<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Genelleme &#187; Kitap Özetleri</title>
	<atom:link href="http://www.genelleme.com/tag/kitap-ozetleri/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.genelleme.com</link>
	<description>Kulelili Olmak Ayrıcalıktır….</description>
	<lastBuildDate>Fri, 11 Jun 2010 21:30:38 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.9.2</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Küçük Ağa Kitap Özeti</title>
		<link>http://www.genelleme.com/kucuk-aga.html</link>
		<comments>http://www.genelleme.com/kucuk-aga.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 09 Oct 2007 08:49:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Gökhan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[e-kitap]]></category>
		<category><![CDATA[kitap]]></category>
		<category><![CDATA[Kitap Özetleri]]></category>
		<category><![CDATA[küçük ağa]]></category>
		<category><![CDATA[küçük ağa kitap özeti]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.genelleme.com/kucuk-aga.html</guid>
		<description><![CDATA[







KİTABIN ADI KÜÇÜK AĞA
KİTABIN YAZARI TARIK BUĞRA
YAYIN EVİ VE ADRESİ VARLIK YAYINEVİ
BASIM YILI 1973
1-)KİTABIN KONUSU :
Birinci Dünya Savaşı ile birlikte Osmanlı Devleti eski gücünü,heybetini kaybetmeye başlamış,isyanlar ve işgallerle
zayıf duruma düşmüştür.Kitapta , bir Anadolu kasabası olan Akşehir&#8217;den yola çıkılarak ,kurtuluş
mücadelesinin bir bölümü anlatılmaktadır.Olaylar Akşehir’in bir kasabasında başla ve gelişir.
2-) KİTABIN ÖZETİ :
Dünya Savaşı resmen sona ermiş [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>KİTABIN ADI KÜÇÜK AĞA<br />
KİTABIN YAZARI TARIK BUĞRA<br />
YAYIN EVİ VE ADRESİ VARLIK YAYINEVİ<br />
BASIM YILI 1973</p>
<p>1-)KİTABIN KONUSU :<br />
Birinci Dünya Savaşı ile birlikte Osmanlı Devleti eski gücünü,heybetini kaybetmeye başlamış,isyanlar ve işgallerle<br />
zayıf duruma düşmüştür.Kitapta , bir Anadolu kasabası olan Akşehir&#8217;den yola çıkılarak ,kurtuluş<br />
mücadelesinin bir bölümü anlatılmaktadır.Olaylar Akşehir’in bir kasabasında başla ve gelişir.</p>
<p>2-) KİTABIN ÖZETİ :<br />
Dünya Savaşı resmen sona ermiş olmakla birlikte , Osmanlı Devleti üzerinde yarattığı etkiler tüm gücüyle devam emektedir.<span id="more-1407"></span><br />
Savaş sonrası bir çok asker memleketlerine geri dönmüştür.Zayiatın büyüklüğü evlerine dönen erlerin çoğunun gazi oluşuyla<br />
daha da iyi anlaşılmıştır.Bu erlerden biri de Salih adlı Akşehirli bir askerdir.Memleketine döndüğünde kaybettiği kolunun<br />
acısıyla beraber , ülkenin durumunu daha acı bir şekilde anlayan Salih gittiğinden beri çok şeyin değiştiğini görür.Önceleri<br />
dost olarak yaşayan Rumlar ve kendi halkı şimdi birbirinden soğumuştur.Salih’in samimi arkadaşı olan Niko da bir Rum dur<br />
ve gelişmelerden o da etkilenmiştir.Yavaş yavaş Yunan ve İngiliz ordularının işgal haberleri gelmekte ve iki halkın<br />
birbirine olan düşmanlığı artmaktadır.Salih ise yüzyıllardır Osmanlı himayesinde rahatça yaşayan Rumların bu davranışını<br />
bir ihanet olarak görmekle beraber arkadaşı Niko’dan kopamamaktadır.Rumlarla olan dostluğu kasabalı tarafından fark edilir<br />
ve kasabalı Salih’i dışlar.Salih artık sürekli Niko ve O’nun çevresiyle dolaşır olmuştur.Artık Osmanlı ve Padişaha olan<br />
güvenci de sarsılmıştır.Kaybettiği kolunun hayatına tesiri büyük olmuştur.Kimsenin O’na hak ettiği saygıyı göstermediğine<br />
inanan Salih kendini namazdan niyazdan çekmiştir.Öte yandan halk işgallere tepkisiz kalmama kararı almıştır fakat bunun<br />
kimin önderliğinde yapılacağı karmaşası vardır.<br />
Salih günler geçtikçe kendi kasabalısının tepkisini kazanmış ve artık istenilmeyen biri olmuştur.Bu sırada kasabaya<br />
İstanbullu Hoca adında bir hoca gönderilir.İstanbul’dan gönderiliş amacı kasabada padişaha ve Osmanlı’ya bağlılığı teşvik<br />
edici düşünceyi sağlamaktır.Hoca gerçekten de çok etkili bir insandır ve halkın büyük beğenisini ve takdirini kazanır.<br />
Vaazlarda cemaate Osmanlı padişah ve din lehinde düşüncelerini aktarmaktadır.Bu sırada memlekette Hoca’nın düşüncesine tam<br />
ters olmamakla birlikte , kurtuluş ümidi olabilecek bir örgüt kurulmaktadır.Kuvayı Milliye adı verilen bu örgüt Anadolu’da<br />
işgalleri önlemek ve İstanbul ve padişah yönetiminin boyunduruğundan kurtulmak için kurulmuştur.Fakat Kuvayı Milliye’nin işi<br />
çok güçtür.Memlekette işgallere karşı veya işgallerden yana bir çok örgüt vardır. Kuvayı Milliye önce bu örgütleri kendi<br />
tarafına çekmeli veya bertaraf etmelidir.Hocanın vaazları da Kuvayı Milliye ilkelerine ters düşmektedir.Hoca her fırsatta<br />
padişaha bağlılıktan bahsetmektedir , Kuvayı Milliye ise padişahtan kurtulmak ,yeni bir yönetim kurmak amacını gütmektedir.<br />
İşte bütün bu ihtilaflar dolayısıyla Kuvayı Milliye yandaşları ve Hoca arasında bir elektriklenme ve zıtlaşma meydana gelir.<br />
Hoca ise halka kendini çok sevdirmiştir çünkü her yönüyle iyi ve doğru bir insandır.Fakat Hoca da kendi içinde bir yandan<br />
yaptığı işin gerçekten doğru olup olmadığının sorgulamasını , padişaha olan güvencinin doğruluğunun şüphesini yoklamaktadır.<br />
Kuvvacılarla Hoca arasındaki çatışma zamanla iyice açık şeklini alır ve vaazlarda karşıt fikirler açıklanır.<br />
Olaylar gelişirken Salih ise unutulmuşluk ve terkedilmişlikten bir kaçış olarak Kuvayı Milliye’ye katılmaya verir.O’nu bu<br />
kararı vermeye zorlayan başka bir şey ise yakın arkadaşı Niko’nun da sonunda Osmanlıya karşı savaşta yer almasıdır.Salih bu<br />
ihanetin öcünün peşinden koşacak ve kurtuluş mücadelesinde büyük rol oynayacaktır.Kuvva bir türlü hizaya gelmeyen Hoca<br />
hakkında ölüm emri çıkartır.Hoca evliliği ve çocuğu ve en önemlisi de halkın zorlamasıyla Akşehir’den kaçar ve çete<br />
reislerine sığınır.Kuvva ile arasında yaşanan kovalamacadan sağ kurtulur ve kendi başına yanına adam da alarak bir kasabaya<br />
sığınır.Kuvva ise Hocayı kaçırdığı için üzgündür ve Salih’i O’nu bulmakla görevlendirir.Hoca ise şimdi hangi tarafta yer<br />
almak gerektiğinin hesabını yapmaktadır.Kuvayı Milliye ise her geçen gün başarı kazanmakta ve güçlenmektedir.Salih Hoca’yı<br />
bulur ve O’nu padişah hizmetinden vazgeçerek Kuvva yararına çalışmaya ikna eder.Beraberce Çerkez Ethem’in kardeşi Tevfik<br />
Bey’in çetesine katılırlar .Çerkez Ethem ve kardeşleri milli mücadelede en büyük rollerden birini üstlenmiş ve gerek düşman<br />
işgallerine gerekse ayaklanmalara karşı başarılar sağlamışlardır.Fakat şimdi düzenli ordu ve İsmet Paşa’nın emri altına<br />
girmek söz konusu olunca Çerkez Ethem ve kardeşleri zıt bir tavır takınarak Kuvva’ya ve Ankara’ya karşı isyan bayrağı<br />
açmıştır.Hoca ise bu yolun yanlış olduğuna inanır ve onları bu yoldan döndürmek için planlar kurar.Hoca’nın amacı Çerkez<br />
Ethem ve kardeşlerini Kuvva’ya karşı cephe almaktan vazgeçirmek olmasa bile olası bir isyan halinde güçlerini zayıflatmaktır.<br />
Bu sırada Hoca Salih’ i haber edinmek için Akşehir’e yollar.Akşehir’de ise Hoca öldü bilinmektedir.Oysa Hoca hayattadır ve<br />
yeni kimliği “Küçük Ağa” ile kuvva yararına çalışmaktadır.Hoca’nın Kuvva yararına çalıştığı haberi Salih tarafından<br />
Akşehir’de sadece Kuvvacı olan birkaç kişiye duyrulur ve memnuniyet yaratır.Başta Kuvayı Milliye hareketine büyük hizmet<br />
vermiş Doktor olmak üzere Kuvvacılar Hoca’nın kendi saflarına katılışından büyük haz duyarlar.<br />
Hoca Ethem’in İsmet Paşa hizmetine girmemek için yapacağı en büyük saldırı olan Kütahya saldırısında O’na bir oyun<br />
oyna¤¤¤¤¤ başarısızlığını sağlar ve Kuvayı Milliye’ye en büyük hizmetini vermiş olur.Ethem ise Yunanlılara sığınacaktır.<br />
Hoca ise bütün bu ihtiras ve gücü elinde bulundurma tutkusuna kapılan insanlardan nefret etmektedir.Artık savaş alanından<br />
başka bir cephede de mücadele verilmektedir , şimdi iktidar çekişmeleri büyük tehdit oluşturmaktadır.Hoca bunu acıyla<br />
farkeder.Ankara ise Hoca’nın başarılarından haberdardır ve kendisini Ankara’ya davet eder.Daveti kabul eden Hoca Ankara’nın<br />
durumunu yakından görür ve cephede savaşmanın , bu iktidar kavgasında yanlış düşünenlere ve hainlere verilecek savaştan<br />
daha kolay olduğunu düşünür.Fevzi Paşa Hoca’ya yakınlık gösterir.Hoca bütün bu kişiliklerin önemini daha iyi anlamaktadır.<br />
Memleket zafere doğru gitmektedir ve bu noktada Ankara ve Melis’e büyük iş düşmektedir.Bu sırada Küçük Ağa yani İstanbullu<br />
Hoca Ankara&#8217;da kendisini Akşehir&#8217;den tanıyan ve bir zamanlar zıt fikirleri yüzünden tartıştığı Kuvvacı Doktor ile buluşur.<br />
Doktor böyle saygıdeğer birinin kendi saflarına katılışından duyduğu mutluluğu Hoca’ya söyler ve asıl kimliğini bilenin<br />
sadece kendisi olduğunu , kendisi dışındakilerin O’nu Küçük Ağa diye tanıdıklarını anlatır.Hoca ise artık özlediği eşi ve<br />
çocuğunun özlemiyle yanmaktadır.<br />
Küçük Ağa Fevzi Paşa ile birlikte Akşehir’e gelir ve burada da tanınmadığını ve Küçük Ağa olarak bilindiğini görür.Eşi ve<br />
Çocuğu hakkında bilgi alır ve çocuğunu bulur fakat eşinin durumu kötüdür.Eşine geldiğini haber eder fakat kadın ölmek<br />
üzeredir ve oğlunu Hoca’ya emanet ettiğini söylemekle kalır ve günler sonra da ölür. Hoca daha sonra Ankara’ya döner ve<br />
mücadeleye devam eder.<br />
3-)KİTABIN ANA FİKRİ:<br />
Vatan ve millet sevgisi , bağımsızlık duygusu. Kurtuluş savaşının küçük bir kasaba&#8217; dan görünüşü.</p>
<p>4-)KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:</p>
<p>Küçük Ağa(İstanbullu Hoca):Kurtuluş mücadelesine büyük hizmetler vermiş binlerce kişiden biri.</p>
