Content

Eski Türklerde Şairlerin Görev ve İşlevleri Nelerdir?

28 Ekim 2007 Yazar: Gökhan
Konu: Ödev
Şunlarada Göz Atın: Pike Örnekleri , Soğan Diyeti

Kam : Büyü yapan..

Baskı : Ağır hastaları tedavi edenbir hekimdir..

Ozan : Sadece insanları eğitmez aynı zamanda eğlendirir..

Şaman : Alt ve üst dünyada yardım eder..

Tafsilatli :“En eski Türk şairleri – Tonguzlar’ın Şaman, Mogol ve Boryatlar’ın Bo veya Bugue, Yakutlar’ın Oyun (Ouioun), Altay Türkleri’nin Kam, Samoitler’in Tadibei, Finovalar’ın Tietoejoe, yani bakıcı, Kırgızlar’ın Baksı-Bakşı, Oğuzlar’ın Ozan dedikleri –sahir-şair’lerdir. Sihirbazlık, rakkaslık, mûsikişinâsilik, hekimlik gibi birçok vasıfları kendilerinde toplayan bu adamların, halk arasında büyük bir yer ve ehemmiyetleri vardı. Muhtelif zaman ve mekanlarda bunlara verilen ehemmiyet derecesi, kıyafetleri, kullandıkları mûsiki aletleri, yaptıkları işlerin şekli tabiî değişiyor; fakat semadaki ma’butlara kurban sunmak, ölünün ruhunu yerin dibine göndermek, fenalıklar, hastalıklar ve ölümler gibi fena cinler tarafından gelen işleri önlemek, hastalıkları tedavi eylemek, bazı ölülerin ruhlarını semaya yollamak, hatıralarını yaşatmak gibi muhtelif vazifeler hep ona aittir. Bütün bu muhtelif işler için tabiî muhtelif ayinler vardı. Bunların bir kısmı unutulmakla, yahut şekil değiştirmekle beraber, bir kısmı hâlâ Kırgızlar’da, Altaylar’da, Kazaklar’da yaşamaktadır. Şaman yahut baksı, bu ayinlerde istiğrak hâline gelerek birtakım şiirler okur ve onları kendi mûsiki aletiyle çalar, beste ile beraber olan ve sihirli bir mâhiyeti haiz sayılan bu güfteler, Türk şiirinin en eski şeklini teşkil etmektedir.”

Bu ayinlerde kullanılan müzik aletlerinden biri davulsa, kuşkusuz diğeri de kopuzdur. Abdülkadir İnan XI. yüzyıl tarihçilerinden Gardizi’ye dayanarak, Eski Yenisey Kırgızları’nın şaman ayinlerinde saz çaldıklarını belirtir. Abdülkadir İnan “Bugünkü Kırgız Kazak baksıları kopuz kullanırlar. Eski Oğuzlar’da, İslam’dan sonra, şamanizm geleneklerini devam ettiren ozan’lar kopuzu mübarek saymışlardır. Dede Korkut her hikayede kopuzu ile meydana çıkıyor, ad verirken, dua (alkış) ederken hep kopuz çalıyor; Oğuz kahramanı kopuzun sesinden kuvvet alarak mücadelede galip oluyor.” der.

Bizim ozanlarımızın çaldıkları çalgının bu ayinlerde kullanıldığını gösteren kanıtlar fazlasıyla vardır. XIV-XV. yüzyıllardan yazıya geçirildiği sanılan, Dede Korkut Hikayelerinde de kopuza ilişkin kutsal davranışların varlığını görüyoruz. “Uşun Koca Oğlu Segrek Boyu” adlı hikayede: “-Bre kâfir, Dedem Korkut’un kopuzunun hürmetine (adına), çalmadım! dedi, eğer elinde kopuz olmasaydı, ağamın başı için, seni iki parça kılardım! Çekti kopuzu elinden aldı.” diye geçmektedir.

