Osmanlı Devleti beylik dönemi ve kuruluş dönemleri…Osmanlı Devleti beylik dönemi ve kuruluş dönemleri…


Osmanlı Devleti beylik dönemi
Kösedağ Savaşı’ndan sonra (1243) Anadolu, giderek artan ölçülerle Moğol egemenliğine girmeye başladı. 13.yy. sonlarında Anadolu Selçuklu Devleti tümüyle tarih sahnesinden silindi; Anadolu’nun doğu ve orta kesimleri doğrudan İlhanlı İmparatorluğu’na bağlanırken, Anadolu Selçuklu Devleti’nin, uç beyi olarak Bizans sınırına yerleştirdikleri Türkmenler de yer yer, biçim bakımından İlhanlılar’a bağlı, ama gerçekte bağımsız beylikler kurmaya başladılar. 13.yy. sonlarında, 14.yy. başlarında Anadolu’nun batı kısımlarında pek çok Türkmen beyliği ortaya çıktı. Bu beyliklerin en küçüğü, Eskişehir – Sakarya – Söğüt dolaylarındaki Osmanlı Beyliği idi. Bu küçük beylik, kısa sürede Anadolunun ucunda ve Balkanlar’da yayılacak, büyük bir dünya devleti olarak Türkiye ve Dünya tarihinde önemli bir yer işgâl edecektir.

Osmanlı Beyliği, artık iyice zayıflamış olan Bizans İmparatorluğu ile karadan sınıra sahip tek Türkmen beyliği idi. Bu dönemde Bizans, iktisâdi bağımsızlığını tümüyle kaybetmiş, ülkede hemen tüm iktisâdi faaliyetler, İtalyan tüccar cumhuriyetleri Venedik ve Cenova’nın eline geçmişti.

Osmanlı Beyliği’nin doğduğu topraklar, Bizans İmparatorluğu’nun Marmara bölgesi topraklarıyla komşuydu. Bu topraklarda Bizans’ın büyük kent ve kasabaları bulunuyordu. Bu durum, Bizans kent iktisâdıyla Türkmenler’in göçebe hayvancılık iktisâdı birbirini tamamlayan bir bütün oluşturmasına neden oluyordu. Bölgede, Bizans kent iktisâdının ürünleriyle göçebe Türkmenlerin hayvancılık ürünlerinin pazarlandığı, değiş tokuş edildiği büyük pazarlar kuruluyor, bu pazarlar bölgeye, dolayısıyla Osmanlı Beyliği’ne büyük bir iktisâdi güç kazandırıyordu. Osmanlı Beyliği’nin ilk koyduğu vergilerden birinin Osman Bey zamanında “pazar rüsumu” olması, bu pazarların iktisâdi gücünü ve Osmanlı iktisâdına katkılarını gösteren bir kanıttır. Ayrıca, Osmanlı Beyliği’nin kurulduğu topraklar, Bizans’ı Tebriz’e bağlayan ticâret yolu üzerinde bulunuyordu. Bu işlek ticâret yolunun Osmanlı Beyliği’nin topraklarından geçmesi, vegi, haraç ya da yağma biçiminde, beyliğe büyük zenginlikler kazandırıyordu.

Osmanlı Beyliği’nin kurulduğu Eskişehir – Sakarya – Söğüt dolayları Anadolu’da biçim bakımından İlhanlılar’a bağlı olsa da, Moğol İlhanlı etkisinin uzanamayacağı kadar batıda yer alan bir bölgeydi. Bu yüzden Osmanlı Beyliği’nin toprakları, Moğol baskısından kaçan Oğuz aşiretleri, Anadolu Selçuklu asker, memur ve bilim adamı için bir sığınak yeri işlevini yerine getiriyordu. Bu ise, başlangıçta toprakları küçük, nüfusu az, asker, yönetici ve bilim adamı olarak deneyimli kimselere gereksinim duyan Osmanlı Beyliği’nin insan yetisini güçlendiriyordu.