<p>Salih:Birinci Dünya Savaşında sağ kolunu kaybetmiş ve hayatının anlamını Kurtuluş Mücadelesi ile tekrar kazanan biri.</p>
<p>Çerkez Ethem:Başlarda vatan ve millet için yeri tutulmaz hizmetler vermiş , cephede büyük başarılar göstermiş, fakat<br />
düzenli orduya geçme kararı alındığında tamamen zıt fikirleri benimsemiş ve zararlı olmuş bir çete reisi.</p>
<p>Doktor Haydar Bey Dünya Savaşında Yüzbaşı rütbesiyle görev yapmış ve milli mücadele yıllarında Kuvayı Milliye’ye büyük<br />
hizmetler vermiş bir asker.</p>
<p>Ali Emmi:Kurtuluşu Kuvayı Milliye’de gören ve çok büyük fedakarlıklarda bulunan yaşlı bir vatandaş.</p>
<p>5-)YAZARIN HAYATI<br />
2 Eylül 1918 tarihinde Akşehir&#8217;de doğdu. İlk ve ortaokulu Akşehir&#8217;de okudu. İstanbul Lisesi&#8217;nin yatılı kısmında okurken bu<br />
lisenin yatılı kısmının kapatılması üzerine kaydını Konya Lisesi&#8217;ne aldırdı ve liseyi burada bitirdi. (1936).<br />
Lise yıllarında Tarık Nazım müstear ismiyle hikaye ve şiirler yazmaya başlayan Tarık Buğra, İstanbul Üniversitesi Tıp ve<br />
Hukuk fakültelerinde bir süre okuduktan sonra kaydolduğu Edebiyat Fakültesi Türk Dili Edebiyatı Bölümünün son sınıfında<br />
ayrıldı. Askerlik hizmetinden sonra Şişli Terakki Lisesi&#8217;nde muallim muavini olarak işe başladı.<br />
Cumhuriyet gazetesinin açtığı yarışmada Oğlum(uz) adlı öyküsüyle bin liralık büyük ödüle layık görüldüğü ilan edildi.<br />
(1948). Ancak, Tarık Buğra&#8217;ya bu para yerine altın bir kalem ödül olarak verildi. Aynı yarışmada Doğan Nadi&#8217;nin bölük<br />
komutanı birinci ilan edildi ve bu zatın hikayeci olarak adına ikinci bir kez daha rastlanılamadı. Yine de bu ödül<br />
neticesinde aldığı yoğun iş teklifleriyle basın hayatına atılma konusunda cesareti artan Tarık Buğra, Akşehir&#8217;e dönerek<br />
Nasrettin Hoca Gazetesi&#8217;ni çıkardı (26 Temmuz 1949-28 Haziran 1952). Milliyet gazetesi, Vatan, Yeni İstanbul gazetesi<br />
(1952- 1956), Yol Dergisi (1968) ve Tercüman gazetesinde (1970-1976) sanat sayfaları düzenledi, fıkralar yazdı, yazı<br />
işleri müdürlüğü yaptı. Hisar dergisi ve Türkiye gazetesinde de yazan Tarık Buğra, 26 Şubat 1994 tarihinde İstanbul&#8217;da öldü.<br />
BAŞLICA YAPITLARI :<br />
Bu Çağın Adı, Dönemeçte, Osmancık, Gençliğim Eyvah, Küçük Ağa, İbiş&#8217;in Dünyası, Firavun İmanı, Yarın Diye Bir şey Yoktur,<br />
Siyah Kehribar, Politika Dışı, Yağmur Beklerken, Yalnızlar</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.genelleme.com/kucuk-aga.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>8</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Beyaz Lale Kitap Özeti</title>
		<link>http://www.genelleme.com/beyaz-lale-kitap-ozeti-2.html</link>
		<comments>http://www.genelleme.com/beyaz-lale-kitap-ozeti-2.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 10 Sep 2007 19:50:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Gökhan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Bedava Kitap Okuma]]></category>
		<category><![CDATA[beyaz lale]]></category>
		<category><![CDATA[Beyaz Lale özet]]></category>
		<category><![CDATA[E Kitaplar]]></category>
		<category><![CDATA[Kitap Özetleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.genelleme.com/beyaz-lale-kitap-ozeti-2.html</guid>
		<description><![CDATA[KİTABIN ADI : BEYAZ LALE
KİTABIN YAZARI : ÖMER SEYFETTİN
YAYIN EVİ VE ADRESİ : BİLGİ YAYINEVİ-ANKARA
BASIM YILI : 1976
1.KİTABIN KONUSU: Balkan Savaşı sırasında, Bulgar asıllı bir binbaşı tarafından, Türk köylerinde özellikle kadın ve kız çocuklarına yapılan işkenceler bütün gerçeğiyle gözler önüne serilmiştir. Ayrıca buradaki Türkleri vaftizleyip Hristiyan yapıldıktan sonra nasıl öldürükleri anlatılmaktadır.Amaçları özgür bir Bulgartoplumu yaratmaktır.
2.KİTABIN [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><font face="Arial"><strong>KİTABIN ADI : BEYAZ LALE<br />
KİTABIN YAZARI : ÖMER SEYFETTİN<br />
YAYIN EVİ VE ADRESİ : BİLGİ YAYINEVİ-ANKARA<br />
BASIM YILI : 1976</strong></font></p>
<p><font face="Arial">1.KİTABIN KONUSU: Balkan Savaşı sırasında, Bulgar asıllı bir binbaşı tarafından, Türk köylerinde özellikle kadın ve kız çocuklarına yapılan işkenceler bütün gerçeğiyle gözler önüne serilmiştir. Ayrıca buradaki Türkleri vaftizleyip Hristiyan yapıldıktan sonra nasıl öldürükleri anlatılmaktadır.Amaçları özgür bir Bulgartoplumu yaratmaktır<span id="more-1101"></span>.</font><span id="more-1187"></span></p>
<p><font face="Arial">2.KİTABIN ÖZETİ: Balkan Savaşından sonra bazı Türk köyleri bozguna uğramıştır.Bulgar asıllı binbaşı Radko Balkaneski’ nin bunda çok büyük payı olmuştur.Bu binbaşı Galatasaray Sultanisini bitirmiş,iyi tahsil görmüş bir kişidir.<br />
Serez’ de bulunan Türkler oldukça zengindiler. Bu binbaşının amacı buradaki müslümanların kaçamayanlarını toplamak, ilk önce işkence ile kasalarındaki ve bankalarındaki paralar alınıp, bu paralar Bulgar mekteplerine verilecektir. Daha sonra Türkler vaftizlenip Hristiyan yapıldıktan sonra öldürülecektir.<br />
Binbaşı Rako’ nun diğer bir amacı bu köylerdeki en güzel Türk kızını seçmektir.Binbaşıya göre 45 yaşı üzerindeki kadınlar ve 60 yaşı üzerindeki erkeklerin vaftizlenmesi uygun değildir. Genç bir Türk kadınının karnında on beş tane düşman taşıdığını düşünmektedir. Bu yüzden bir genç kadını veya bir kızı öldürmek on beş tane birden düşman öldürmek demektir.<br />
Binbaşı Radko’ nun en büyük işkencesi insanları soyundurup, kasaturayla vücutlarını yararak ateşe atmaktır. Çünkü vücudu yarılrn insan ateşte çok çabuk yanmaktadır.<br />
Bir gün binbaşı Radko köydeki 45 yaşı altı kadınları toplatıp bunlara işkence yapmaya karar verir. Kadınlardan soyunmalarını ister.Kadınlar bu istek karşısında inat ederler. Radko elinde çocuk bulunan bir kadının çocuğunu alır ve ateşe atar. Kadın bunun üzerine Radko’ nun boynunu sıkmaya çalışır. Ama komitalar buna engel olurlar.Kadını ellerinden tutarak karnını kasaturayla oyarak ateşe atarlar.<br />
İşkencelerden en ünlüsü ise “canlı çukur” adını verdikleri tekniktir. İlk önce yere şişman bir kadın yatırırlar, onun üzerine beğendikleri diğer ikinci bir güzel kadını yatırırlar ve bu üstteki kadını alttaki kadına bağlarlardı. Bu kadının karnını kasatura ile oyarlardı.Kadın böylece bir iki saat içinde inleye inleye, kıvrana kıvrana ölmekteydi.<br />
Bütün bu olaylar yanı sıra Binbaşı Radko bütün köyü gezerek köydeki en güzel Türk kızını seçmeye çalışmaktadır. Herkesten topladığı isimlerden en çok göze çarpanları Hacı Hasan Beyin kızı Lale Hanım, Müderris Ahmet Efendinin kızı Naciye Hanım ve Kadri Ağanın kızı İclal hanımdır.Bunlardan Lale Hanım beyaz, Naciye Hanım kumral, İclal Hanım ise esmer tenlidir.Bu kızlardan Lale Hanımı seçer.Ve onu dünya güzeli ilan eder.<br />
Hemen Lale Hanımın bababsı Hacı Hasan Beyi yanına çağırır.Ona evlerini birkaç günlük için çarın oğlu ziyarete geleceğinden dolayı kullanacağını söyler.Ayrıca evde sadece kızı Lale Hanımın hizmetçilik yapmasını ve onun dışındaki herkesin evden ayrılmasını söyler.Hacı Hasan Bey bunu kabul eder.Hemen kızını evde bırakarak evden oğlu ve eşiyle birlikte ayrılır. Binbaşı Radko Hacı Hasan Beyin evine giderek kapıyı çalar.Lale Hanım kapıyı açmamakta ısrar eder.Radko kapıyı açmamakta ısrar eder.Radko niyetinin kötü olmadığını sadece çarın oğlunun gelerek bir kaç gün için evde misafir olacağını söyler.Lale Hanım buna inanmaz ve kapıyı açmamakta ısrar eder.Binbaşı Radko, tekrar niyetinin kötü olmadığını sadece evi birkaç dakikalığına gezip görmek olduğunu bütün nezaketiyle söyler. Lale Hanım sonunda dayanamayarak kapıyı açar.<br />
Radko içeri girer ve Lale Hanımı tam kafasında hayal ettiği gibi bulur.Evin odalarını gezmeye başlarlar.Birkaç oda gezdikten sonra artık dayanamayarak Lale Hanıma taciz etmeye kalkar.Lale Hanım Radko’ nun bu hareketleri karşısında bütün gücüyle direnir.Radko zorla onu öpmeye çalışır.Onu kucaklayarak yatağa götürür.Lale Hanımın artık bu işkencelere dayanacak gücü kalmaz.Aklına bir fikir gelir.Artık çok sıkıldığını biraz hava alması gerektiğini söyler.Radko sonunda Lale Hanımın yola geldiğini düşünerek sevinir.Ona hava alması için izin verir.Lale Hanım açık pencereye doğru gider ve hiç düşünmeden kendisini pencereden aşağıya çalılıkların arasına bırakıverir.<br />
Bunu gören Radko sinirinden ne yapacağını bilmez. Hemen pencereden aşağıya bakar.Lale Hanımın yerde cansız bir şekilde uzandığını görür.Koşa koşa yanına gider ve Lale Hanımın öldüğünü görür.Onu alarak tekrar yatağa götürür. Ölü olduğu halde, vücudunun daha sıcak olduğunu düşünerek ona tacie etmeye kalkar.Tam o sırada bir komita gelir ve aşağıdan Binbaşı Radko diye seslenir.Hemen apar topar aşağıya iner.Komita Radko’ ya durumu öğrenmek için geldiğini söyler.Bu arada Lale Hanımın cesedi soğumuştur.Ona hiçbir şey yapamadığı için sinirinden etrafı kırıp döker.</font></p>
<p><font face="Arial">3.KİTABIN ANAFİKRİ : Balkan Savaşı sırasında, halk çok kötü işkencelere maruz kalmakta, eli kolu bağlı olması ve hiç kimseden manevi destek alamaması nedeniyle, zorla nasıl Hristiyanlaştırılıp öldürülmesidir.</font></p>
<p><font face="Arial">4. KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:<br />
Binbaşı Radko Balkaneski: Gayet zeki ve akıllı bir kişidir.Ama halka yaptığı zulüm ve işkence onun acımasız, duygusuz ve karaktersiz biri olduğunu bize göstermektedir.<br />
Hacı Hasan Efendi : Maddi durumu iyi olan bir zattır.Halk tarafından sevilen iki çoçuğu ve eşiyle geçinip giden birisidir.<br />
Lale Hanım : Tartışılmaz köyün engüzel kızıdır.Ailesi tarafından iyi yetiştirilmiş kültürlü bir kızdır. Yapılan bu işkencelere boyun eğmektense ölmeyi yeğler.</font></p>