Bütün ilkel topluluklarda görüldüğü üzere, eski Türk topluluklarında da ozan ya da kam, baksı gibi adlarla anılan bu kişilikler, söz söylemeye, saz / kopuz / davul çalma gibi yeteneklerin yanısıra, büyücülük, hekimlik vb. çeşitli görevleri de üzerlerinde toplamışlardır. Bu bakımdan da toplum üzerinde oldukça etkindirler.

İş bölümünün yaygınlaşması ozan, kam, baksı gibi toplumun ileri gelen ve birçok işi birarada yürüten bu kişiliklerini de değiştirmiş, dinsel törenler için din adamları, sağaltım için hekim, vb. meslekler gelişmiştir.

“İslamiyet’in kabulü ile terkedildiği düşünülen Ozan-Baksı geleneğinin, beş asır sonra birdenbire İslami biçimde ortaya çıkması kanaatimizce mümkün değildir.” diyen Prof. Dr. Umay Günay, bunu şöyle açıklıyor: “Bu edebiyatın geçiş devri ile ilgili örneklerin şimdiye kadar tespit edilememiş olması şansızlıktır. İslamiyet’in kabulünden sonra yeni bir yurt edinme gayreti ve mücadelesi içinde olan Türklerin bu dönemde yeni dini benimseme ve yayma çabası ile bugün Tekke Edebiyatı adı ile anılan tarzda eser vermeleri ve bunlara daha çok itibar etmeleri makul bir düşüncedir. Ancak unutulmamalıdır ki bu konudaki ilk eserlerde Arap-Fars edebiyatından daha sonraki yüzyıllarda alınan nazım şekilleri ve nazım unsurları ile değil, milli nazım şekillerimiz ve unsurlarımız dahilinde meydana getirilmiştir. Ozan-baksı geleneği ile bu arada bir ölçüde Tekke tarzında tesirli olurken diğer taraftan yok olmama çabası göstermiş ve kendi kural ve kalıplarını daima sahip olduğu bir esnekliği kullanarak yeni şartlara uydurmuştur. XV. yüzyılda yazıya geçirildiği XI-XII. yüzyıllarda teşekkül ettiği kabul edilen Dede Korkut hikayelerindeki ozan tipi ve şiir icra geleneği ayrıca hikaye kahramanlarının zaman zaman karşılaştıkları olayları ve duygularını anlatmak için sazlarını ellerine alarak deyişler söylemeleri XVI. asırdan günümüze kadar izlediğimiz Âşık Edebiyatından farklı değildir. Ozan-Baksı geleneğinin hususiyetlerinden olan büyücülük, hekimlik, din adamlığı gibi hususiyetler İslamiyet’ten sonra terkedilmiştir. Âşıklar eğitimciliği ve sanat temsilciliğini üstlenmiştir.”

Âşık olarak adlandırılan sanatçı tipi, şiir, nazım ve düz yazı karışımı bir öykü çeşidinin yaratıcısı olarak tanımlanmakta. Boratav: “… Bir yönüyle eski destan (épopé) geleneği sürdüren, ama başka bir yönüyle, adının da belirttiği gibi “sevda şiirleri” (lirik türden şiirler) söylemekle görevlenmiş bir sanatçıdır. Onun yaratıcılığı irtical iledir: Şiiri yazmaz, söyler. Onda şiir müzikten ayrılmaz; demek ki sadece söylemez, çalar ve çağırır. Âşıklar düz konuşma biçiminde söylemekle şiir söylemeyi dilden söylemek ve telden söylemek deyimleriyle ayırırlar; bununla Âşık’ın şiirini söylerken sözlere eşlik eden müzik aracının, sazın, Âşık’ın şiirlerinden ayrılmaz bir öğe olduğu anlatılmak istenir.” diyor ve ekliyor: “Demek ki Âşık şiiri sözlü gelenekte oluşan ve gelişen bir sanattır; müzikten ayrı düşünülmeyeceği, bir kerteye kadar “seyirlik-dramatik” öğeleri olan “katışık” bir anlatı sanatını kapsar.”

