FedakârlıkFedakârlık


Fedakarlık feda edebildiklerindir

Fedakarlık dediğiniz nedir ki?
Nefsinizden soyutlanmaktır. Şahsi çıkarcılıklardan öte biraz kendinden vermektir, dağılmış
kırıntıları toparlayıp ellerine batacağını bile bile yerle bir olmuş kırılgan bir yüreği yap
-boz yaparcasına onarmaya çalışmaktır.
Görüp korkmak, ben yapamam demek olmaz. İnsan sevdiğine feda etmelidir ki feda
ettiklerin ölçüsünde fedakarsındır…
Nefsinden sıyrılabildiğin kadar sevgi dolu…
Gözlerindeki ferin parıltısı kadar aşık…
Ve gözyaşlarındaki tuzluluk kadar acıklı…
Bu bir sessiz devrimdi aslında her şeyi tüm kuralları reddeden…
İsyancı değil ama kural tanımaz bir devrimdi…
Her türlü göz altıyı,işkenceyi,tutukluluk halini,sicil bozukluğunu göze alarak yola
çıkan iki gözlü gözlüklü çocuklardık kendi tanımımızla…
Küçükken yere düşünce daha az acırdı dizlerimiz,üfleyince geçerdi. Yada sevdiğimiz
biri “öpeyim de geçsin” derdi. Sonra öperdi oda geçerdi…
Acımazdı artık. Çok hatırlarım kanlı yaralarda dudak izi bıraktığımı… dudaklarımda
kan içinde bir gül rengi olurdu ki kanla gül zaten aynı renkte bağdaşırdı…
Öpeyim de geçsin derdik. Öperdik sonra geçerdi. Yaralarımız çabuk bağlardı
kabuklarını… ve kanatarak yolardık kopartırdık üstündeki kabuğu,ama bir iki değişimden
sonra geçerdi işte…
İzi kalan yaralar düştüğüz de kimsenin öpmediği yaralardır. Yaranız bile bırakıp
giderse yalnız kalırsanız mikroplu ve terli gömleğinizi basarsanız kanın durması için,
izi kalır…
Şimdi o kolunuzun altında izi belirgin olan yarada diz kapağınızın biraz altındaki
belirgin soyulmuşlukta eskiden kalma bir hatıra değil mi?
Düşünce dizim acırdı öperdi sevdiklerim geçti mi derlerdi. Geçti derdim, geçerdi.
Yürek yara alınca öpülür mü acaba?
Dudaklarının kan içinde kalmasını göze alamaz kimse annenden başka…
Bir annen umursamaz kan-revanı yapışır yaraya dudakları kan içinde ağlar bir yandan
gözyaşları mikropları öldürsün diye…
Fedakarlık feda edebildiklerinizdir…
İnsan sevdiğine feda etmeli kendini…
Fedakar olmalı kendinden ödün vermeden, ama kendinden ödün vererek…
Dudaklarda hala kan izi gülle aynı renkte olan,
Gözlerimde yaz yorgunluğu…
Sen öpme, o zaman bırak davanı,mücadele etme,zihniyetsiz davran,ses etme,yorgunluğun
ve kendi dizindeki yaranı bahane et,yakışmayan şeyleri beceriksiz terzilere biçtirmek için
yığınla duygu öde ve üzerine yakıştırmaya çalış…
Feda etmek fedakarlıktır…Ya da fedakarlık feda edebildiklerindir…
Yarin diğer yarınsa feda etmelidir… Bağrına basmalıdır. Kan içinde yaraya dudaklarını
bastırmalıdır. Hatasına toprak atmalıdır kapanması için yardım etmelidir…
Devrim zordur bilirsin…
Reddeder her şeyi… ve bu yolda yoldaşlar hatalar yapabilir. Yolcu değildir hata yapan,
yoldaştır yoluna ortaktır yani…
Yolda bırakırsan yolcu gibi davranırsın,nefsine uyar korkarsan korkulardan,karanlıktan,
çıyandan,nefsinden yolcu olursun…
Ama yoldaş, aydınlık için karanlığı göğsüne alandır. Kendini yoldaşının kucağına
bırakandır…
Susandır…
Nefsi ile değil yüreği ile hareket edendir….
Öpünce tüm yaraları geçiren ve öpüldüğünde hissedebilendir…
Her devrim ilk kendi çocuklarını tüketirmiş…
Ama tükenmeyeceksin,direneceksin en azından gerçekleşene kadar…
Bu bir “Aşk Devrimi” tüm kaygılardan uzak…
Yollar ve diğerlerinin bu büyük aşka söyleyebileceği hiçbir şey olmamalı ama öyle bir
büyütmeliyiz öyle görkemli yapmalıyız ki sadece ayakta alkışlamak zorunda kalmalılar…
Yoksa inciniriz,yol deriz,zor deriz, laf deriz,nazar deriz,yorgunluk deriz,türlü
bahaneler ile geçeriz yoldan…
Şimdi yüreğimiz acıyorsa öpelim de geçsin…
Ahmet Arif’ten bir şiir ile bitirelim…

UY HAVAR!
Yangınlar,
Kahpe fakları,
Korku çığları
Ve irin selleri, aç yırtıcılar,
Suyu zehir bıçaklar ortasındasın.
Bir cana, bir başa kalmışsın vay vay!
Pusatsız, duldasız, üryan
Bir cana bir de başa
Seher vakti leylim – leylim
Cellat nişangahlar aynasındasın.
Oy sevmişem ben seni…

Üsküdardan bu yan lo kimin yurdu!
He canım…
Çiçekdağı kıtlık, kıran,
Gül açmaz, çağla dökmez.
Vurur alnım şakına
Vurur çakmaktaşı kayalarıyla
Küfrünü, Medetsiz, Munzur.
Şahmurat Suyu kan akar
Ve ben şairim.

Namus işçisiyim yani
Yürek işçisi.
Korkusuz, pazarlıksız, kül elenmemiş,
Ne salkım bir bakış
Resmin çekeyim,
Ne kınsız bir rüzgar
Mısra dökeyim.
Oy sevmişem ben seni…

Ve sen daha demincek,
Yıllar da geçse demincek,
Bıçkılanmış dal gibi ayrı düştüğüm,
Ömrümün sebebi, ustam, sevgilim,
Yaran derine gitmiş,
Fitil tutmaz, bilirim.
Ama hesap dağlarladır,
Umut, dağlarla.

Düşün, uzay çağında bir ayağımız,
Ham çarık, kıl çorapta olsa da biri
Düşün, olasılık, atom fiziği
Ve bizi biz eden amansız sevda,
Atıp bir kıyıya iki zamanı
Yarının çocukları, gülleri için,
Koymuş postasını,
Görmüş restini.
He canım,
Sen getir üstünü.

Uy havar!
Muhammed, İsa aşkına,
Yattığın ranza aşkına,
Deeey, dağları un eder Ferhadın gürzü!
Benim de boş yanım hançer yalımı
Ve zulamda kan – ter içinde asi,
He desem, koparacak dizginlerini
Yediveren gül kardeşi bir arzu
Oy sevmişem ben seni…

Temirağa DEMİR

Fedakârlık yazısına ait etiketler : , , ,
Fedakârlık yazısında telif haklarına ve yasalara aykırı bir bilgi veya link bulunuyorsa lütfen buradan iletişime geçiniz.

Fedakârlık Yazısı için Yorum Yapabilirsiniz

Gizlemek istediğiniz kodları buraya koyabilirsiniz. Örneğin sayyac kodu koyup ikonun görünmemesi için bu kodu koyabilirsiniz.