkü iki tam sayının bölümü şeklinde yazılamaz.<br />
İşte sayı ekseni üzerinde görüntüsü olduğu halde, rasyonel olmayan sayılarına irrasyonel (rasyonel olmayan) sayılar denir. “I” ile gösterilir.<br />
İrrasyonel sayılar kümesi ile rasyonel sayılar kümesinin birleşim kümesine de reel sayılar (gerçek sayılar) kümesi denir. R ile gösterilir.<br />
*<br />
*<br />
A. TANIM<br />
a pozitif reel sayı olmak üzere,<br />
ifadesine kareköklü ifade denir.<br />
*<br />
*<br />
B. KAREKÖK ALMA<br />
Verilen sayının hangi sayının karesi olduğunu bulma işlemi karekök alma işlemidir.</p>
<p>Bazı sayıların karesini bilmeniz sizlere sorulan soruları cevaplamakta yarar sağlayacaktır.</p>
<p>*<br />
*<br />
C. KAREKÖKLÜ SAYILARDA DÖRT İŞLEM<br />
1. Toplama &#8211; Çıkarma<br />
Karekök içindeki sayıların birbirine eşit olduğu ifadelerde kat sayıları toplanır ya da çıkarılır. Bulunan sonuç kareköklü ifadenin kat sayısı olur.</p>
<p>*<br />
2. Çarpma<br />
a ve b, birer pozitif reel sayı olmak üzere;</p>
<p>*<br />
*<br />
3. Bölme<br />
Uygun koşullarda,</p>
<p>*<br />
*<br />
D. PAYDAYI RASYONEL YAPMA<br />
Bölüm şeklindeki kareköklü bir ifade de, paydayı karekökten kurtarmaya, paydayı rasyonel yapma denir.<br />
Uygun koşullar altında;</p>
<p>*<br />
*<br />
E. KAREKÖKLÜ SAYILARDA SIRALAMA<br />
Pozitif kareköklü sayılarda, karekök içindeki sayıların büyüklüğüne göre sıralama yapılır. Şayet karekökün dışında karekökün kat sayısı varsa ilk önce bu kat sayı içeri alınır, ondan sonra sıralama yapılır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.genelleme.com/karekoklu-sayilar.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>19</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kimyasal Hesaplamalar ve Kimyasal Tepkimeler</title>
		<link>http://www.genelleme.com/kimyasal-hesaplamalar-ve-kimyasal-tepkimeler.html</link>
		<comments>http://www.genelleme.com/kimyasal-hesaplamalar-ve-kimyasal-tepkimeler.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 15 Nov 2007 11:11:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Gökhan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[hesaplama]]></category>
		<category><![CDATA[kimya]]></category>
		<category><![CDATA[Ödev]]></category>
		<category><![CDATA[tepkime]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.genelleme.com/kimyasal-hesaplamalar-ve-kimyasal-tepkimeler.html</guid>
		<description><![CDATA[Kimyasal hesaplama yapabilmek için;
1- Tepkime denklemi doğru olarak yazılarak eşitlenmelidir. Bir tepkime bize şu bilgileri verir.