Eski Türklerde şairlerin görev ve işlevi

Eski Türk Edebiyatı

XIII. asırdan sonra Türk cemiyet hayatında çeşitli zümre ve çevrelerin teşekkülü, değişik edebî mahsullerin ortaya çıkmasına sebep olmuştu. Saray, konak, medrese çevrelerinde ve bunlara yakın topluluklarda okumuşlara mahsus yeni bir edebiyat doğmaya başlamıştı. Kaynağını ve örneğini daha çok İran edebiyatından alan, İslâm kültürünün bütün kollarından belenen, Türk ruhunun hususiyetlerini aksettiren ve mahallî çizgileri veren bu edebiyat, 600 yıldan fazla devam etmiş ve canlılığını kaybetmekle beraber günümüze kadar gelmiştir.
Yüksek zümre edebiyatı denen ve asırlar boyunca dil ve muhteva bakımından örnek teşkil ettiği ve okullarda okutulduğu için “klasik” kabul edilen bu edebiyat, umumiyetle Divan edebiyatı ismiyle tanınmıştır. Bu suretle adlandırılmasına sebep, bu edebiyatın daha çok manzum eserlerden meydana gelmesi ve şiir kitaplarına “divan” denmesidir.
Divan şiiri Anadolu’da XIII. asırda Selçuklular zamanında Hoca Dehhânî ile başlamıştır. XIV. asırda Ahmedî, Şeyhoğlu, Ahmed-i Dâî gibi şairlere sahip bulunan bu edebiyatın ilk büyük üstadı XV. asırda yaşamış olan Şeyhî’dir. Fatih devrinde Ahmet Paşa ve daha sonra Necâtî’yi yetiştiren Divan şiiri XVI. asırda Zâtî, Bâkî, Hayâlî, Taşlıcalı Yahya, Nev’î, Fuzûlî, Rûhî-i Bağdâdî, Hâkanî, XVII. asırda Şeyhülislâm Yahya, Nef’î, Nâilî, Necâtî, Nev’î-zâde Atâî, Nâbî, Sâbit. XVIII. asırda Nedim, Şeyh Galib, Râgıb Paşa, XIX. asırda Yenişehirli Avni, Ziya Paşa gibi büyük sanatkârların eserleriyle fevkalâde bir gelişme göstermiştir.
İslâm kültürü kaynağından beslenen ve bilhassa başlangıçta İran edebiyatını örnek alan Divan edebiyatımız muhteva itibariyle çok çeşitli unsurlara dayanmaktadır. Divan edebiyatının iç zenginliğini ve özünü teşkil eden ve bugün onu iyi anlamak için bilinmesi gereken bu eski kültür ve malzemesi şunlardır :
1- Dinî inançlar (âyet ve hadisler)
2- İslâmî ilimler (tefsir, kelâm, fıkıh)
3- İslâm tarihi
4- Tasavvuf ve remizleri
5- İran mitolojisi (şahsiyetler ve hâdiseler)
6- Peygamber kıssaları, mûcizeler, efsaneler, rivayetler
7- Tarihî, efsanevî, mitolojik şahsiyetler ve hâdiseler
8- Çağın ilimleri (hikmet, kimya, hendese, tıp vs.)
9- Türk tarihi ve millî kültür unsurları
10- Devrin edebiyat anlayışı ve edebî bilgileri (belâgat)
11- Dil malzemesi (deyimler, atasözleri; Arapça ve Farsça kelimeler, şekiller, tamlamalar, birleşik sıfatlar vs.)
Türkler islâmiyetle VIII. yüzyıldan itibaren Maverâünnehir’de karşılaştılar. Ruh, töre ve tabiatlarına uygun, hayatlarına yabancı olmayan bu dini kolayca benimsediler. islâmiyette, önceki değerlerinin daha gelişmiş şeklini buldular. Güzel sanatların çeşitli dallarında eski kültürleri ile islâm’ı birleştirdiler.
Türklerin, islâm medeniyeti içine girmeden, kendilerine has bir edebiyatları vardı. Türkler, islâmiyet dairesine bu edebiyat zenginliğiyle birlikte geldiler. Arap ve Fars Edebiyatını tanıdılar. Bir hazırlık devresinden sonra girdikleri bu yeni kültür ve medeniyet dairesi içinde eserler vermeye başladılar. Bu eserleri verirken pek çok kelime ve terim yeni girdikleri kültür dairesinin dillerinden aldılar.
Arap ve Fars edebiyatının kurumlaşmış gelenekleri Türk edebiyatı geleneklerinden çok ayrı ve çekiciydi.Türk aydını çok işlenmiş ve olgunlaşmış Fars edebiyatı karşısında nasıl bir tavır aldı? ilk örnekler tam olarak elimizde değildir. Ancak şiirde eski nazım şekilleri ve önceden işlenilen konular yanında, yeni nazım şekillerini kullandılar ve yeni konulara yöneldiler. Hece ölçüsü yanında aruz vezni ile de şiirler yazdılar. Sagu ve koşuk gibi nazım şekillerinden başka kaside, mesnevî, gazel tarzında şiirler kaleme aldılar.
Türkler bunları yaparken doğrudan doğruya Arap edebiyatını değil, kendilerinden önce islâm medeniyeti içine giren Farsların edebiyatını örnek aldılar. Ortaya konan eserlere, başta Kur’an olmak üzere, hadisler, siyer, eski mitolojiler, tarih, menkıbeler ve sosyal hayat geniş ölçüde girer. Türk edebiyatı da zamanla ortak islâm edebiyatının önemli bir parçası oldu.