<p><font face="Arial">5.KİTAP HAKKINDAKİ ŞAHSİ GÖRÜŞLER: Bu eser.bizim tarihimizi anlatması itibarıyla çok güzel bir kitap.Olayda anlatılanlar gerçek olması yanısıra, olayların tüm çıplaklığıyla sade ve açık bir diile anlatılması söz konusudur.Çok akıcı ve sürskleyici bir kitap. Herkesin bu kitabı okumasını tavsiye ederim.<br />
6.YAZAR HAKKINDA KISA BİLGİ : Ömer Seyettin; Gönende, 11 Mart1884′te doğdu. Dağıstan’dan göçen bir Türk ailesinin çocuğu olan Ömer Şevki Bey’in oğludur. Dört yaşında mahalle mektebine verildi. 1892′de İstanbul’da Yusufpaşa’daki Mekteb-i Osmani’ye kaydoldu. 1893 yılında Eyüp semtindeki Askeri Rüştiye’de subay çocukları için açılan özel sınıfa nakledildi.<br />
Romanları: Ashab-ı Kehfimiz (1918), Harem (1918), Efruz Bey (1919).</font></p>
<p><font face="Arial">Hikayeleri: Ölümünden sonra ilk defa Ali Canib Yöntem derledi (1926). Ahmet Halit Kitabevi 9 ciltte topladı (1938), Şerif Hulusi hikayeleri gözden geçirerek notlarla 10 cilt (1950), Rafet Zaimler Yayınevi 30 hikaye ekleyerek 11 cilt halinde yayınlandı. Bütün hikayelerini Bilgi Yayınevi yayınladı.</font></p>
<p><font face="Arial">İncelemeleri: Milli Tecrübelerden Çıkarılmış Ameli Siyaset (Tarhan takma adıyla, 1912), Yarınki Turan Devleti (1914), Türk Mefkuresi (Ayın Sin rumuzuyla, 1914). İncelemelerin hepsini Sakin Öner bir araya getirerek yayınladı (1975).</font></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.genelleme.com/beyaz-lale-kitap-ozeti-2.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Birinci Dünya Savaşında Bir Yedek Subay’ın Anıları</title>
		<link>http://www.genelleme.com/birinci-dunya-savasinda-bir-yedek-subay%e2%80%99in-anilari.html</link>
		<comments>http://www.genelleme.com/birinci-dunya-savasinda-bir-yedek-subay%e2%80%99in-anilari.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 28 Aug 2007 14:41:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Gökhan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[e-kitap]]></category>
		<category><![CDATA[kitap]]></category>
		<category><![CDATA[kitap indir]]></category>
		<category><![CDATA[kitap oku]]></category>
		<category><![CDATA[Kitap Özetleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.genelleme.com/birinci-dunya-savasinda-bir-yedek-subay%e2%80%99in-anilari.html</guid>
		<description><![CDATA[KİTABIN ADI                     Birinci Dünya Savaşında Bir Yedek Subay’ın Anıları
KİTABIN YAZARI                 Faik TONGUÇ
YAYINEVİ VE ADRESİ  Türkiye İş Bankası Yayınları
BASIM [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>KİTABIN ADI                     Birinci Dünya Savaşında Bir Yedek Subay’ın Anıları<br />
KİTABIN YAZARI                 Faik TONGUÇ<br />
YAYINEVİ VE ADRESİ  Türkiye İş Bankası Yayınları<br />
BASIM TARİHİ                Nisan 1999<br />
KİTABIN YAYIM MAKSADI Vatan savunması ile başlayan, hayat mücadeleleri ile geçen, ulu önder Atatürk’ün önderliğinde yeni Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşu ile sonuçlanan bir ömrün panoraması verilerek, geçmiş ve geleceğe ışık tutmaktır.</p>
<p>KİTABIN ÖZETİ :</p>
<p>Mülkiye Mektebini bitiren yazarımız Londra’da öğrenim görmektedir. <span id="more-1093"></span>1 nci Dünya Savaşının çıkması üzerine, İstanbul’a dönmüş, bir hafta sonra Aksaray Askerlik Şubesine müracaat ederek Harbiye Mektebine yazılmıştır.</p>
<p>1914 Haziran’ında Maçka Talimgahında eğitime başlamıştır. Bu arada gördüğü kıt’a halindeki iki tatbikat onun askerlik hakkında fikir değiştirmesini sağlamıştır. Meşrutiyet’in ilanı ile temeli atılan Türk Ocağı Cemiyeti, Türk Yurdu gazete ve dergilerin tesirinde kalan binlerce genç gibi yazarımız da “ Moskof kini “ ve “Turan” aşkıyla yanmaktadır. Turan Duası ve Albayrak Marşlarını söylemeyi ibadet saydığı bir anda idealini gerçekleştirmenin fırsatını bulur. Kafkas Cephesine gönderilen gönüllü birliklerin içerisinde o da vardır artık.</p>
<p>Gözyaşları ile Haydarpaşa‘dan başlar ümitsiz bir hayalin yokluğu. Konya, Niğde, Kayseri, Erzincan, Erzurum ve birçok beldeden geçer. Bu şehirleri gören her insan gibi hayal kırıklığına uğrar. Anadolu şehirleri çamur içerisinde, temiz olmayan sokaklar, bakımsız evleri ile adeta ortaçağ yadigarı birer harabe gibidir.</p>
<p>Geçtiği tüm mekanlardaki Anadolu insanında perişanlık hakimdir. Cepheden dönen yaralı, zayıf, bitkin, hasta insanların acı gerçeği gözler önündedir.</p>
<p>Enver Paşa komutasındaki ordunun (9,10,11 nci Kolorduların) yenilgisi tüm Türk Dünyasını hüzne boğmuştur. Yenilgi sonrası karşılaştığı manzaralar, şimdiye kadar gördüklerinin askerliğin oyuncak tarafı olduğunu, asıl askerliğin bundan sonra başladığını anlatır yazarımıza.</p>
<p>Bu arada savaşta ölenlerden daha çok insan tifo, tifüs salgın hastalıklarıyla can vermektedir.</p>
<p>Erzurum Kolordusu yazarımızı 30 ncu Tümen 88 nci Alaya tayin eder. 3 ncü Tabur, 10 ncu Bölük, 1 nci Takım komutanı olarak ilk çalışma devresi başlamıştır artık.</p>
<p>Güçlü Rus ilerleyişini durduramayan Türklerin sorunu sadece savaş değildir. Askerler aç savaşmaktadır. Sefaletin her çeşidi ile doğanın zulmü kol koladır.</p>
<p>Karargahında rezaletin her çeşidini yapan Erzurum Ordu Komutanı Arap Kamil Paşa, şehitlerden geride kalan paraları zimmetine geçiren Alay Komutanı, örümcek kafalı takım komutanı gibi durumun vahimliğini görmeyen insafsız, vicdansız, hainlik derecesinde ilgisiz, kabiliyetsiz insanların varlığı durumu daha da güçleştirmektedir. Bunun gibi yeteneksiz subayların binlerce olduğunu defalarca görmüştür yazarımız.</p>
<p><span id="more-613"></span>Fakat yüreğinde taşıdığı ateşle o, namzet adı altında vatan için parasız çalışmakta, sevmek ve sevilmenin ihtiyaç halini aldığı zor koşullarda, zamandan habersiz, çamur içerisinden çıkarılmış bir hasır üzerinde yatarak kaşığın sapını ısıtıp, elbiselerin dikiş yerlerindeki bit yumurtalarını yok etmekle uğraşarak fedakarane çalışmaktadır.</p>
<p>Onun en büyük gururu ve desteği en zor koşullarda bile sabır ve tahammülü ile dünyaya örnek olan, emre itaati ibadet bilen, en cılız neferi bile savaşta ateş parçası olan, savaşın yorgunluğuna metanetle göğüs geren, içten gelen bir cengaverliğin dünyada tek mümessili Türk neferidir. Zulmü ile Anadolu’yu kana bulayan Ermeni’nin yaralısına su, ekmek verecek kadar merhametli olan Türk neferi mevzide söylediği uzun havalar ile yetinip sevinebilen, açlığa, sefalete, kendisinden güçlü ordulara baş eğmeyen Türk neferi…</p>
<p>Yeteneği ile 10 ncu Bölük Komutanı olan yazarımız, yanlış verilen bir geri çekilme kararı neticesinde 1916 Temmuz’unda teslim olmak zorunda kalır.</p>
<p>Yırtık postal ve nefer elbisesi içinde, şerefli bir şekilde ölmeyi temenni ederek bir Türk Subayına yakışır bir tavır sergilemekte, bu konumda bile şehit arkadaşlarını düşünmektedir.</p>
<p>Cesareti sayesinde Bahıtlı’da iki defa yendiği Kumandan ile tanışırlar. Bu sayede Rus ordusu ile Türk ordusunu karşılaştırma fırsatı bulur.</p>
<p>Osmanlının yüksek düzeydeki subaylarının tantana ve depdebeli yaşamına karşılık, Rus şehirlerinin (Rostof’tan, Lebidof’a) mamurluğunu, çalışan hemşirelerinin ahvalini, Rusların sağlığa, eğitime verdiği önemi, gazete ve dergilerin çokluğunu ve halkın eğitim düzeyini kendi memleketi ile karşılaştırır. Bizdeki koyu taassubun ve yobazlığın gerilememizin temel noktası olduğunu bir kez daha kavrar.</p>
<p>1918 Ekim’inde meydana gelen Bolşevik ihtilali sonucunda Ruslar ile savaş bitmiştir. İhtilalin kargaşasından yararlanan yazarımız esaretten kaçarak kurtulur.</p>
<p>İstanbul’ a döndüğünde İzmir işgal edilmiş, Ermeni zulmünden sonra, Yunan, Rum zulmü Türk Milletini yok etme gayreti içerisine girmiştir. Çapanoğlu Ethem Bey gibi “padişahım çok yaşa” diyen gericiler de içeride ayaklanma başlatmışlardır.</p>
<p>Bu sırada ortaya çıkan Kuvva-i Milliye hareketini yazarımız önce bir macera olarak yorumlamıştır. Ankara’ya gelişi ile ulu önder Atatürk’ün çevresinde kilitlenen her yaştan insanın samimiyet, sadakat ve saadet havası ile ateşli bir çalışma içerisine girdiğini görmüştür. Bu insanların tek amaçlarının anayurdu kurtarmak olduğunu anlayınca gerçeği kavramış, o da bu kutlu hareket içerisinde yer almıştır. İstanbul’ dan İtalyan vapuru ile aldığı malzemeleri, Mersin’e, oradan da karayolu ile Ankara’ya taşıtmıştır.</p>
<p>Türk Milletini yok olmaktan kurtaran, yeni Türkiye Cumhuriyetini kuran ilke ve inkılapları ile yön gösteren, aydınlık geleceğin habercisi ulu Ata’mızın önderliğinde mutluluğu bulan yazarımız şimdiye kadar aradığı tüm soruların cevabını bulmuştur artık…</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.genelleme.com/birinci-dunya-savasinda-bir-yedek-subay%e2%80%99in-anilari.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>27 Mayıs İhtilali ve Sebepleri</title>
		<link>http://www.genelleme.com/27-mayis-ihtilali-ve-sebepleri.html</link>
		<comments>http://www.genelleme.com/27-mayis-ihtilali-ve-sebepleri.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 11 Aug 2007 09:51:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Gökhan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[27 mayis]]></category>
		<category><![CDATA[27 mayis ihtilali]]></category>
		<category><![CDATA[ihtilal]]></category>
		<category><![CDATA[Kitap Özetleri]]></category>
		<category><![CDATA[Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[tarih bilgileri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.genelleme.com/27-mayis-ihtilali-ve-sebepleri.html</guid>
		<description><![CDATA[Yazarı : Ali Fuat BAŞGİL
Yayınevi : Yağmur Yayınları
Baskı : İstanbul / 1966 / 287 shf.