N2(g) + 3H2(g) 2NH3(g)
1 mol 3 mol 2 mol ( Mol sayısı korunmadı)
22,4 litre 3&#215;22,4 litre 2&#215;22,4 litre (N.Ş.A) (Korunmadı)
28 gram 6 gram 34 gram (Kütle korundu)
2 mol atom 6 mol atom 8 mol atom (Atom s. Korundu)
2 litre 3 [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Kimyasal hesaplama yapabilmek için;<br />
1- Tepkime denklemi doğru olarak yazılarak eşitlenmelidir. Bir tepkime bize şu bilgileri verir.</p>
<p>N2(g) + 3H2(g) 2NH3(g)</p>
<p>1 mol 3 mol 2 mol ( Mol sayısı korunmadı)<br />
22,4 litre 3&#215;22,4 litre 2&#215;22,4 litre (N.Ş.A) (Korunmadı)<br />
28 gram 6 gram 34 gram (Kütle korundu)<br />
2 mol atom 6 mol atom 8 mol atom (Atom s. Korundu)<br />
2 litre 3 litre 2 litre ( Sadece gazlar için)<span id="more-1576"></span><br />
6,02&#215;1023 3x 6,02&#215;1023 2x 6,02&#215;1023</p>
<p>2- Başlangıçta bir maddenin miktarı verilirse o miktar önce mole çevrilir. Tepkime denkleminden faydalanılarak istenilen maddelerin mol sayıları hesaplanır.<br />
3- Hesaplanan mol sayıları istenilen birimlere çevrilir.</p>
<p>Örnek : 3,2 gram CH4 gazı yeteri kadar O2 gazı ile yakılırsa,<br />
A) Kaç mol O2 harcanır ? B) N.Ş.A da kaç litre hava harcanır. ? C) Kaç gram CO2 gazı oluşur ve N.Ş.A da kaç litredir ? D) Kaç tane H2O molekülü oluşur ? ( C=12 H=1 O=16 N=6&#215;1023)<br />
n= m/Ma ise n=3,2/16= 0,2 mol CH4</p>
<p>CH4 + 2O2 &#8212;&gt;CO2 + 2H2O<br />
0,2 0,4 0,2 0,4</p>
<p>A) 0,4 mol O2 harcanır. B) 0,4&#215;5x22,4=44,8 litre hava harcanır. (Havanın 1/5 i O2 dir.)<br />
C) 0,2&#215;44=8,8 gram CO2 oluşur. D) 0,4&#215;6x1023 = 2,4&#215;1023 tane H2O oluşur.</p>
<p>Tepkime Çeşitleri :</p>
<p>1- Yanma Tepkimeleri: Yanma hava oksijeniyle (O2) tepkime demektir. 2 çeşit yanma vardır.</p>
<p>A) Yavaş Yanma: Bu tür yanmalarda bir alev yada parlaklık görülmez. Örneğin demirin paslanması, solunum..<br />
B) Hızlı Yanma : Bu çeşit yanmalarda alev yada parlaklık gözükür ve olay kısa sürer. Örneğin mumun yanması, kağıdın yanması..</p>
<p>Bir element yanarsa oksiti, bir bileşik yanarsa bileşikteki elementlerin ayrı ayrı oksitleri oluşur.</p>
<p>Örnek : C + O2 &#8212;&#8211;&gt;CO2 H2 + 1/2 O2 &#8212;&#8212;&gt;H2O</p>
<p>CS2 + 3O2 CO2 + 2SO2 CO + 1/2O2 CO2</p>
<p>CO2 + O2 Yanmaz. Soygazlar ( He, Ne, Ar, Kr, Xe, Rd) yanmazlar.</p>
<p>Asit- Baz Tepkimeleri : Asitlerle bazların tepkimelerinden tuz ve su oluşur.</p>
<p>Asit çözeltisi + Baz çözeltisi Tuz + su</p>
<p>HCl + NaOH&#8212;&#8212;&gt; NaCl + H2O</p>
<p>2H3PO4 + 3Ca(OH)2 Ca3(PO4)2 + 6H2O</p>
<p>Aktif Metallerin Asit Çözeltileriyle Olan Tepkimeleri: Aktif metaller asit çözeltileriyle tepkimeye girerlerse tuz ve H2 gazı oluşur.</p>
<p>Na + HCl &#8212;&#8212;&gt;NaCl + 1/2H2 Al + 3HNO3 &#8212;&#8211;&gt;Al(NO3)3 + 3/2H2</p>
<p>Yarı Soy Metallerin Asitlerle Olan Tepkimeleri : Yarı soy metaller ( Cu, Hg, Ag) Soy metaller ise Au ve Pt dir.</p>
<p>Yarı soy metaller yapısında oksijen bulunan kuvvetli ve derişik asit çözeltileriyle tepkime verirler. Tepkime sonunda tuz, asidin yapısından gelen bir oksit ve su oluşur. Bu tür tepkimelerde H2 gazı oluşmaz.</p>