XI. ve XII. Yüzyılda Türk toplumu içinde Arapça ve Farsçayı bilen yeni bir aydın zümre doğdu. Bunlar, öğrendikleri Arapça ve Farsçanın yanında, bu dillerde meydana getirilmiş edebiyatın da etkisinde kaldılar. Bu yüzyıllarda Fars şiirine heveslenen Türk asıllı şairler Farsça eserler yazma arzusuna düştüler ve örnekler verdiler. Farsçayı edebiyat dili olarak benimsediler. Türk hanedanlarının saraylarında edebiyat dili Farsça oldu. Samanoğullarının, Gaznelilerin, Büyük Selçukluların zamanında Türk aydınları arasında Farsça edebiyat dili olarak benimsendi. Farsça yazanlar takdir gördü. Türkçe, olgun örnekler verecek teşvikten mahrum kaldı. Bu dönemde ortaya konulan Türkçe eserlerde ilim ve din alanında Arapça, edebiyat alanında da Farsça kelimelerin kullanılması giderek yaygınlaştı. Hece vezninin yerini aruz vezni almaya başladı. Eski Türk nazım şekilleri yanında mesnevî ve gazel gibi yeni nazım şekilleri de kullanıldı.
Bu durum daha çok Farsçanın yoğun olarak kullanıldığı Türk siyasî hakimiyeti altındaki bölgelerde görüldü. Halkı Türk olan bölgelerde ise Türkçe ile eser verme daha XI. yüzyıldan itibaren başladı. Bu yüzyıllarda meydana getirilmiş eserler daha çok öğüt verici nitelikteki şiirlerdir. Bu tür eserlerin başında devlet yönetimi ile ilgili olarak 1070 yılında Yusuf Has Hacib’in yazdığı Kutadgu Bilig görülür. Onu XII. Yüzyılda Edip Ahmet Yüknekî’nin Atabetü’l-Hakâyık’ı takip eder. Kutadgu Bilig ve Atebetü’l-Hakayık aruz vezni ile yazılmaları, Arapça ve Farsça kelimeleri bünyesinde almaları ve muhtelif islâmî unsurları taşımalarına rağmen iran şiirinin tam hakimiyetini taşımazlar. Hatta nazım şekli olarak bile tam benzerlik göstermezler. Atabetü’l-Hakayık baştan sona dörtlüklerle yazılmıştır. Ahmet Yesevî de hikmet tarzında yazdığı şiirlerde bu nazım şeklini kullanmıştır. Bu hikmetlerde islâm inanç ve ahlâkı ile birlikte tasavvuf duygusu da işlenmiştir.Hikmet tarzı gelenek hâlinde Ahmet Yesevî’den sonra da devam etmiştir. Kâşgarlı Mahmud’un Türk boyları arasından derlediği ve Dîvânü Lûgat-it Türk isimli eserine aldığı dil ve şiir örnekleri Türk XVII. yüzyılda nesirde de büyük üstatlar yetişmiştir. Nergisî sadece şiirle değil nesirle de hamse yazılabileceğini göstermiştir. Fakat Nergisî ve Veysî’nin nesri bir sanat gösterisi niteliğine bürününce, Türkçenin yapısı bundan büyük zarar görmüştür. Bununla beraber Türk nesri bu asırda gelişme imkânını asıl Kâtip Çelebi ile Evliya Çelebi’de bulmuştur. Kâtip Çelebi’de bilim dili olmuştur. Evliya Çelebi’de samimiyet ve görülenlerin yazıya geçirilmesi endişesi vardır. Bu yüzyılda nesir dili genellikle şiir diline göre ağırdır.
Halk ve saz şiiri de gelişmesini ve altın çağını bu yüzyılda yaşadı. Bu edebiyatın en büyük temsilcileri XVII. yüzyılda görüldü. Kuloğlu, Kâtibî, Kayıkçı Kul Mustafa, Gedayî, Gevherî, Karacaoğlan, Âşık Ömer bunların belli başlılarıdır.
Bu şairler ve diğerleri, klâsik Türk şiirinden konu, tema, kelime yönünden faydalandıkları gibi, tasavvufî şiirin de etkisinde kalmışlardır. Bununla beraber halk zevkinin inceliklerinin ve güzelliklerinin halk şairleri tarafından büyük bir başarı ile kullanıldığını görüyoruz.
Sarayın özellikle hanım sultanların himayesini gören saz şairlerinin toplandığı kahveler vardır.Bunlar, orada usta çırak usulüyle yetişirlerdi. Öte yandan askerler arasındaki saz şairleri, Osmanlı Devleti’nin çeşitli kara ve deniz savaşlarına katılmışlar ve gösterilen kahramanlıkları şiirleri ile anlatmışlardır. Bu şairlerin eserlerinde, kahramanlık hissi ve kahramanlık ahlâkı, önemli yer tutar.
Bu yüzyılda halk şairlerimizle klâsik şairlerimiz arasında bir yakışlaşma görülür. Halk şairlerinden bazıları klâsik şairler gibi divan tertip ederler, klâsik şiirin kelime ve terkiplerini benimserler. Aruz veznini kullanma yaygınlaşır. Öte yandan klâsik şairlerimizden bazıları da hece veznine ve halk söyleyişine yönelirler.