GİRİŞ
1960 nisan ayı sonundan itibaren başlayıp mayıs ayı boyunca devam eden Ankara ve İstanbul Üniversitesindeki kanlı talebe nümayişleri, TBMM binasının sahne vazifesi gördüğü kavga ve heyecanların sokağa dökülmesi ve buna Kara Harp Okulu’nun meclisin önüne kadar sessiz yürüyüş yapması siyasi ihtirasın [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p align="center">Yazarı : Ali Fuat BAŞGİL<br />
Yayınevi : Yağmur Yayınları<br />
Baskı : İstanbul / 1966 / 287 shf.</p>
<p>GİRİŞ</p>
<p>1960 nisan ayı sonundan itibaren başlayıp mayıs ayı boyunca devam eden Ankara ve İstanbul Üniversitesindeki kanlı talebe nümayişleri, TBMM binasının sahne vazifesi gördüğü kavga ve heyecanların sokağa dökülmesi ve buna Kara Harp Okulu’nun meclisin önüne kadar sessiz yürüyüş yapması siyasi ihtirasın kışlanın içine geldiği manasına geliyor ve 27 Mayısın hazırlayıcı sebepleri oluyorlardı.</p>
<p>Tarafsız bir nazarla bakıldığında; Menderes kadar halkın kalbini kazanmış, Atatürk müstesna, başka bir devlet adamını Türk Tarihi kaydetmemiştir.<span id="more-971"></span> Menderes’in mali ve iktisadi sahada yaptığı büyük işler olduğu gibi, hataları da olmuştur. Fakat 27 Mayısa asıl götüren sebep CHP ile DP arasındaki sürtüşmelerdir.</p>
<p>I. KISIM</p>
<p>1. BÖLÜM</p>
<p>TÜRKİYE’DE CUMHURİYETİN KURULMASINDAN SONRA SİYASİ PARTİLERİN TEŞKİLİ</p>
<p>CUMHURİYET HALK PARTİSİNİN KURULMASI</p>
<p>1.Dünya Savaşı neticesinde Osmanlı Devleti Mondros Mütarekesinin imzalamış, bir müddet sonrada Anadolu’nun Yunanlar tarafından işgali üzerine İstiklal Savaşı başlatılmıştır. Mustafa Kemal öncülüğündeki milli mücadele yıllarında ilk meclis Ankara’da açılmıştır. 30 Ağustos 1922’de zafer kazanıldıktan sonra 1 Kasım 1922’de saltanat kaldırılmış ve 29 Ekim 1923 tarihinde ise Cumhuriyet ilan edilmiştir.</p>
<p>Mustafa Kemal fikir ayrılıklarına ve çekişmelere son vermek için Cumhuriyet Halk Partisini kurmuştur.</p>
<p>CHP’ ye Kazım Karabekir, Ali Fuat Cebesoy gibi kişiler muhalefet etmişler ve Ekim 1924 tarihinde “Cumhuriyetçi Terakkiperver Fırkasını” kurmuşlardır. Türkiye’nin kalkınmasını tek partili sistemde gören M. Kemal tarafından halkın dini duygularını istismar ettiği gerekçesiyle kapatılmıştır.</p>
<p>Böylece CHP, 1946 tarihine kadar tek parti olarak ve 1950 yılına kadar da iktidarda kalmıştır. Fakat Mustafa Kemal 1930 yılına kadar yakın arkadaşı Fethi Okyar’a halkın nabzını tutmak için “Serbest Fırka” adında bir muhalefet partisi kurdurmuştur. Serbest Fırka 1935 tarihinde kapatılmıştır.</p>
<p>10 Kasım 1938’de Mustafa Kemal’ in ölümünden sonra TBMM İsmet İnönü’yü cumhurbaşkanı seçmiş ve Atatürk’ün en yakın arkadaşlarından (iş bankasının kurucusu ve iktisat vekili) Celal Bayar’ı kenara itmiş ve genelkurmay başkanı Fevzi Çakmak’ı ise emekli etmiştir. Mussolini ve Hitler gibi bir diktatörlük kurmuştur. Mustafa Kemal tarafından ihdas edilen rejimin altı ilkesinden; devletçilik, laiklik ve milliyetçiliği esas almıştır. Devletçilik ilkesini ekonomi ile birlikte siyasette de esas almış, laikliği dine saldırı, milliyetçiliği ise Türkçe’nin saflaştırılarak modernize edilmesi olarak ele almıştır. Oluşturulan parlamentoda sadece CHP adayları yer almış ve basının tenkitleri ise susturulmuştur. Köylerde jandarmanın dipçiği, şehirlerde ise polisin copu esas olmuştur.</p>
<p>İnönü hür ve demokratik bir meclis meydana getirmek istedi. CHP’ den ayrılan ve başlarında Rana Torhan’ın bulunduğu “Müstakiller Grubu” adında muhalefet bir grup oluşturdu ise de bu grup gülünç duruma düştü.</p>
<p>REJİME KARŞI İLK TEHDİT VE İLK MUHALEFETİN DOĞUŞU</p>
<p>Mevcut rejime karşı ilk tenkitler 1944 tarihinde dil yani Türkçe’nin saf hale getirilmesi ve Türkçe’ye mal olmuş kelimelerin atılıp yerine yeni kelimeler ihdas etme politikası hakkında olmuştur. Bu tenkitler basının da gündeminde yer almıştır.</p>
<p>1945 senesi sonlarına doğru gerçek demokrasiyi istediklerinden dolayı, Celal Bayar, Adnan Menderes, Refik Koraltan ve Fuat Köprülü CHP’ den ihraç edilecekler ve halk bunları aynı kaderi paylaştıklarından dolayı “Dörtler” diye isimlendireceklerdir.</p>
<p>1945 Temmuzunda Nuri Demirhan, Hüseyin Avni Ulaş ve Cevat Rıfat Atilhan tarafından İslam birliği esas olan bir programla “Milli Kalkındırma Partisi” adında muhalif bir parti kuruldu. Fakat 1946 seçimlerinde hiç bir mebus çıkaramamışlardır.</p>
<p>Halk tarafından “dörtler” diye isimlendirilen kişiler bir araya geldiler. 1945 senesi sonlarında “Demokrat Partiyi” kurdular. 7 Ocak 1946’da ise partinin programını ilan ettiler.</p>
<p>2.Dünya Savaşı’ndan müttefiklerin galibiyeti, demokrasinin totaliter rejimlere galibiyeti olarak algılandı. İnönü’nün Demokrat Partiye müsaade etmesi, totaliter bir sistemi devam ettirmesinin mümkün olamayacağına inanması ve Rusya’nın karşısında Avrupa’nın Türkiye’yi yalnız bırakma endişesi idi.</p>
<p>1946 SEÇİMLERİ</p>
<p>1947 Tarihinde yapılacak seçimler, yeni kurulmuş olan Demokrat Partiyi hazırlıksız yakalamak düşüncesi ile 1946 temmuzuna alındı. 18. yy’ da Fransa, 1946 yılına kadar Türkiye’de uygulanan iki dereceli seçim; yani, halkın seçtiği insanların mebusları seçtiği sütun değiştiriliyor ve halk direk olarak mebusları seçiyordu. Bu CHP’ ye iki avantaj sağlıyordu.</p>
<p>Birincisi: Köy ve kasabalarda halkın sindirilmesi kolaydı.</p>
<p>İkincisi: Oy pusulalarının değiştirilmesi ve çalınması kolaydı. Ayrıca “açık oy kapalı sayım” sistemi getiriliyor ve sayımdan sonra oyların hemen yakılması esası konuyordu. Neticede seçimler yapıldı.</p>
<p>CHP &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;: 396</p>
<p>DP&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;: 62</p>
<p>Müstakiller&#8230;: 17</p>
<p>CHP’ nin başarısı, oy hırsızlığından geliyordu.</p>
<p>1946 seçimleri sonrasında mecliste il tartışma İtalya’dan alınan ve ilaveler yapılan ceza kanunu hakkında oldu. Bu tartışma aynı kanunun altında bulunan Celal Bayar’ ın pasifliğine sebep olmuştu. Bu nedenle Kenan Öner Bey, Osman Bölükbaşı gibi birkaç mebusu da yanına alarak Demokrat Parti’den ayrılarak, 20 Temmuz 1948’ de Millet Partisini kurdu. Millet Partisi, altı ilkeyi benimseyen CHP, laiklik ve devletçilik ilkesi üzerinde değişiklik yaparak aynı ilkeleri benimseyen DP’ den farklı olarak iktisadi sahada liberal, milli örf ve ananeler bakımından muhafazakar bir demokrasiyi ilan ediyordu.</p>
<p>1949 yılında TBMM, İnönü’ nün Reisicumhur görevi ile parti başkanlığı görevini kendisinde toplanmasını ve seçim sistemini tartışmıştır. Seçim sisteminde “kapalı oy, açık sayım” usulü benimsenmiştir. Ülkenin içinde bulunduğu mali ve iktisadi sıkıntılar hükümeti 14 Mayıs 1950’de seçim yapmaya mecbur etti. Sonuç:</p>
<p>CHP &#8230;&#8230;&#8230;&#8230;: 67</p>
<p>DP&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;: 416</p>
<p>MP&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;..: 1</p>
<p>2. BÖLÜM</p>
<p>DEMOKRATLAR İŞ BAŞINDA</p>
<p>Mayıs ayı sonunda yeni seçile mebuslar Ankara’ya geldiler ve meclis merasimle açıldı. Cumhurbaşkanlığı seçiminde 400’den fazla oy alan Celal Bayar cumhurbaşkanı oldu. Refik Koraltan meclis başkanı oldu. Adnan Menderes başvekil, Fuat Köprülü ise hariciye vekili oldu.</p>
<p>CHP ‘ ye göre idare etmek sanatı zülüm ve baskı ile hareket etmekten ibaret idi. Metodu ise “zirveden kaideye” formülünde manasını buluyordu. Bunun manası, şef vesayet altına alınmış olan halkın adına düşünür ve karar verir.</p>
<p>DP’ ye göre ise hükümet olmanın ruhu “hürriyet içinde disiplin” esasında manasını buluyor ve formül “kaideden zirveye şeklini alıyordu. Yeni hükümetin aldığı üç karar onun yeni istikametini belirliyordu. Bu kararlar:</p>
<p>1. Ezanla ilgili karar: Ezanın Türkçe mi Arapça mı okunması din adamlarının salahiyetine bırakıldı.<br />
2. Dini tedrisatla ilgili karar: Dini eğitim ve öğretim ilkokulda 4. sınıftan itibaren ihtiyari, yani anne babanın isteğine bağlı bulunuyordu.<br />
3. İnönü tarafından değiştirilen anayasa aslına irca ediliyordu.</p>
<p>DEMOKRAT PARTİ İKTİDARININ MÜSBET İCRAATI</p>
<p>Demokrat Partinin 10 yıllık iktidarı boyunca Türkiye’nin sosyal ve iktisadi yapısını değiştirmiştir. Bu değişiklikler:</p>
<p>* İstihsal, mal ve kıymetlerin tedavülünde müthiş gelişmeler oluştur.<br />
* En küçük köylere kadar yollar asfaltlanmış ve binlerce köy içme suyuna kavuşturulmuştur.<br />
* Limanlar ve dev barajlar inşa edilmiştir. Tarımda verim artmış, kara sabandan makineli tarıma geçilmiştir. Şeker, dokuma ve çimento fabrika-ları kurulmuştur.<br />
* Özel teşebbüs teşvik edilmiş, büyük şehirler çamurdan kurtarıl-mıştır.<br />
* İzmir ve Erzurum’a iki yeni üniversite açılmıştır.<br />
* Halk ile hükümet arasında buzların eridiği bir dönem olmuştur.</p>
<p>3. BÖLÜM</p>
<p>DEMOKRAT PARTİ HÜKÜMETİNİN KARŞILAŞTIĞI GÜÇLÜKLER VE HATALARI</p>
<p>Menderesin hazırladığı hükümet programına muhalefet edenler “61’ler grubun”u oluşturdular. Yolsuzlukları yapan bakanların hakkında (Samet Ağaoğlu) meclis tahkikatı yapılmasını istiyorlardı.</p>
<p>Diğer bir tartışmada T.C.K 481. devlet memurları statüsünde mebus ve bakanların kabul edilmemesi ve ithamların gazetelerce delillerinin ibraz edilememesi kanununa muhalefet edilmişti. Bunlarda “19’lar grubunu” oluşturuyordu.</p>
<p>Bu “19’lar” Menderes Kabinesi iç işleri Fevzi Lütfü Kara Osmanoğlu’nun başkanlığında DP’den ayrılarak “Hürriyet Partisini” kurdular. Bu parti yürümedi ve milletvekillerinden çoğu CHP’ye katıldı.</p>
<p>Hükümetin ilk hatası, kendini destekleyen Türk Milliyetçiler Derneği’nin Ahmet Emin Yolman olayı üzerine kapatılmasıdır.(1953) Milliyetçiler Derneği’nin kapatılması CHP’nin kurduğu “CHP Gençlik Kolları”, “Devrim Ocakları” gibi adlarla kurulan cemiyetlerle üniversite gençliğini arkasına almasına sebep oldu. Menderes bunu nisan 1960’da anlayabilmiştir.</p>
<p>Rakip parti olarak gördüğü Millet Partisini, dini istismar ettiği düşüncesi ile kapatan Menderes, CHP ile arasındaki engeli aleyhine olarak ortadan kaldırıyordu. Ertesi gün; yani, 10 şubat 1954’de aynı milletvekilleri “Cumhuriyetçi Millet Partisi’ni” kurdular. CMP, Tahsin Demiray ve Cezmi Türk liderliğinde kurulan “Köylü Partisi” ile birleşerek “Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi” adını aldı.</p>
<p>2 mayıs 1954 seçimlerini 504’e karşı 31 milletvekili ile kazanan DP ülkenin içinde bulunduğu mali ve iktisadi krizle, 1952 yılında CHP’nin mallarının haciz edilerek hazineye konulması üzerine oluşan muhalefet ve Kıbrıs’la ilgili muhalefet tartışmalarıyla karşılaşıyordu.</p>
<p>Bütün bu olumsuzluklara rağmen hükümet, karşılığını vermeden büyük şehirlerde istimlak hareketlerine girişmiştir. CKMP lideri Osman Bölükbaşı hakkında takibat açıldı ve onu seçen Kırşehir vilayetken kaza haline getirildi.</p>
<p>27 ekim 1957 seçimlerinde ise CHP 178 sandalye elde etmiş ve Menderes Hükümeti kan kaybetmeye başlamıştır. 1954 seçimleri sonrası demokratik yollarla hükümet olamayacağı anlayan CHP, yeraltı çalışmalarına başlamıştır.</p>
<p>4. BÖLÜM</p>
<p>DEMOKRAT İKTİDARIN ZAYIFLAMASI</p>
<p>MUHALAFET BASININ SERT TENKİTLERİ</p>
<p>Bir taraftan muhalif basının tahrikleri, diğer taraftan da halkçıların propaganda seyahatleri ile memleket baştan başa bulgur kazanı gibi kaynıyordu.</p>
<p>Halkçıların çevirdiği dolaplar ordu içinde olduğu gibi, üniversite gençliği arasında da yayılıyordu. Muhalefet Güney Kore’deki askeri ayaklanmayı ve bilhassa 1958 yılında Bağdat’ta yapılan ihtilali istismar ediyordu. “Zalimleri yıkmak için gereken cesaret ve bizim ordumuzda ve gençliğimizde de vardır.” diye slogan atıp tahriklerde bulunuyorlardı. 1958’de dokuz subayın iştirak ettiği askeri bir komplo ortaya çıkarılıyordu.</p>
<p>Salahiyet kanunu, gerginliği daha da artırıyor ve üniversite gençliği ayaklanıyordu. Tarihi açıdan bakılırsa, 27 Mayıs hadiseleri İstanbul Üniversitesi talebelerinin ayaklanmasıyla başlamış oldu. 28 Nisan 1960’da üniversite gençliğinin ayaklanması, polisle çatışması ve askerle kucaklaşması işin vahametini ortaya koyuyordu.</p>
<p>Başvekilin daveti üzerine Ankara’ya giden Ali Fuat Başgil, Celal Bayar, Menderes, Fatin Rüştü’nünde bulunduğu bir heyette Menderes, “Siz halkın büyük desteğine dayanarak, üniversite profesörleri, yazarlar, gazeteciler ve subaylar gibi memleketin uyanık ve cevval kuvvetlerini ihmal ettiniz. Uzlaştırıcı tavrınız dahi onları size kazandırabilirdi. Fakat,siz sert tavırlar çizdiniz “diyerek ve istifa etmesini, muhalefete birkaç bakanlık vererek bir koalisyon kurulmasını çözüm olarak teklif edecektir.(Nisan 1960)</p>