Osmanlı Beyliği’nin topraklarının karadan Bizans ile sınırdaş olması, beyliğe öteki Türkmen beyliklerinin sahip olmadığı bazı moral değerler de kazandırıyordu. Osmanlı Beyliği’nin karadan Bizans’la yapptığı savaşlar ona, Anadolu Türk – İslâm kamuoyunda, İslâm’ın dinsel görevlerinden biri olan gaza fârizasını yerine getiren bir beylik olarak saygınlık kazandırırken, bu fârizayı yerine getirmek isteyen gazileri ve yapılan savaşlardan ganimet elde etmek isteyen savaşçıları onun topraklarına çekiyordu.

Osmanlı Beyliği’nin kurulduğu sıralarda, Bektaşilik ve Babailik gibi tarikatlar, bölgede etkili bulunuyordu. Bunun gibi dinsel kimliği olan Âhiler de, Osmanlı Beyliği kurulduğu sıralarda bölgede ve bölge insanları üzerinde etkili olan bir esnaf kuruluşuydu. Osmanlı Beyliği’nin kurucusu kabul edilen Osman Bey’in bölgenin nüfuzlu şeyhlerinden olan Şeyh Edebali’nin kızı Bala Hatun ile evlenebilmek için ısrar etmesi, onun hem siyâsi ileri görüşlülüğünü, hem de Şey Edebâli’nin bölge insanları üzerindeki büyük nüfuzunu gösterir. Nitekim Osman Bey ile Bâlâ Hatun’un evlilikleri gerçekleştikten sonra Âhilerin önde gelenlerinden Şeyh Mahmut Gazi, Âhi Şemsettin ve oğlu Âhi Hasan ve Cendereli (Çandarlı) Kara Halil, Osmanlı Beyliği’nin hizmetine girmişler ve bu beyliğin kuruluşunda, büyümesinde ve örgütlenmesinde, en azından Osmanlı hanedânı mensupları kadar önemli roller oynamışlardır.
Osmanlı Beyliği’nin temelleri 13. yüzyıl ortalarında atıldı.Beyliğe adını veren Osman Bey ileri görüşlü,kararlı ve başarılı bir devlet adamı ve askerdi.Onun bu kararlılığı devletin çok sağlam temeller üzerine kurulmasını sağladı.

 Osman Gazi:
Osman Bey’in babası Ertuğrul Gazi hakkında sağlam ve güvenilir bilgiler hemen hemen yoktur. Bilinen, kendisinin 13. yüzyıl’da Batı Anadolu’da yaşayan Türkmen beylerinden biri olduğudur. Babası gibi Osman Bey’in hayatı hakkında da bilinmeyenler pek çoktur. Osman Bey, Çobanoğulları Beyliği’nin vâsalı olarak Bizans topraklarıyla ilişkilerde bulunurken, bu beyliğin Bizans’la anlaşması üzerine, bölgede Bizans üzerine akınlarda bulunanlar, etkinliklerini bu kez Osman Bey’in bayrağı altında sürdürdüler. Bu durum yavaş yavaş Osman Bey’i bağımsızlığa iten bir etken oldu. Osman Bey bölgenin ve Bizans’ın içinde bulunduğu durumdan ustaca yararlanmasını bildi; bölgedeki İslâm tarikatlarının, özellikle Şeyh Edebali’nin gücünden ve nüfuzundan yararlandı. Bizans’a karşı savaşan gazilerin önderi durumuna gelen Osman Bey, Bizans köy, kasaba ve kalelerini birer birer ele geçirmeye başladı. Başarıları hem topraklarının büyümesine, hem de Anadolu Selçuklu topraklarından, komşu Türkmen beyliklerinden asker, komutan ve yöneticilerin onun saflarına katılmasına yol açtı. Genellikle 1299 tarihi, Osman Bey’in bağımsızlığını ilân ettiği tarih olarak kabul edilir.