XVIII. yüzyılın başlarında edebî durum büyük ölçüde bir önceki asrın özelliklerini taşır. XVII. yüzyılın ikinci yarısında yetişen Nâbî ile Sâbit, XVIII. yüzyılın ilk senelerinde de eser vermeye devam ederler.
XVII. yüzyılın ilk çeyreğinde Lâle Devri yaşanır. III. Ahmed’in, Damat Nevşehirli ibrahim Paşa’yı sadrazam yapması ile başlayan ve Patrona Halil isyanı ile sona eren bu devrede (1718-1730) birçok sosyal ve fikrî değişmeler oldu. istanbul’da imar hareketine girişildi, Arapça ve Farsçadan çeşitli sahalarda eserler tercüme edildi, sanat ve ilim adamları korundu ve çalışmalarına zemin hazırlandı. ilim ve fikir hayatına bir canlılık geldi. Ayrıca, 1727’de ibrahim Müteferrika tarafından kurulan matbaada, Türkçe eserler basılmaya başlandı. Bu matbaada ilk olarak Vankulu Lügatı basıldı.
Lâle Devri, fikir ve kültür hayatımızda önemli bir merhaledir. Bu zamanda edebiyat hayatında da yeni bir vadi açıldı. Lâle Devri’nin en önemli şairi Nedîm’dir. Nedîm, şiirlerinde çoşkun ruhunu, heyecan dolu duygularını, istanbul hayatını dile getirdi. O, ilhamını günlük hayattan aldı.