<p>Aynı zamanda 22Mayıs’ta harp okulu talebeleri Ankara’da sessiz yürüyüş yapmışlardı. Bu da 27 Mayıs’ın habercisiydi.</p>
<p>5. BÖLÜM</p>
<p>SUBAYLAR ARASINDAKİ MEMNUNİYETSİZLİĞİN SEBEPLERİ</p>
<p>1950 seçimlerini kaybeden İnönü’yü ziyaret eden yüksek rütbeli subaylar isteğini sormuştur. İnönü ise halkın infialinden çekinmiştir. Yine aynı yıl Erzurum-Ankara arasında uçaktan broşürlerle İnönü’ye destek olunması istenmiştir. 1954’ten sonra yumuşayacak, 1957’den sora tekrar alevlenecektir.</p>
<p>1957 tarihinde gizli bir komite kurulmuştu. Bu komitede aralarında Orhan Erkanlı, Orhan Kubilay, Ahmet Yıldız ve daha sonra Alparslan Türkeş, Numan Esin gibi yüksek rütbeli subaylar bulunuyordu. Komite, 57 seçimleri öncesi girişimde bulunmayı düşünmüş, görüş ayrılığı bu girişimi erteletmişti. İstanbul Harp Akademisinde, planlar yapılmış ve iş Ankara’ya bırakılmıştır. “İhtilal sonrasında ne olacak ?” sorusuna ise çoğunluk, seçime gidilip, politikadan çekilmeyi benimsemişti.</p>
<p>Komitenin üç planı vardı. Önce elemanları ve teçhizatı bakımından başkentin en kuvvetli askeri üçüncü olarak da Harp Okulunu elde etmek istiyorlardı.</p>
<p>Muhafız Kıtasının başına Albay Osman Köksal’ı getirdiler. Cemal Madanoğlu’na hareketin komutanlığını teklif etmek suretiyle Ankara Garnizonu’nu yanlarına çektiler.</p>
<p>Üniversitedeki talebe olayları da komitenin planlarını tatbike imkan sağladı. Komite ihtilal sonrasında cumhurbaşkanlığı için Cemal Gürsel’i uygun buldu. Harp Okulu ise harekete son anda katılacaktır.</p>
<p>27 Mayıs sabahı Demokrat Parti’nin mebuslarının çoğunluğu tutuklandı. Menderes ve arkadaşları Eskişehir’den Kütahya’ya geçtikleri sırada tevkif edildiler. 1961 Eylül’ünde Yassıada’dan alınan Menderes ve arkadaşları İmralı Adası’nda idam edildiler.</p>
<p>27 MAYIS HAREKETİNİN DÖRT MES’ÜLÜ</p>
<p>1)Demokrat İktidarın,örfi idareyi devam ettirmek için yalnız Silahlı Kuvvetlere müracaat edip, Zabıta Kuvvetlerini ihmal etmeleri ve halka olan sonsuz güvenleri vb. hataları,</p>
<p>2)Muhalefetin çevirdiği dolaplar,</p>
<p>3)Bazı aydın çevrelerin ihaneti,</p>
<p>4)Müzayede ile satılan basın.</p>
<p>Demokratlar kendilerini müdafaa eden “Akın Gazetesi”ni kapatmışlar ve memleket menfaati ile mesleki menfaati basın konusunda uzlaştıramamalarıdır.</p>
<p>II KISIM</p>
<p>Bu bölümde:</p>
<p>Ali Fuat Başgil yazmış olduğu bu eser sebebiyle, hakkında açılmış olan davalar, bilirkişi raporları, müdafaalar ve Avrupa basınında kitap hakkında çıkmış olan haberlere yer verilmektedir.</p>
<p>Kaynak: KitapOzetleri.Net</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.genelleme.com/27-mayis-ihtilali-ve-sebepleri.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ailede ki Stres Etkenleri ve Çocuk</title>
		<link>http://www.genelleme.com/ailede-ki-stres-etkenleri-ve-cocuk.html</link>
		<comments>http://www.genelleme.com/ailede-ki-stres-etkenleri-ve-cocuk.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 12 Jul 2007 10:46:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Gökhan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[aile]]></category>
		<category><![CDATA[aile ve çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[kitap]]></category>
		<category><![CDATA[Kitap Özetleri]]></category>
		<category><![CDATA[stres]]></category>
		<category><![CDATA[stres etkenleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.genelleme.com/test/?p=658</guid>
		<description><![CDATA[Çocuklarda dahil olmak üzere yaşayan her canlıyı psikososyal stres etkenleri etkiler. zaten stres etkeninin bir insanı etkilememesi durumunda da normal bir psikolojik yapıdan bahsetmek zor olur. bu etkilenme her bireyde az veya çok değişik şekillerde görülür. çocuğun yetişmesinde ve hayata adım atmasında birincil , en önemli ve vazgeçilmez basamak olan aile ortamı da çocukların psikososyal [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Çocuklarda dahil olmak üzere yaşayan her canlıyı psikososyal stres etkenleri etkiler. zaten stres etkeninin bir insanı etkilememesi durumunda da normal bir psikolojik yapıdan bahsetmek zor olur. bu etkilenme her bireyde az veya çok değişik şekillerde görülür. çocuğun yetişmesinde ve hayata adım atmasında birincil , en önemli ve vazgeçilmez basamak olan aile ortamı da çocukların psikososyal gelişimini direk olarak etkiler. aileyi etkileyen her türlü olayın çocukta büyük veya küçük bir etkisini görmek mümkündür. <span id="more-649"></span>aile ortamını yaşayan bir organizma olarak kabul edebiliriz . nasıl ki kişinin bir organı hasta olduğunda bütün vücüdu etkilenir ve işlev kaybına uğrar , aynı şekilde aile üyelerinden birinde ki bedensel veya ruhsal sorun veya onu etkileyen stres etkeni de ailenin ve aile üyelerinin işleyişini , psikolojisini ve yapısını etkileyecektir. bu etkilenme sonucunda aile ile birlikte aile içindeki her bireyde yakın veya uzak gelecekte bazı etkilenme belirtilerinin görülmesi kaçınılmazdır.</p>
<p>www.odevturk.com</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.genelleme.com/ailede-ki-stres-etkenleri-ve-cocuk.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Acımak (Reşat Nuri  Güntekin)</title>
		<link>http://www.genelleme.com/acimak-resat-nuri-guntekin.html</link>
		<comments>http://www.genelleme.com/acimak-resat-nuri-guntekin.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 11 Jul 2007 19:58:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Gökhan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[acimak]]></category>
		<category><![CDATA[e-kitap]]></category>
		<category><![CDATA[kitap]]></category>
		<category><![CDATA[kitap indir]]></category>
		<category><![CDATA[kitap oku]]></category>
		<category><![CDATA[Kitap Özetleri]]></category>
		<category><![CDATA[resat nuri güntekin]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.genelleme.com/test/?p=643</guid>
		<description><![CDATA[Kitabın Konusu
Bir öğretmenin, babasının günlüğünü okuyarak geçmişi ile ilgili doğruları bulması.
Kitabın Özeti
Zehra kasabanın en tanınan kişisidir.Çok iyi bir öğretmen olup sevilen birisidir.Fakat geçmişte yaşadılarından dolayı acıma duygusundan yoksundur.Bir gün Maarif Bey gelip bir mektup verir.İstanbul&#8217;dan cağrıldığını ve babasının çok hasta olduğunu söyler.Ama o bunu kabul etmez .Çünkü küçükken annesinin ,ablasının ve kendisinin başına gelen bütün [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Kitabın Konusu</strong></p>
<p>Bir öğretmenin, babasının günlüğünü okuyarak geçmişi ile ilgili doğruları bulması.</p>
<p><strong>Kitabın Özeti</strong></p>
<p>Zehra kasabanın en tanınan kişisidir.Çok iyi bir öğretmen olup sevilen birisidir.Fakat geçmişte yaşadılarından dolayı acıma duygusundan yoksundur.Bir gün Maarif Bey gelip bir mektup verir.İstanbul&#8217;dan cağrıldığını ve babasının çok hasta olduğunu söyler.Ama o bunu kabul etmez .Çünkü küçükken annesinin ,ablasının ve kendisinin başına gelen bütün olaylar hep onun yüzündendir.Belli bir süre sonra baskıya dayanamaz.İstanbul&#8217;a gitmek üzere trene biner.Trende hep babasının annesine ,ablasına bağırmasını,sarhoş sarhoş eve gelmesini düşündükçe ona nefreti artar.Üstelik komşuları olan Necip Bey ve ablasının o kadar iyiliğine karşın onlarlada kavga etmiştir.İstanbul&#8217;a gelipte verilen adrese gittiğinde yaşlı bir adam ve kadın onu beklerl.Onlar babasının öldüğünü söylerler.Ondan kalan birkaç eşya ve sandık verirler.<span id="more-634"></span>Akşam uykusu gelmeyince kutuyu açar.Birkaç eşya ve bir günlük bulur.Günlüğü okumaya başlar.Günlük babasının ilk memur olduğu yıldan başlar.Birkaç yerden sonra tayini Diyarbakır&#8217;a  çıkar.Burda annesiyle tanışır.Herkes onun kötü biri olduğunu söylemesine rağmen onla evlenir va kaynanasıyla İstanbul&#8217;a gelir.Burda karısının ve kaynanasının kötülüklerini yavaş yavaş öğrenir.Kavga etmeye başlarlar.Üstelik  dolapları karıştırınca aşk mektupları bulur.Bu mektuplar komşusu Necip Bey&#8217;den gelmiştir.Bu olaya cok üzülür ve eve gelmemeye başlar.Necip Beyle kavga eder ;işten atılır.Sadece iki kızı için yaşamaktadır artık.Fakat annesi onu kızlarına karşı kötülemektedir.Ablası annesinin tutarsızlığından dolayı ölür.Diğer kızının da aynı duruma düşmemesi için evden kaçırır.Bir yurda yerleştirir.Belli bir süre sonrada karısı ve kaynanası ölür.Günlük burada biter.Bu olaydan sonra  Zehra çok pişman olur.Artık bütün gerçekleri öğrenmiştir.Ayrıca  acımayıda  öğrenmiştir.</p>
<p><strong>Kitabın Anafikri </strong></p>
<p>Hayatımızda eş şeçimini çok iyi yapmalıyız.Eğer iyi şeçim yapamazsak ileriki hayatımızda başarılı olamayız.</p>
<p><strong>Hikayedeki Karakterler Hakkında Değerlendirmeler</strong></p>
<p><strong>Zehra : </strong>Çok iyi bir öğretmendir.Çok sevilmektedir.Fakat acıma duygusundan yoksundur.Babasına karşı olan nefreti daha sonra acıya dönüşmüştür.<br />
<strong>Mürşit Efendi : </strong>Cok iyi birisi olup dürüsttür.Herkese yardım etmeyi seven birisidir.Memurluk mesleğine çok düşkün birisidir.Fakat yanlış eş seçiminden dolayı mahvolmuştur. Kendine içkiye vermiş her şeyini kaybetmiştir.<br />
<strong>Annesi : </strong>Çok kötü birisi olup evlendikten sonrada kötülüklerine devam etmiştir.Üstelik kocasını aldatmıştır.<br />
<strong>Anneannesi : </strong>O da kızının kurbanı olmuştur.Fakat ister istemez bir süre sonra kızının yanında yer almıştır.Damadına kötülükler yapmıştır.</p>
<p><strong>Yazar Hakkında Bilgi</strong></p>
<p><strong>Reşat Nuri Güntekin</strong></p>
<p>1889 Yılında İstanbul&#8217;da doğmuştur ve1956 yılında Londra&#8217;da ölmüştür. Ünlü roman, hikaye ve tiyatro yazarıdır. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyat bölümü mezunudur. Öğretmenlik, müfettişlik, milletvekilliği ve Paris Kültür Ateşliği gibi görevlerde bulunmuştur.<br />
Hikaye ve tiyatro türlerinde eser vermiş, olan Reşat Nuri , asıl şöhretini romanlarıyla ve bilhassa Çalıkuşu romanıyla yapmıştır. Bu romanda ülkücü aydın bir genç kız tipi olan İstanbullu Feride, kültürlü, ahlaklı, fazileti ve şefkatiyle, önceleri kendisine birazda şüpheyle bakan bu insanlarla kaynaşmayı başarmıştır. Bu bakımdan Çalıkuşu romanı, yazarını gölgede bırakan bir şöhret kazanmıştır. Feride Anadolu&#8217;ya ışık götürecek genç öğretmen hanımlarının örnek tipi haline gelmiştir.<br />
Reşat Nuri, realist(gerçekçi) bir romancımızdır.Batı&#8217;dan aldığı teknikle yerli olay ve şahısları anlatmıştır. Memleketimizin çeşitli yerlerinde, toplumun çeşitli zümre ve tabakalarına mensup insanlar arasında geçen acı-tatlı hayat sahnelerini eserlerinde canlandırmıştır. Canlı, renkli ve tesirli bir üslubu vardır. Dili akıcı, temiz bir İstanbul Türkçesidir. Eserleri görgü ve tecrübeye dayanmaktadır.<br />
Bütün büyük ve hakiki romancılar gibi, Reşat Nuri de gerek Anadolu gerçeklerine, gerekse üzerinde durduğu diğer mesleklere gerçekleri saptıran peşin hükümlü bir gözle bakmamıştır. İnsanı insan olarak ele almış, objektif bir gözlem ve değerlendirmeye tabi tutmuştur.</p>
<p>kitap-ozetleri.com&#8217;dan alıntıdır&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.genelleme.com/acimak-resat-nuri-guntekin.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yeni Dünya Düzeni Ve Türkiye &#8211; Kitap Özeti</title>
		<link>http://www.genelleme.com/yeni-dunya-duzeni-ve-turkiye-kitap-ozeti.html</link>
		<comments>http://www.genelleme.com/yeni-dunya-duzeni-ve-turkiye-kitap-ozeti.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 11 Jul 2007 14:04:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Gökhan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Kitap Özetleri]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni Dünya Düzeni Ve Türkiye]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.genelleme.com/test/?p=638</guid>
		<description><![CDATA[Kitabın Adı Yeni Dünya Düzeni Ve Türkiye
Kitabın Yazarı Sabahattin ŞEN
Yayınevi ve Adresi Bağlam Yayıncılık / İstanbul
Basım Yılı 1992
KİTABIN ÖZETİ
Yazar kitabını değişik kişilerin makaleleri ile oluşturmuş ve dünyadaki dengeleri anlatmaya çalışmıştır.