 Osmanlı Beyliği’nin genişlemesi:
Marmara bölgesindeki büyük Bizans kentlerinden Bursa’nın 1326’da Osmanlı Beyliği’nin eline geçmesiyle sürdü. Bursa’nın alınışını göremeden o yıl ölen Osman Bey’in yerine geçen oğlu Orhan Bey zamanında da Osmanlı Beyliği’nin gelişmesi hızlandı. Bursa’nın ardından Marmara Bölgesinin öteki büyük Bizans kentleri, İznik ve İzmit de Osmanlılar’ın eline geçti. Osmanlı ilerlemesini durdurmak isteyen ve başında Bizans İmparatoru III. Andronikos’un bulunduğu bir Bizans ordusu Pelekanon denilen yerde bozguna uğratıldı (1329).

Osman Bey döneminde, Osmanlı Beyliği yalnız Bizans topraklarında genişlemişti..

 Orhan Bey:
Osmanlı Beyliği, Orhan Bey döneminde komşu [[Türkmen beyliklerinin topraklarında da genişlemeye başladı. Balıkesir, Çanakkale,Bergama dolaylarına sahip olan Karesi Beyliği toprakları da Osmanlı egemenliğine girdi (1345). Böylece Osmanlılar hem Karesi Beyliği’nin donanmasına, hem Rumeli’ye geçiş için önemli bir takım noktalara, hem de Rumeli topraklarını iyi tanıyan Karesi komutanlarına sahip oldular. Karesi Beyliği’nin Hacı İlbey, Evrenos Bey, Ece Halil, Gazi Fazıl gibi komutanları Osmanlı hizmetine geçtiler ve özellikle Rumeli’nin fethinde çok önemli roller oynadılar.

14. yüzyıl ortalarında, yani Osmanlılar’ın Rumeli’ye geçmeye hazırlandıkları sırada Balkan Yarımadası’nda Doğu Trakya, Selânik, Güney Epir eğreti bir biçimde Bizans İmparatorluğu’na bağlıydı. Yarımadada ayrıca Sırp, Bulgar Krallıkları ve Arnavut Prenslikleri vardı. Bazı liman kentleri de Venedik’in elinde bulunuyordu.

14. yüzyıl ortalarında halkı ortodokslardan oluşan Balkanlar, siyâsi birlikten yoksun olmanın yanı sıra katolik Venedik ile katolik Macaristan’ın istilâ tehdidi altındaydı. Osmanlılar Rumeli’ye Bizans İmparatorluğu’nda Palaiologoslar ile Kantakuzenoslar arasındaki taht kavgalarından yararlanarak, 1354’te ayak bastılar. Osmanlılar’ın Balkanlar’da ele geçirdikleri ilk üs Gelibolu Yarımadası’nda Çimpe Kalesi oldu. Orhan Bey’in yerine geçen oğlu I. Murat ile Balkan seferleri başlamıştır.

 I. Murat ve Balkanların fethi:

I. Murat (1326 – 1389), Balkan fetihlerini hızla sürdürdü. 1363’te Edirne yakınlarında Sazlıdere denilen yerde, Osmanlı ilerlemesini durdurmak isteyen bir Bizans – Bulgar ordusu yenilgiye uğratıldı ve bu zaferin ardından Edirne Osmanlılar’ın eline geçti. Kısa bir süre sonra, Edirne’yi geri almak isteyen Macar – Sırp – Bulgar – Eflâk – Bosna birleşik ordusu Edirne yakınlarında, Sırpsındığı Savaşı’nda ağır bir yenilgiye uğratıldı (1364). Bu zaferle Balkan Yarımadası’nın içlerine giden yollar Osmanlılar’a açılmış oldu. Bulgar ve Sırp krallıkları hem kendi içlerinde parçalanmış, hem de birbirleriyle savaş halinde bulunuyorlardı. Bu bitmez tükenmez savaşlardan bıkmış Balkan ulusları, tıpkı Bizans köylüleri gibi Osmanlı yönetimini kabule hazır durumdaydı. Bu yüzden, Osmanlı ilerlemesine karşı direnme, yalnızca Balkan devletlerinin zayıf yönetici tabakasından geldi; onların bu zayıf direnmesi de Osmanlı ilerlemesini durdurmaya yeterli olmadı. Osmanlılar kısa süre içinde Bulgaristan’ı, Yunanistan’ı ve Sırbistan’ı ele geçirmeyi başardılar. 14.yy. sonlarında Osmanlı sınırı Tuna’ya ve Belgrad’a dayanmış bulunuyordu. Balkan devletlerinin ve onları destekleyen Avrupa devletlerinin Osmanlı ilerlemesini durdurma çabaları, I. Kosova Savaşı (1389), Niğbolu (1396), Varna (1444), II. Kosova Savaşı (1448) savaşları ile kırıldı. İstanbul’un Osmanlılar’ın eline geçmesinden önce Belgrad ve dolayları, Arnavutluk, bazı liman şehirleri dışında Balkanlar büyük ölçüde Osmanlı egemenliğine girmiş bulunuyordu.