XVII. yüzyılda başlayan mahallîlik cerayanını Nedîm devam ettirdi ve geliştirdi. Nedîm’den başka Osmanzâde Tâib, Seyyid Vehbî, Râşid gibi sanatkârlar da zamanın önemli şairleridir. Osmanzâde Tâib’e padişahın isteği ile şairler reisi “Reis-i Şuara” unvanı verildi. Nâbî’nin açtığı açtığı çığır, Koca Ragıb Paşa’nın hikmet söyleme tarzındaki gazellerinde devam etti.

XVIII. yüzyılın sonunda görülen Şeyh Gâlib, klâsik şiirin son büyük şairi olarak kabul edilir. Haşmet, Fıtnat Hanım, Tokatlı Kâni gibi şahsiyetler bu asrın diğer şairleridir.
Nesir sahasında Yirmisekiz Çelebi Mehmed’in, Ahmed Resmî Efendi’nin Sefaretname’leri, Safaî ve Râmiz’in tezkire türündeki eserleri ile Râşid’in tarih türündeki eseri önemlidir.
XIX. yüzyıl, Osmanlı Devleti için büyük zorlukların yaşandığı, iç ve dış sıkıntıların arttığı, yıkılma sürecine girildiği ve yüzyılın özellikle son çeyreğinde, bütün önlemlere rağmen bu sürecin hızlandığı bir talihsiz zaman dilimi oldu.
Bu ortamda da edebiyat varlığını sürdürdü. Ancak XVIII. Yüzyılda en olgun örneklerini veren klâsik edebiyat bu dönemde, mahallîleşme akımı içinde varlığını sürdürdü. Enderunlu Vasıf, Enderunlu Fazıl, Keçecizâde izzet Molla, Âkif Paşa, Şeyhülislam Ârif Hikmet, Leylâ Hanım, nesirde Esat Efendi eser verdiler. Saz şiiri alanında Bayburtlu Zihni, Erzurumlu Emrah, Âşık Dertli, Dadaloğlu önde gelen isimler olarak görüldü.şiirinin kendi geleneklerini sürdürdüğünü gösterir.

Etiketler: , , , , ,

Yukarı Çık

41 yorum on 'Eski Türklerde Şairlerin Görev ve İşlevleri Nelerdir?':

  1. mürüvet
    4 Kasım 2007 @ 15:42

    cok yardıcı oldunuz sağlun

  2. esra
    21 Eylül 2008 @ 11:43

    ya çok karışık bulamadım yardım edin canlarımmmmm…

  3. sedaaaa
    22 Eylül 2008 @ 21:18

    ii hoş güsel de biaz daha kısa sı yokmu kardeşş nese biz kısaltırıs saolun yanee

  4. filiz
    25 Eylül 2008 @ 15:43

    iiiii ama arkadaşların dediği gibi biraz kısalmış olsaydı iyi olurdu neyse k.i.b by adanalı filiz

  5. gonca
    25 Eylül 2008 @ 15:49

    ya bi ödevimi yapamadım doğru dürüst bi bilgide yok bi yardımcı olun kam ,baskı,ozan ve şamanın görevleri nelerdir konu bu yardımlarınızı bekliyorum….!!!!!!

  6. gonca
    25 Eylül 2008 @ 15:54

    ya bi ödevimi yapamadım adam gibi bir bilgi yok arkadaşlar nolur sunuz bi yardım ediniz komum şu (kam,ozan,şamanve baskının görevleri nelerdir?) arkadaşlar konum bu yardımlarızı bekliyorum lütfen

  7. gizem_göcek_16
    25 Eylül 2008 @ 18:05

    bu ne ya artık aradığımız seyı bıle doğru duzgun bulmaz olduk :s
    hem kısa hem ayrıntılı bır sey yok mu ????