1945′lerden 1980′li yılların sonlarına kadar,dünya siyasetine iki kutuplu bir sistem egemendi. Avrupa ise bu iki süper devlet çevresinde ikiye bölünmüştü. İki Almanya’nın varlığı ve Berlin duvarı, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Kitabın Adı Yeni Dünya Düzeni Ve Türkiye<br />
Kitabın Yazarı Sabahattin ŞEN<br />
Yayınevi ve Adresi Bağlam Yayıncılık / İstanbul<br />
Basım Yılı 1992</p>
<p>KİTABIN ÖZETİ</p>
<p>Yazar kitabını değişik kişilerin makaleleri ile oluşturmuş ve dünyadaki dengeleri anlatmaya çalışmıştır.</p>
<p>1945′lerden 1980′li yılların sonlarına kadar,dünya siyasetine iki kutuplu bir sistem egemendi. Avrupa ise bu iki süper devlet çevresinde ikiye bölünmüştü. İki Almanya’nın varlığı ve Berlin duvarı, uzun yıllar, bu bölünmüşlüğün simgesi olarak kaldılar.</p>
<p>Bu iki süper güç, ABD ve Sovyetler Birliği arasındaki ilişkiler uzlaşmacı değil, güç yarışması ve çatışma temeline dayalıydı. Kapitalist dünya ile komünist dünya askeri, ekonomik, siyasal ve ideolojik bir kavgaya tutuşmuşlardı. Bu nedenle o döneme Soğuk Savaş dönemi adını veriyoruz. Soğuk Savaşın simgeleri ise NATO ve Varşova Paktları olmuşlardır.</p>
<p>Bu iki süper güç arasındaki çatışma dünyanın diğer bölgelerindeki küçük çaplı savaşlarda sürekli olarak kendini gösterdi. <span id="more-629"></span>Ancak bunların bir sıcak Avrupa ve dünya savaşına dönüşmemesi, iki süper devlet arasındaki kitle imha silahlarının sağladığı denge sayesindedir. Bu nedenle bazı düşünürler, bu dengenin şemsiyesi altındaki kutuplu sistemin dünya barış ve güvenliği açısından yaşanan en güvenli sistem olduğunu savunmaya devam ediyorlar.</p>
<p>İki bloklu sistem başlangıçta bloklar arasında hiçbir diyaloğun gelişmesine izin vermeyen bir katılıktaydı. Ama bu durum 1950′li yılların ortalarına kadar sürdü. Bundan sonra sistemde ilk değişiklikler, blokların kendi içlerindeki gevşemeyle başladı. Bunu bloklar arasındaki yumuşama izledi. Bu gevşemenin nedeni nükleer silah dengesinin yarattığı bir arada ve savaşmadan yaşama zorunluluğudur. Bu zorunluluğu iki tarafa da en iyi anlatan 1962 Küba bunalımıydı. Bu bunalım her iki tarafı da nükleer silahların eşiğine getirince, ABD de, Sovyetler Birliği de, insanlığı yok edecek bir savaşı göze alamadılar.</p>
<p>Bu olaydan sonra iki taraf da silahsızlanma anlaşmalarına sıcak bakmaya başladı. 1975 Helsinki Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Konferansı ile Avrupa’daki gerginlikleri ortadan kaldırmak amacıyla Avrupa devletlerinin sınırlarının dokunulmazlığı ilkesi tanındı.</p>
<p>Sonraları bu gelişmelerin ışığında uzak doğuda Çin ve Japonya, Avrupa’da da Avrupa Topluluğu ortaya çıktı. Fakat bu gelişmeler iki kutuplu sistemin niteliğini değiştirmedi. Avrupa’daki ve dünyadaki askeri, ekonomik, siyasal ve ideolojik bölünmüşlük varlığını sürdürdü. En bağımsız dış politikayı izlediğini öne süren devletler bile dış politika saplarken, Washington ve Moskova’dan hiza almaya devam ettiler. Ta ki Mihail Gorbaçov dünya siyasetinde ortaya çıkana kadar�<br />
Gorbaçov’un amacı kitlelerin ihtiyaçlarına daha iyi yanıt verecek yeni bir komünizm düzeni ortaya koymaktı. Silahsızlanma konusunda yeterli bir düzey seçerek ve orduyu küçülterek savunma harcamalarını kısıtlamayı hedefliyordu. Fakat Gorbaçov’un bu niyetlerle başlattığı “açıklık” ve “yeniden yapılanma” politikalarının getirdiği özgürlük ve demokratikleşme ortamı, Sovyet liderinin siyasal ve ekonomik alanlarda yaptığı bazı yanlışlarla birleşince, hem Doğu Avrupa ülkelerinin Sovyetler Birliği’nden kopmasına , hem de Sovyetler Birliği’nin dağılmasına ve bir süper güç olarak dünya siyasetinden silinmesine neden oldu.</p>
<p>Böylece NATO’da büyük ölçüde varlık nedenini kaybetmiş oldu. Bugün NATO’nun tek varlık nedeni, Avrupa’yı Amerikan güdümünde tutmaktır. Sovyetlerin dağılmasıyla ortak düşmanını kaybeden ABD ve Avrupa’nın yolları ayrılmaya başladı. Üretim alanındaki ayrılıklar sonucunda ABD, Avrupa ile özellikle tarım piyasasında rekabet edemez oldu. Avrupa’da birleşen Almanya kıtanın en büyük gücü olarak yükselmeye başladı.</p>
<p>Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra ortaya çıkan öteki gelişme, komünist baskısının kalkması üzerine dünyada özellikle Balkanlarda ulusçu duyguların zincirlerinden boşanması ve bunun sonucunda Yugoslavya’nın parçalanmasıdır. Birleşmiş Milletler Antlaşması ile uluslararası hukukun iki temel ilkesini,”Ulusların kendi geleceklerini belirleme (self-determination)” ve “Ülkelerin toprak bütünlüğünün dokunulmazlığı” ilkelerini karşı karşıya getirmiştir.</p>
<p>ABD, dünyada bu gelişmeler yaşanırken ortaya çıkan yeni güç merkezleriyle uğraşmanın yollarını aramaya koyulmuştur. Pentagon’ dan sızan bir raporda şu tespitler yapılmıştır: Amerikan dış ve savunma politikasının bundan böyle tek bir amacı olmalıdır. Bu amaca göre; Batı Avrupa’daki, Asya’daki ya da eski Sovyetler Birliği’ndeki devletlerden hiçbirinin Birleşik Devletler’ in karşısına dikilecek, ona kafa tutacak güce erişmesine izin verilmemelidir.</p>
<p>Ne var ki bu rapor Sovyetlerin çökmesinden sonra uluslararası politikada daha büyük etkinlik kazanmaya soyunan Avrupa’da büyük rahatsızlık yarattığı gibi, Birleşik Devletlerde de gerçekçi bulunmadı. Örneğin bir Amerika üniversitesinde uluslararası ilişkiler hocası James Chase, The New York Times gazetesinde yazdığı bir yazıda,”Bu nasıl bir süper devlettir ki, Körfez Savaşını bile, Almanya ve Japonya’dan aldığı paralarla kazanır?”diye soruyor. Zaten Sovyetler Birliğinin dağılması ile oluşan boşluğun tek bir devlet tarafından kapılmasını düşünmek oldukça zordur.</p>
<p>Sovyetler Birliği’nin çöküşüyle birlikte, 1953′lerden sonra zaten azalmaya başlayan Sovyet tehdidi, tüm Avrupa ülkeleri için olduğu gibi Türkiye için de ortadan kalkmış görünüyor. Bunun askeri açıdan bize bir ferahlık getirdiğine hiç kuşku yok. Yalnız Sovyetler Birliği’nin çöküşü üzerine gelişen olaylar Türkiye için, çeşitli olanaklar kadar tuzaklarda getiriyor.</p>
<p>Örneğin, Sovyetler Birliğinin dağılması ve Karadeniz kıyılarında bağımsız Ukrayna’nın, Kafkaslarda Gürcistan, Ermenistan, Azerbaycan’ın kurulmasıyla birlikte Türkiye’nin kuzeyinde ve doğusunda� Balkanlardaki komünist rejimin yıkılması ve Yugoslavya’nın parçalanması üzerine batısında da istikrarsız bölgeler çıkmış bulunuyor.<br />
Gerçi bu gelişmeler Türkiye’nin “Karadeniz Ekonomik İşbirliği Bölgesi” gibi bir girişimin öncülüğünü yapmak olanağını veriyor. Buralardaki Sovyet hegemonyası sırasında böyle bir girişim düşünülemezdi. Ama aynı gelişmeler, Türkiye’ye “yeni dış politika ve güvenlik” sorunları da yaratıyor.</p>
<p>Sovyetler Birliğinin dağılması üzerine Türkiye, Balkanlarda da yeni sorunlarla uğraşmak zorundadır. Çünkü Balkan dengesi tümden değişmiş, eski yerleşmiş katı düzenin yerini, Balkan Devletleri içinde yaşayan ulusal azınlıkların; örneğin Yugoslavya’nın parçalanmasına ve sınırlarımızın hemen ötesinde Makedonya ve Bosna-Hersek gibi Müslüman toplulukların yaşadığı iki yeni bağımsız devletin kurulmasına kadar giden düzen bozucu eylemlerin getirdiği değişiklik ve belirsizlik almıştır. Üstelik, Balkanların altüst olmasına, yerleşik sınırların değişmesine neden olan “self-determination” ilkesi, Türkiye içindeki ayrılıkçıların da isteklerle ortaya çıkmalarına ve batıda destek bulmalarına neden olmuştur. İki kutuplu sistemin çöküşünün bize oynadığı en kötü oyun budur.</p>
<p>Bunların yanı sıra Türkiye, Balkanlar, Kafkasya ve Doğu Akdeniz bölgelerinin kesişme çizgilerinin tam ortasındaki mihver durumu ile Avrupa’nın jeopolitik uzantılarında önemli bir statü de kazanmıştır. Bu da Avrupa ile ilişkilerini ancak güçlendirici bir etki yapabilir. Akılcı bir yaklaşımla Türkiye’nin bu durumu lehine çevirebileceği de bir gerçektir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.genelleme.com/yeni-dunya-duzeni-ve-turkiye-kitap-ozeti.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>13 Jüri &#8211; Kitap Özeti</title>
		<link>http://www.genelleme.com/13-juri-kitap-ozeti.html</link>
		<comments>http://www.genelleme.com/13-juri-kitap-ozeti.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 11 Jul 2007 14:00:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Gökhan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[13 jüri]]></category>
		<category><![CDATA[e-kitap]]></category>
		<category><![CDATA[kitap]]></category>
		<category><![CDATA[kitap indir]]></category>
		<category><![CDATA[kitap oku]]></category>
		<category><![CDATA[Kitap Özetleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.genelleme.com/test/?p=636</guid>
		<description><![CDATA[KİTABIN YAZARI John T. LESCROART KİTABIN ÖZETİ : Jennifer Witt, kocasını çok seven fakat kocasından devamlı dayak yiyen ve yaptğı şeyleri kocasına yani Lary Witt’ e beğendiremiyen bir çocuk annesi kadındır. Bu yüzden psikolojisi bozulmuş ve doktora gitmektedir. Yediği dayaklar yüzünden de vücudunda oluşan yara bereler içinde doktora gitmektedir. Jeniffer 28 Aralık Günü her zaman [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>KİTABIN YAZARI John T. LESCROART KİTABIN ÖZETİ : Jennifer Witt, kocasını çok seven fakat kocasından devamlı dayak yiyen ve yaptğı şeyleri kocasına yani Lary Witt’ e beğendiremiyen bir çocuk annesi kadındır. Bu yüzden psikolojisi bozulmuş ve doktora gitmektedir. Yediği dayaklar yüzünden de vücudunda oluşan yara bereler içinde doktora gitmektedir. Jeniffer 28 Aralık Günü her zaman olduğu gibi rahatlamak için koşuya çıkar ve eve döndüğü zaman evinin etrafında bir sürü polis bulur. Polisler Jennifer‘ ı evin üst katına çıkmaması için uyarırlar. Jennifer, etraftaki kan izlerini ve kapıda duran ambulansı görünce kocasının ve oğlunun öldüğünü anlar. Daha sonra polisler Jennifer‘ ın ifadesini almak üzere karakola götürürler. İfadesi alındıktan sonra da Jennifer‘ ı tutuklarlar. Tutuklanma sebebi olarak da kocasının bir yıl önce kendisine yaptırmış olduğu hayat sigortasıdır. Bu sigorta şirketi, Jennifer’ ın kocası Dr. Larry Witt’ in ölümü halinde karısına tazminat olarak 5 milyon dolar tazminat verecekti. Polis bunu gerekçe göstererek Jennifır‘ ı tutuklar. Fakat Jennifer yapmadığına dair hiçbir kanıt gösteremez. Daha sonra Jennifer’ a yakın dostları, davada kendisini savunması için avukat olarak David Freeman’ ı önerirler. David Freeman birçok dava kazanmış ve haklı bir üne sahip iyi bir avukattır. <span id="more-627"></span>Yanında Dismas Hardy adında bir avukat daha çalışmaktadır. Jennifer o gün avukatını, yani Freeman‘ ı çağırır, fakat Freeman yanında çalıştığı Hardy‘ yi gönderir. Hardy Jennifer’ ı dinler ve çözülmesi çok zor bir durumla karşı karşıya olduğunu anlar ve araştırmaya koyulur. Olayın geçtiği eve gider, komşularına gider onlarla konuşur. Komşuları Hardy’ ye, Larry ile Jennifer’ ın devamlı kavga ettiklerini anlatır. Hardy bu araştırmaları devamlı Freeman‘ la konuşur ve Freeman, Jennifer’ la konuştuklarına ve araştırmalarına bakark Jennifer’ ın suçlu olduğuna inanır. Fakat Hardy‘ nin içinden bir ses bu cinayeti Jennifer’ ın değil de başka birinin bir çıkar uğruna Larry ve oğlu Matthew Witt’ i öldürdüğüne inanır. Çünkü Jennifer‘ ın kovcası Larry, altı haneli rakamlarla yıllık kazancı ölçülebilen iyi bir tıp doktorudur. Hardy başka bir mirasçının onu öldürebileceği ihtimali üzerinde durur.</p>