<p>Cu + 4HNO3 Cu(NO3)2 +2 NO2(g) +2 H2O</p>
<p>2Ag +2 H2SO4 Ag2SO4 + SO2 +2H2O</p>
<p>FORMÜL BULMA</p>
<p>Bir molekülü oluşturan atomların bağıl sayılarını veren formüle basit formül (kaba formül), molekülü oluşturan atomların gerçek sayılarını veren formüle de molekül formülü denir.</p>
<p>Molekül formülü basit formülün tam sayılı katlarıdır.</p>
<p>(Basit formül) n= molekül formülü</p>
<p>MADDE BASİT FORMÜL MOLEKÜL FORMÜLÜ<br />
Amonyak NH3<br />
Glikoz CH2O C6H12O6<br />
Eten CH2 C2H4</p>
<p>basit formül bulunurken;<br />
1- Verilen madde miktarları mole çevrilir.<br />
2- Bulunan sayılar ilgili maddelerin sağ alt köşelerine yazılır.<br />
3- sayılar tam sayı değilse ya içlerindeki en küçük sayıya bölünür yada uygun bir sayıyla genişletilerek sadeleştirilir.</p>
<p>Örnek -1<br />
Bir organik bileşikte 2,4 gram C, 12,04.1022 tane azot (N) atomu, 0,2 mol O atomu ve 0,6 gram H atomu bulunmaktadır. Bileşiğin basit formülü nedir ?</p>
<p>Çözüm :</p>
<p>nC= 2,4/12 = 0,2 mol C nN= 12,04.1022/6,02.1023= 0,2 mol N nO=0,2 mol nH= 0,6/1= 0,6 mol H</p>
<p>C0,2H0,6N0,2O0,2 dir. Sayılar 0,2 ye bölünürse CH3NO olur.</p>
<p>Örnek-2</p>
<p>0,2 molünde 0,4 mol Pb ve 9,6 gram oksijen içeren bileşiğin basit formülü nedir ?( O=16)</p>
<p>Çözüm:</p>
<p>0,2 molünde 0,4 mol Pb varsa 1 molünde 2 mol Pb vardır. 0,2 molünde 9,6 gram O varsa 1 molünde 48 gram O bulunur.</p>
<p>NO= 48/16 = 3 mol O olur. Formül ise Pb2O3 olur.</p>
<p>Örnek-3</p>
<p>C ve H dan oluşan bir bileşiğin kütlece %25 i H dir. Buna göre bileşiğin basit formülü nedir ?(C=12 H=1)</p>
<p>Çözüm : 75 gram C nC= 75/12 = 6,25 mol nH= 25/1= 25 mol</p>
<p>C6,25H25 her ikisi de 6,25 e bölünürse CH4 bulunur.<br />
Örnek-4</p>
<p>C,H ve O içeren organik bir bileşiğin 4,6 gramı oksijenle yakıldığında 8,8 gram CO2 ile 1,8.1023 tane H2O molekülü oluşmaktadır. Bileşiğin formülü nedir ? (C=12 H=1 O=16)</p>
<p>Çözüm :</p>
<p>X + O2 &#8212;&#8212;-&gt; CO2 + H2O<br />
4,6 gram 0,2 mol 0,3 mol</p>
<p>bileşikteki karbon 0,2&#215;12= 2,4 gram, bileşikteki hidrojen 0,3&#215;2=0,6 gramdır. Oksijen ise 4,6 -(2,4+0,6) = 1,6 gramdır.</p>
<p>nC=0,2 nH=0,6 nO=0,1 mol C0,2H0,6O0,1 10 ile çarpılırsa C2H6O bulunur<br />
Örnek-5</p>
<p>11,2 gram A ile 3,2 gram B den oluşan bileşiğin formülü AB dir. 22,4 gram A ve 9,6 gram B den oluşan bileşiğin formülü nedir ?</p>
<p>Çözüm :<br />
11,2 gram bileşikte A ise 22,4 gram A2dir. 3,2 gram B yi gösteriyorsa 9,6 gram B B3 olmalıdır. Yani A2B3 dür.</p>
<p>Örnek-6</p>
<p>44 gram Mn ile N.Ş.A da 8,96 litre O2 gazı artansız tepkimeye giriyor. Oluşan bileşiğin formülü nedir ?<br />
( Mn=55)</p>
<p>Çözüm :<br />
nMn= 44/55 = 0,8 mol nO= 8,96/22,4 = 0,4 mol O2 O= 0,8 mol atom dur.</p>
<p>Mn0,8O0,8 her taraf 0,8 bölünürse MnO dur.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.genelleme.com/kimyasal-hesaplamalar-ve-kimyasal-tepkimeler.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