  8. bahri
    27 Eylül 2008 @ 11:31

    bn bütün ödevlerimi bu kadar uzun yapsam filozof olurum abicim yaaaaa

  9. gamze
    3 Ekim 2008 @ 16:31

    evet bahri çok haklı kısa açık ve öz olsun

  10. DİLAN
    3 Ekim 2008 @ 20:23

    gerçktn çok saolun sizin sayenzde edebiyttn yırttım walla:)çok tşk

  11. gizem
    4 Ekim 2008 @ 14:12

    bence çok karışık olmuş daha açık yazında bizde anlayalım

  12. gizem
    4 Ekim 2008 @ 14:15

    sıktı artık yani sizin sayenizde o çok sevdiğim edebiyatı artık matematik problemi olarak görüyorum daha kısa ve ayrıntı istiyoruz yetkililere duyrulurrr!!!

  13. gülşah
    5 Ekim 2008 @ 14:35

    eski türlerde şairler kam, baksı, ozan ve şamandan oluşurdu. bunların görev ve işlevleri:
    kam:büyü yapan kimseye verilen ad.
    baksı:ağır olan hastaları iyileştiren ve tedavi eden doktor ya da hekim.
    ozan:insanları bilgileriyle eğiten, aynı zamanda da eğlendiren kimseye verilen ad.
    şaman:bu dünyada ve ahiretten sonraki öbür dünyada yardım eden, bilgilendiren kimse. arkadaşlar ben buldum inş işinize yarar:)

  14. beatnik(asi genç)
    5 Ekim 2008 @ 15:22

    gülşah cok tesekkurler yoksa odevı yapazdım en sevdıgım dersten sogumak ıstemıyorum sayende guzel bı odev cıktı tekrar teskkurlerımı sunarım:)

  15. göksuu
    5 Ekim 2008 @ 20:46

    emegine saglık yalnız gercekten cok karısık olmus bu kadar da yorulmussun ama istedigimi bulamadım bişeyde anlamadım yinede saol ama işimize yarar bişey olsaydı keske

  16. izel
    6 Ekim 2008 @ 14:36

    ya of ne bu ya kısa veöz bişeyler yeterliydi ya mümkünse bundan sonra kısa ve öz olursa daha memnun kalırız yetkililere duyuruoruz

  17. esraaaa
    6 Ekim 2008 @ 18:45

    ya ben şimdi bundan bişi anlamadım nası olcaakk çokk karışık biraz özetle ne gibi görevleri olduklarını ne işe yaradıklarını sölesediniz iyi olurdu istediğimiz bu değil ama yinede ellerinize sağlık düşünüp böle bi site hazırlamışsınız bizim size kötü şeler sölememiz ne mümküünn

  18. nurten
    6 Ekim 2008 @ 21:15

    ay saolun işime yaradı edebiattan yırttm vala harbden çok saolun :)

  19. yağmur
    7 Ekim 2008 @ 18:48

    ayyy çok saolun yha ellerinize saglık:):)

  20. yeliz
    8 Ekim 2008 @ 18:50

    içerik süper olmuş ama daha kısa bi şey yok mu yarın ayetiştireceğim

  21. fatma
    8 Ekim 2008 @ 19:34

    çok teşekkür ederim canlarım iyi ki warsınız….

  22. 4.N.1.L__=D
    8 Ekim 2008 @ 20:20

    İyi güzel güzel yardımcı oldu az buçuk =D

  23. müberra
    9 Ekim 2008 @ 22:05

    bencede çok karışık daha kısa olmasını istiyorum lütfenn

  24. bediss
    9 Ekim 2008 @ 23:53

    tesekkurler ama cok uzunduu insan olur onu yazana kadar ya neysee tesekkur ederm yınede:d

  25. xece
    11 Ekim 2008 @ 21:32

    walla bu ne bşy anlamadım daka kısa bşy istiyoz zor mu abi lütfen açık net kısa bşy hadi ……………….