 Türkmen Beylikleri ile ilişkiler:
Osmanlı Beyliği yöneticileri kuruluştan 14.yy’ın son çeyreğine kadar, politik ileri görüşlülük göstermişler, Anadolu Türkmen beylikleri ile herhangi bir çatışmadan bir iki istisna dışında, bilinçli olarak uzak durmuşlardır. Bu dönemde Osmanlı Beyliği askeri ve siyasi gücünü, büyük ölçüde Bizans topraklarında genişlemede kullanmıştır. Orhan Bey zamanında zayıf, içten parçalanmış Karesi Beyliği toprakları kolayca ele geçirilmiş, bunun dışında öteki Anadolu beylikleriyle ciddi çatışmalara girişilmekten uzak durulmuştu. Osmanlılar, Anadolu topraklarında genişlemeyi, ancak I. Murat döneminde, Balkanlar’a iyice yerleştikten sonra ciddi olarak düşünmüşler ve uygulamaya koymuşlardır.

I. Murat döneminde Germiyanoğlu Süleyman Şah’ın kızı ile I.Murat’ın oğlu Şehzâde Bayezit’in evlenmeleri, Kütahya, Tavşanlı, Emet, Simav ve Gediz dolaylarının çeyiz olarak Osmanlılar’a geçmesine neden oldu. Yine I.Murat döneminde Osmanlı Beyliği, Hamitoğulları Beyliği’nden Akşehir, Yalvaç, Beyşehir, Karaağaç ve Seydişehir’i 1374’te 80000 altın karşılığı satın alarak Anadolu’daki bu genişleme, kendilerini Anadolu Selçukluları’nın vârisi sayan Karamanoğulları Beyliği ile sınırdaş yaptı ve bu durum Osmanlı – Karaman mücadelesinin başlamasına neden oldu. Osmanlı tarihinin önemli bir parçası olan Osmanlı – Karaman mücadelesi, 15.yy. sonlarına, Karamanoğulları Beyliği ortadan kaldırıncaya kadar sürdü.

 I. Bayazit ve Fetret Devri:
Osmanlılar ile, başta Karamanoğulları olmak üzere, Anadolu Türkmen beylikleri arasındaki mücadele, I. Murat’ın oğlu Yıldırım Bayezit (I. Bayezit) (1389 – 1402) döneminde, tüm beyliklerin ortadan kalkması ve topraklarının Osmanlı topraklarına katılmasıyla sonuçlandı. Bu dönemde Osmanlılar, Türkmen beyliklerinin topraklarından başka, Kadı Burhanettin’in mülkü sayılan Sivas, Kayseri, Malatya ve Elbistan’ı da ele geçirmeyi başardılar; böylece Osmanlı sınırı doğuda Fırat’a kadar genişledi. Ancak bu durum, Osmanlılar’ı toprakları ellerinden alınan beylerin sığındığı Timur’la karşı karşıya getirdi. Osmanlı yönetimine geçen Anadolu Türkmen beyliklerinin asker ve yöneticileri henüz büyük ölçüde eski beylerine bağlılıklarını koruyorlardı. Bunlar, Ankara Savaşı (1402) sırasında Timur ordusunda bulunan eski beylerinin yanına geçtiler. Bu hem Ankara Savaşı’nda Osmanlılar’ın yenilmesine, hem de 14.yy’da kurulmuş olan Anadolu siyâsi birliğinin dağılmasına neden oldu. Osmanlılar, Anadolu’nun siyâsi birliğini yeniden ancak 15.yy’ın ikinci yarısında, [II. Mehmet]] döneminde kurabildiler.