<p>Kitaplik.Org</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.genelleme.com/13-juri-kitap-ozeti.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Beyaz Lale &#8211; Kitap Özeti</title>
		<link>http://www.genelleme.com/beyaz-lale-kitap-ozeti.html</link>
		<comments>http://www.genelleme.com/beyaz-lale-kitap-ozeti.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 11 Jul 2007 13:56:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Gökhan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[beyaz lale]]></category>
		<category><![CDATA[biyografi]]></category>
		<category><![CDATA[kitap]]></category>
		<category><![CDATA[kitap özeti]]></category>
		<category><![CDATA[Kitap Özetleri]]></category>
		<category><![CDATA[oku]]></category>
		<category><![CDATA[ömer seyfettin]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.genelleme.com/test/?p=634</guid>
		<description><![CDATA[KİTABIN ADI : BEYAZ LALE
KİTABIN YAZARI : ÖMER SEYFETTİN
YAYIN EVİ VE ADRESİ : BİLGİ YAYINEVİ-ANKARA
BASIM YILI : 1976
1.KİTABIN KONUSU: Balkan Savaşı sırasında, Bulgar asıllı bir binbaşı tarafından, Türk köylerinde özellikle kadın ve kız çocuklarına yapılan işkenceler bütün gerçeğiyle gözler önüne serilmiştir. Ayrıca buradaki Türkleri vaftizleyip Hristiyan yapıldıktan sonra nasıl öldürükleri anlatılmaktadır.Amaçları özgür bir Bulgartoplumu yaratmaktır.
2.KİTABIN [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>KİTABIN ADI : BEYAZ LALE<br />
KİTABIN YAZARI : ÖMER SEYFETTİN<br />
YAYIN EVİ VE ADRESİ : BİLGİ YAYINEVİ-ANKARA<br />
BASIM YILI : 1976</p>
<p>1.KİTABIN KONUSU: Balkan Savaşı sırasında, Bulgar asıllı bir binbaşı tarafından, Türk köylerinde özellikle kadın ve kız çocuklarına yapılan işkenceler bütün gerçeğiyle gözler önüne serilmiştir. Ayrıca buradaki Türkleri vaftizleyip Hristiyan yapıldıktan sonra nasıl öldürükleri anlatılmaktadır.Amaçları özgür bir Bulgartoplumu yaratmaktır.</p>
<p>2.KİTABIN ÖZETİ: Balkan Savaşından sonra bazı Türk köyleri bozguna uğramıştır.Bulgar asıllı binbaşı Radko Balkaneski’ nin bunda çok büyük payı olmuştur.Bu binbaşı Galatasaray Sultanisini bitirmiş,iyi tahsil görmüş bir kişidir.<span id="more-625"></span><br />
Serez’ de bulunan Türkler oldukça zengindiler. Bu binbaşının amacı buradaki müslümanların kaçamayanlarını toplamak, ilk önce işkence ile kasalarındaki ve bankalarındaki paralar alınıp, bu paralar Bulgar mekteplerine verilecektir. Daha sonra Türkler vaftizlenip Hristiyan yapıldıktan sonra öldürülecektir.<br />
Binbaşı Rako’ nun diğer bir amacı bu köylerdeki en güzel Türk kızını seçmektir.Binbaşıya göre 45 yaşı üzerindeki kadınlar ve 60 yaşı üzerindeki erkeklerin vaftizlenmesi uygun değildir. Genç bir Türk kadınının karnında on beş tane düşman taşıdığını düşünmektedir. Bu yüzden bir genç kadını veya bir kızı öldürmek on beş tane birden düşman öldürmek demektir.<br />
Binbaşı Radko’ nun en büyük işkencesi insanları soyundurup, kasaturayla vücutlarını yararak ateşe atmaktır. Çünkü vücudu yarılrn insan ateşte çok çabuk yanmaktadır.<br />
Bir gün binbaşı Radko köydeki 45 yaşı altı kadınları toplatıp bunlara işkence yapmaya karar verir. Kadınlardan soyunmalarını ister.Kadınlar bu istek karşısında inat ederler. Radko elinde çocuk bulunan bir kadının çocuğunu alır ve ateşe atar. Kadın bunun üzerine Radko’ nun boynunu sıkmaya çalışır. Ama komitalar buna engel olurlar.Kadını ellerinden tutarak karnını kasaturayla oyarak ateşe atarlar.<br />
İşkencelerden en ünlüsü ise “canlı çukur” adını verdikleri tekniktir. İlk önce yere şişman bir kadın yatırırlar, onun üzerine beğendikleri diğer ikinci bir güzel kadını yatırırlar ve bu üstteki kadını alttaki kadına bağlarlardı. Bu kadının karnını kasatura ile oyarlardı.Kadın böylece bir iki saat içinde inleye inleye, kıvrana kıvrana ölmekteydi.<br />
Bütün bu olaylar yanı sıra Binbaşı Radko bütün köyü gezerek köydeki en güzel Türk kızını seçmeye çalışmaktadır. Herkesten topladığı isimlerden en çok göze çarpanları Hacı Hasan Beyin kızı Lale Hanım, Müderris Ahmet Efendinin kızı Naciye Hanım ve Kadri Ağanın kızı İclal hanımdır.Bunlardan Lale Hanım beyaz, Naciye Hanım kumral, İclal Hanım ise esmer tenlidir.Bu kızlardan Lale Hanımı seçer.Ve onu dünya güzeli ilan eder.<br />
Hemen Lale Hanımın bababsı Hacı Hasan Beyi yanına çağırır.Ona evlerini birkaç günlük için çarın oğlu ziyarete geleceğinden dolayı kullanacağını söyler.Ayrıca evde sadece kızı Lale Hanımın hizmetçilik yapmasını ve onun dışındaki herkesin evden ayrılmasını söyler.Hacı Hasan Bey bunu kabul eder.Hemen kızını evde bırakarak evden oğlu ve eşiyle birlikte ayrılır. Binbaşı Radko Hacı Hasan Beyin evine giderek kapıyı çalar.Lale Hanım kapıyı açmamakta ısrar eder.Radko kapıyı açmamakta ısrar eder.Radko niyetinin kötü olmadığını sadece çarın oğlunun gelerek bir kaç gün için evde misafir olacağını söyler.Lale Hanım buna inanmaz ve kapıyı açmamakta ısrar eder.Binbaşı Radko, tekrar niyetinin kötü olmadığını sadece evi birkaç dakikalığına gezip görmek olduğunu bütün nezaketiyle söyler. Lale Hanım sonunda dayanamayarak kapıyı açar.<br />
Radko içeri girer ve Lale Hanımı tam kafasında hayal ettiği gibi bulur.Evin odalarını gezmeye başlarlar.Birkaç oda gezdikten sonra artık dayanamayarak Lale Hanıma taciz etmeye kalkar.Lale Hanım Radko’ nun bu hareketleri karşısında bütün gücüyle direnir.Radko zorla onu öpmeye çalışır.Onu kucaklayarak yatağa götürür.Lale Hanımın artık bu işkencelere dayanacak gücü kalmaz.Aklına bir fikir gelir.Artık çok sıkıldığını biraz hava alması gerektiğini söyler.Radko sonunda Lale Hanımın yola geldiğini düşünerek sevinir.Ona hava alması için izin verir.Lale Hanım açık pencereye doğru gider ve hiç düşünmeden kendisini pencereden aşağıya çalılıkların arasına bırakıverir.<br />
Bunu gören Radko sinirinden ne yapacağını bilmez. Hemen pencereden aşağıya bakar.Lale Hanımın yerde cansız bir şekilde uzandığını görür.Koşa koşa yanına gider ve Lale Hanımın öldüğünü görür.Onu alarak tekrar yatağa götürür. Ölü olduğu halde, vücudunun daha sıcak olduğunu düşünerek ona tacie etmeye kalkar.Tam o sırada bir komita gelir ve aşağıdan Binbaşı Radko diye seslenir.Hemen apar topar aşağıya iner.Komita Radko’ ya durumu öğrenmek için geldiğini söyler.Bu arada Lale Hanımın cesedi soğumuştur.Ona hiçbir şey yapamadığı için sinirinden etrafı kırıp döker.</p>
<p>3.KİTABIN ANAFİKRİ : Balkan Savaşı sırasında, halk çok kötü işkencelere maruz kalmakta, eli kolu bağlı olması ve hiç kimseden manevi destek alamaması nedeniyle, zorla nasıl Hristiyanlaştırılıp öldürülmesidir.</p>
<p>4. KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:<br />
Binbaşı Radko Balkaneski: Gayet zeki ve akıllı bir kişidir.Ama halka yaptığı zulüm ve işkence onun acımasız, duygusuz ve karaktersiz biri olduğunu bize göstermektedir.<br />
Hacı Hasan Efendi : Maddi durumu iyi olan bir zattır.Halk tarafından sevilen iki çoçuğu ve eşiyle geçinip giden birisidir.<br />
Lale Hanım : Tartışılmaz köyün engüzel kızıdır.Ailesi tarafından iyi yetiştirilmiş kültürlü bir kızdır. Yapılan bu işkencelere boyun eğmektense ölmeyi yeğler.</p>
<p>5.KİTAP HAKKINDAKİ ŞAHSİ GÖRÜŞLER: Bu eser.bizim tarihimizi anlatması itibarıyla çok güzel bir kitap.Olayda anlatılanlar gerçek olması yanısıra, olayların tüm çıplaklığıyla sade ve açık bir diile anlatılması söz konusudur.Çok akıcı ve sürskleyici bir kitap. Herkesin bu kitabı okumasını tavsiye ederim.<br />
6.YAZAR HAKKINDA KISA BİLGİ : Ömer Seyettin; Gönende, 11 Mart1884′te doğdu. Dağıstan’dan göçen bir Türk ailesinin çocuğu olan Ömer Şevki Bey’in oğludur. Dört yaşında mahalle mektebine verildi. 1892′de İstanbul’da Yusufpaşa’daki Mekteb-i Osmani’ye kaydoldu. 1893 yılında Eyüp semtindeki Askeri Rüştiye’de subay çocukları için açılan özel sınıfa nakledildi.<br />
Romanları: Ashab-ı Kehfimiz (1918), Harem (1918), Efruz Bey (1919).</p>
<p>Hikayeleri: Ölümünden sonra ilk defa Ali Canib Yöntem derledi (1926). Ahmet Halit Kitabevi 9 ciltte topladı (1938), Şerif Hulusi hikayeleri gözden geçirerek notlarla 10 cilt (1950), Rafet Zaimler Yayınevi 30 hikaye ekleyerek 11 cilt halinde yayınlandı. Bütün hikayelerini Bilgi Yayınevi yayınladı.</p>
<p>İncelemeleri: Milli Tecrübelerden Çıkarılmış Ameli Siyaset (Tarhan takma adıyla, 1912), Yarınki Turan Devleti (1914), Türk Mefkuresi (Ayın Sin rumuzuyla, 1914). İncelemelerin hepsini Sakin Öner bir araya getirerek yayınladı (1975).</p>
<p>Kitaplik.Org</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.genelleme.com/beyaz-lale-kitap-ozeti.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bilmemek-Ahmet Altan</title>
		<link>http://www.genelleme.com/bilmemek-ahmet-altan.html</link>
		<comments>http://www.genelleme.com/bilmemek-ahmet-altan.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 01 Jul 2007 09:02:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Gökhan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[ahmet altan]]></category>
		<category><![CDATA[ahmet altan kimdir]]></category>
		<category><![CDATA[bilmemek siiri]]></category>
		<category><![CDATA[güzel siir]]></category>
		<category><![CDATA[Kitap Özetleri]]></category>
		<category><![CDATA[siir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.genelleme.com/test/?p=441</guid>
		<description><![CDATA[Duygularınız sizindir, saklıdır, kimsenin müdahale edemeyeceği bir biçimde
&#62;size aittir, oradaki her değişiklik yalnızca sizinle ilgili bir keder ya da
&#62;sevinç yaratacaktır ama hayatınız başkalarının da içinde dolaştığı,
&#62;başkalarının da kendine bir yer bulduğu, açıkça görülen, izlenen, müdahale
&#62;edilebilen, oradaki her değişiklikle başkalarının da yaralanabildiği bir
&#62;duraktır.