  26. aysun
    12 Ekim 2008 @ 10:35

    ya lütfen yardım edin acil lazım düzgün ve kısa istiyorum şimdiden saolun..

  27. emre
    12 Ekim 2008 @ 15:04

    bu ne ya nası yazcam bunu kısaldtılmışı yok mu yav

  28. şilan
    12 Ekim 2008 @ 17:32

    teşekkür ederim 10.sınıf edebiyat kitabındaki etkinliklerin hepsini cevabını yapsanız ne iyi olur yinede teşekkür ederim

  29. duygu
    12 Ekim 2008 @ 18:39

    çok güzel açıklamıssınız tesektürler özetleyerek çıkarsanız daha iyi olacaktı

  30. gizm
    12 Ekim 2008 @ 22:06

    yuuuuuuhhhhhhhh be bu ne kad uzun nasıl yazıcaz bunu sayfa sayfa böle şey olmaz y

  31. hale
    12 Ekim 2008 @ 23:37

    ya adam gibi ödev yapıcaz bi bakıyosun ansiklopedi gibi yazı o zaman özet olmasa biz netten nie arıyoz ödevi ya bu nasıl bi yaşam tarzııııı yaaaaaaaa

  32. mert
    13 Ekim 2008 @ 10:01

    teşekkürler

  33. erdem
    13 Ekim 2008 @ 18:48

    ya eskı turklerde şaırlerın kam baksı ozan şaman gorevlerını ve ıslevlerını bırı bana desın cıldıracgım yoksa lutfen

  34. aslı
    14 Ekim 2008 @ 17:53

    coktesekkur ederı co yardıı oldunuz ama oetı daha ılurduyınede sal.msn:sheker_shey_@hotail.com ekeyın kousalı ok hade optummmmmm:D

  35. aslı
    14 Ekim 2008 @ 17:55

    tesekkurlerrrrr

  36. özgün
    14 Ekim 2008 @ 19:38

    ya gerçi biraz uzun olmuş ama neyse idare edecez yinede tşk edriz byyyyyy

  37. beatnik(asi genç)
    15 Ekim 2008 @ 22:43

    eski türlerde şairler kam, baksı, ozan ve şamandan oluşurdu. bunların görev ve işlevleri:
    kam:büyü yapan kimseye verilen ad.
    baksı:ağır olan hastaları iyileştiren ve tedavi eden doktor ya da hekim.
    ozan:insanları bilgileriyle eğiten, aynı zamanda da eğlendiren kimseye verilen ad.
    şaman:bu dünyada ve ahiretten sonraki öbür dünyada yardım eden, bilgilendiren kimse. arkadaşlar bnde gulsah dıe bı arkadasın yazdıgı yorumdan aldım erdem umarım işine yarar;)

  38. faruk
    15 Ekim 2008 @ 22:51

    tşk arkadaşım ellerine sağlık

  39. sümeyra
    20 Ekim 2008 @ 17:28

    hiç yardımcı olmadınız ne bu yaaa up uzun destan mı anlatıyosunuz anlamadım yani kısaca bilgi verseydiniz daha iyi olurdu

  40. sema
    22 Ekim 2008 @ 19:42

    ii güzel hos da cok uzun yaa wala gülşah arkadasımız kimse ona cok tesekkürler kısa we net işte budur yaa =)

  41. sevile
    22 Ekim 2008 @ 20:38

    eski türklerin eserlerin araştırmayı çok severim

Yorum yapın on
'Eski Türklerde Şairlerin Görev ve İşlevleri Nelerdir?':



Lütfen yorum yaparken sakin olun. Nefes alıp verin:) Küfürlü ve saçma sapan yazılmış yorumlar, "nolluuurrrrrrr", "janım" gibi saçma kelimeler içeren yorumlar ONAYLANMAZ.