Ankara Savaşı’nda Osmanlılar’ın uğradığı ağır yenilgi, yalnız Anadolu’daki siyâsi birliğin parçalanmasına neden olmakla kalmadı, Osmanlı Devleti’nin kendi içinde de parçalanmalara yol açtı. Yıldırım Bayezit’in oğulları Süleyman Çelebi, İsa Çelebi, Musa Çelebi, Mehmet Çelebi, Osmanlı tahtına sahip olabilmek için birbirleriyle mücadeleye giriştiler. “Fetret Devri” adı verilen ve 1413’e kadar süren bu taht kavgası dönemi, Mehmet Çelebi’nin (I. Mehmet) (1413 – 1421) kardeşlerini ortadan kaldırıp, Osmanlı Devleti’nin birliğini yeniden sağlamasıyla sona erdi. Ankara Savaşı’ndan sonra dikkati çeken en önemli özelliklerden biri, Anadolu’daki eski Türkmen beyliklerinin yeniden kurulmasına, Osmanlı Devleti’nin de Bayezit’in oğulları arasında parçalanmasına karşın Balkan uluslarının Osmanlı yönetiminden kurtulmak için girişimde bulunmamalarıdır. Bunun da nedeni büyük ölçüde, Osmanlı düzeninin, özellikle mîri toprak düzeninin, Balkan derebeylik düzeninden daha iyi, daha ileri bir düzen olması ve Balkan halklarının büyük ölçüde bu düzenden hoşnut olmalarıdır.

Ankara Savaşı’ndaki ağır yenilgi, Osmanlı gelişmesini yarım yüzyıl kadar geciktirmiş oldu. Ancak Osmanlı Devleti, bir devleti tümüyle tarih sahnesinden silebilecek kadar büyük ve önemli olan bu sarsıntıyı atlatabildi; yarım yüzyıllık bir gecikmeyle de olsa yeniden gelişme ve büyüme yoluna girdi.

1451’de II. Murat (1421 – 1444, 1446 – 1451) ölüp de yerine oğlu Fatih Sultan Mehmet (II. Mehmet) (1444 – 1446, 1451 – 1481) padişah olduğunda, artık Osmanlı Devleti, Ankara Savaşı’nın tüm sarsıntılarını atlatmış ve kuruluş dönemini tamamlamış bir imparatorluk olarak dünya tarihindeki yerini almaya hazır bulunuyordu. 1451’de II. Mehmet, atalarının pek çok defa girişip de başaramadıkları İstanbul’u alma işini düşünebilecek ve bunu gerçekleştirebilecek kadar kendini güçlü hissediyordu.

           

Osmanlı Devleti beylik dönemi ve kuruluş dönemleri… yazısına ait etiketler : , ,
Osmanlı Devleti beylik dönemi ve kuruluş dönemleri… yazısında telif haklarına ve yasalara aykırı bir bilgi veya link bulunuyorsa lütfen buradan iletişime geçiniz.

One Comment »

  • sergen demiş ki:

    Bu paylaşımda güzel olmuş Onur ;) .

Tutmayın beni... Yorum yazcam.

Yorum ekleye bilir yada yazı için geri bildirim gönderebilirsiniz..Bu yazı için yorumlarına abone ol: subscribe to these comments RSS.

 

Yorum içerisinde kullanabileceğiniz Html tagları :
<a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>

Yazıya yorum yazdığınızda yorumunuzun hemen yanında bir Gravatarınız yayınlanacaktır.Hani benim Gravatarım?.