&#62;Vitrinlerindeki mankenleri çırılçıplak soyulmuş, demir parmaklıkları
&#62;indirilmiş ışıksız dükkanların iki yanına dizildiği, apartman kapılarının
&#62;sıkısıkıya kapatılmış [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Duygularınız sizindir, saklıdır, kimsenin müdahale edemeyeceği bir biçimde<br />
&gt;size aittir, oradaki her değişiklik yalnızca sizinle ilgili bir keder ya da<br />
&gt;sevinç yaratacaktır ama hayatınız başkalarının da içinde dolaştığı,<br />
&gt;başkalarının da kendine bir yer bulduğu, açıkça görülen, izlenen, müdahale<br />
&gt;edilebilen, oradaki her değişiklikle başkalarının da yaralanabildiği bir<br />
&gt;duraktır.<br />
&gt;Vitrinlerindeki mankenleri çırılçıplak soyulmuş, demir parmaklıkları<br />
&gt;indirilmiş ışıksız dükkanların iki yanına dizildiği, apartman kapılarının<br />
&gt;sıkısıkıya kapatılmış olduğu, köşebaşlarında çöplerin biriktiği Şişli&#8217;nin<br />
&gt;arka sokaklarından bir gece vakti, korkmayı bile unutarak, aşk acıları<br />
&gt;içinde ağlayarak geçtiğim o gece on yaşlarındaydım herhalde.<br />
&gt;Erken gelen bir özgürlük merakıyla tek başıma gittiğim, gazoz ve toz kokulu<br />
&gt;Tan Sineması&#8217;nda seyrettiğim filmdeki siyah gözlü kıza aşık olmuştum.<br />
&gt;Ama aşktan ağlamıyordum.<span id="more-432"></span><br />
&gt;Kızın adını öğrenemediğim için ağlıyordum, onun kim olduğunu<br />
&gt;anlayamamıştım.<br />
&gt;Adını bilmediğim için onu hayallerimin arasına alamıyordum.<br />
&gt;Hayallerime alamadığım için hayatıma da alamamıştım.<br />
&gt;Aşıktım ama aşık olduğum, kendisine ruhumda yer açtığım bir kadına<br />
&gt;hayatımda bir yer açmam, onu hayatımın bir yerine, hayallerimde de olsa,<br />
&gt;yerleştirmem mümkün olmuyordu.<br />
&gt;Şimdi büyüklere çok manasız geleceğini bildiğim ama bir çocuğu gerçek bir<br />
&gt;acıyla acıtan o ani aşkı yaşarken; duygu dünyandaki yeri bu kadar açık ve<br />
&gt;kesin olan birinin hayatındaki yerini bilememenin, ona hayatında bir yer<br />
&gt;bulamamanın nasıl yakıcı bir sızıya dönüşebileceğini galiba ilk o gece<br />
&gt;sezdim.<br />
&gt;O gece, o kıza hayatımda bir yer bulamamamın nedeni hayal eksikliğindendi,<br />
&gt;hayal kuramamıştım.<br />
&gt;Daha sonraları, duygularla hayat arasındaki çatışmaların, yalnızca hayal<br />
&gt;eksikliğinden kaynaklanmadığını; insanın varlığını oluşturan duygularıyla<br />
&gt;düşünceleri ve bu ikisini birden kapsayan hayatı arasındaki<br />
&gt;belirsizliklerin, bunların arasındaki, açılması bazen imkansız olan<br />
&gt;kapıların tahminimden çok daha fazla olacağını görecektim.<br />
&gt;Okuduğum kitaplardaki kahramanların çoğu da, duygularındaki<br />
&gt;belirsizliklerden değil, duygularıyla hayatları arasındaki belirsizlikten<br />
&gt;acı çekiyorlardı.<br />
&gt;Sevdiklerine duygularında ve hayallerinde bir yer bulsalar bile<br />
&gt;hayatlarında bir yer bulamıyorlardı.<br />
&gt;Sanki duygularımızda çok keskin ışıklarla aydınlanmış, parlak ve canlı<br />
&gt;duran biri, hayatımızda, sırf parlaklığından dolayı yer bulamıyordu, onu<br />
&gt;hayatımıza yerleştirmek için birçok ışığın yerini değiştirmemiz, bazı<br />
&gt;ışıkları söndürmemiz gerekeceğinden karar verirken duralıyorduk.<br />
&gt;Ve soruyorduk kendimize:<br />
&gt;- Onun duygularımdaki yerini biliyorum ama hayatımdaki yeri neresi?<br />
&gt;Bu cevaplandırılması tahmin edilenden daha zor bir soru.<br />
&gt;Çok sevdiğiniz, çok değer verdiğiniz bir insanı hayatınıza almak<br />
&gt;istediğinizde, onu hakettiği yere yerleştirebilmek için, onun kadar ya da<br />
&gt;ona yakın değerde bir başka şeyi hayatınızdan çıkarmak zorunda kalırsınız.<br />
&gt;Bir vakitler İngiltere kralı, halktan bir kadına aşık olup da kendine bu<br />
&gt;soruyu sormak zorunda kaldığında, &#8216;onun yeri hayatımın merkezi&#8217; cevabını<br />
&gt;vererek, sevdiğini hayatına yerleştirebilmek için krallık tacını hayatından<br />
&gt;çıkartıp atmıştı.<br />
&gt;Ama o kralın yeğeni, aynı soruya amcası kadar güçlü ve açık bir cevap<br />
&gt;veremedi.<br />
&gt;Hayatından hiçbir şey çıkaramadığından, gerçekten aşık olduğu kadını<br />
&gt;hayatına alamadı.<br />
&gt;Amca kral, kadınını, yeğen prensin kadınını sevdiğinden daha çok seviyordu<br />
&gt;diye bir sonuç çıkarmak hemen mümkün mü tam bilemiyorum.<br />
&gt;Ya da prens taca amcasından daha düşkündü demek gerçeği açıklamaya yeter<br />
&gt;mi, ondan da emin değilim.<br />
&gt;Prens sevdiği kadın için tacı hayatından çıkarmaya karar verse, bu kararla<br />
&gt;birlikte sadece müstakbel tacını değil büyük bir ihtimalle annesinin<br />
&gt;mutluluğunu ve güvenini, babasının oğluyla ilgili beslediği hayalleri de<br />
&gt;hayatından çıkarmak zorunda kalacaktı.<br />
&gt;Belki buna gücü yetmedi, belki annesini mutsuz görmeye dayanamayıp kendi<br />
&gt;mutluluğundan vazgeçti, ki insanın kendi mutluluğundan bir başkası için<br />
&gt;vazgeçmesi de tacından vazgeçmek kadar, hatta bazen ondan da zor olabilir.<br />
&gt;Mutluluğundan mı yoksa tacından mı vazgeçen daha büyük bir fedakarlıkta<br />
&gt;bulundu, buna kim kolayca cevap verebilir.<br />
&gt;Tek bilebileceğimiz, &#8216;duygularımdaki yerini bildiğim bu insanın hayatımdaki<br />
&gt;yeri neresi&#8217; sorusuna cevap vermenin sanıldığından daha güç olduğudur.<br />
&gt;En sıradan insanın bile öylesine karmaşık ve kalabalık bir hayatı vardır<br />
&gt;ki, o hayatın içinde yeni birisine yer açmak daima birilerini huzursuz<br />
&gt;edecek, birilerinin canını yakacaktır.<br />
&gt;Bir mutluluk büyük bir ihtimalle bir başkasının mutluluğu karşılığında<br />
&gt;satın alınacaktır hayattan.<br />
&gt;Bir başkasının mutluluğu pahasına elde edilecek bir mutluluk, bir sızı, bir<br />
&gt;pişmanlık, bir keder bırakmayacak mıdır sizde, mutluluğunuz, karar<br />
&gt;verdiğiniz anda başkasının kederiyle yaralanıp eksilmeyecek midir?<br />
&gt;Bir başka insana duygularınızda yer bulmak, ona hayatınızda bir yer<br />
&gt;bulmaktan daha kolaydır.<br />
&gt;Duygularınız sizindir, saklıdır, kimsenin müdahale edemeyeceği bir biçimde<br />
&gt;size aittir, oradaki her değişiklik yalnızca sizinle ilgili bir keder ya da<br />
&gt;sevinç yaratacaktır ama hayatınız başkalarının da içinde dolaştığı,<br />
&gt;başkalarının da kendine bir yer bulduğu, açıkça görülen, izlenen, müdahale<br />
&gt;edilebilen, oradaki her değişiklikle başkalarının da yaralanabildiği bir<br />
&gt;duraktır.<br />
&gt;Hayatınızdaki her kıpırtı birçok insanı da kıpırdatır.<br />
&gt;Kıpırdamadığınızda ise acı çeken siz olursunuz, bir de sizin duygularınızda<br />
&gt;yer alıp da, hayatınızda yer almayı bekleyen insan.<br />
&gt;Hayatınızdakileri kıpırdatmayıp onları acıdan kurtarırsanız, kendinizi ve<br />
&gt;sevdiğinizi acıtırsınız, kendinizi ve sevdiğinizi sevindirip hayatınızı<br />
&gt;yeniden düzenlediğinizde başka birilerini.<br />
&gt;&#8217;Duygularımdaki yerini bildiğim insanın hayatımdaki yeri neresi&#8217; sorusunu<br />
&gt;sorduğunuzda, bunu sormak zorunda kaldığınızda, bir acının bir yerde<br />
&gt;kımıldanmaya başladığını hissedersiniz kaçınılmaz olarak.<br />
&gt;Ben on yaşındayken ismini bilmediğim bir kadına ansızın aşık olup da, onu,<br />
&gt;adını bilmediğim için hayallerime ve hayatıma alamadığımda ağlamıştım<br />
&gt;sokaklarda.<br />
&gt;Sonra, adını bildiğim, hayallerime aldığım ama hayatımdaki yeri neresi<br />
&gt;sorusuna bir cevap bulamadıklarım için ağladım.<br />
&gt;Duygularınızdaki yerini bilirsiniz bir insanın.<br />
&gt;Ama onun hayatınızdaki yerini bilmek&#8230;<br />
&gt;Bu zordur.<br />
&gt;Vereceğiniz cevap, bu cevap ne olursa olsun, ıssız ve karanlık bir sokakta<br />
&gt;ağlayan bir oğlanın çektiği acının nasıl bir şey olduğunu size gösterir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.genelleme.com/bilmemek-ahmet-altan.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
