Eski Günler Kulübü / Sekizinci bölümEski Günler Kulübü / Sekizinci bölüm


Ayhan, çok kalabalık bir kumsalda, denizle kumun birlestigi çizgide, yere bakarak yürüyordu. Birşeyler arar gibiydi. Onu izlerken, yerde bir taş gördüm, nedense Ayhan’ın aradığı şey buymuş gibi geldi bana. Ama Ayhan taşın yanından geçti, arkasindan seslendim, duymadı. Koştum, taşı aldım, omzuna dokunarak Ayhan’a uzattım. Birden, Ayhan da, sahildeki kalabalık da kayboldu. Kumsal aynı kumsaldı, deniz aynı denizdi. Ama benden baska hiçkimse yoktu. Duyduğum boşluk hissi yüzünden, gözyaşlarımın yanaklarımdan süzüldüğünü ayrımsadım.

Gözlerimi açtığımda yanaklarım hala ıslaktı. Düş tarihi 4230’u kaydetmek için komodinin üzerindeki deftere elimi uzattığımda, defterin de komodinin de yerinde olmadığını farkettim ve aynı anda nerde olduğumu anladım. Hala Dick’in evindeydim, dün gece öğrendiklerim şeylerle içtiğim onca konyağın kombinasyonunun beni sersemlettiğini gören Dick, geceyi orda geçirmem için ısrar etmişti, ben de yeni müşterimi kırmamıştım.

Bazen insanlardan, tüm geçmişlerini unutup, yeni bir hayata başlamak istediklerini duyarım. Onlara ikinci bir şans verilse, tüm hatalarının üstüne bir sünger çekebileceklerini, geçmişleri yüzünden ayaklarına takılan teneke konserve kutularından kurtulabileceklerini ve bir bilge kadar tecrübeli, ama bir bebek kadar temiz olarak idealize ettikleri yeni yaşamlarına devam edebileceklerini zannederler. Benim bu konuda bir problemim yok, zaten hayatım, her bölümde bir maceranın bitirildiği, eğlenceli ama iz bırakmayan bir dizi gibi. Yaşamımda Ayhan’dan ve Hasibe Abla’dan başka, sürekliliğe sahip hiç kimsenin olmaması gibi bir bedeli ödeyince, bu iltiması elde ettim. Ama insanlar, ellerindeki döperi kaybetmeden üç kart daha çekmek istiyorlar desteden; “tecrübelerimi, paramı, sevdiklerimi bırak, şu sıkıntıların yerine tertemiz kartlar ver!” Yok usta böyle bir şey. Ya, rahmete basmamak için en yakın sığınağa girenlerden olacaksın, döperini koruyup bir başkasının üçlü çıkarmaması için dua edeceksin, ya da atıp 4 kartı, “doldur” diyeceksin. Pas geçmek de mümkün tabii, size kalmış.

Galiba Dealer, bel altına oynayıp faul yapmıştı Dick’e, oyunun tam ortasında desteyi karıştırıvermişti. Gerçi, joker olarak Maestro’yu bırakmıştı. Dün gece, hikayenin Rosa’nın kaçırılışından sonrasını anlatırken, evine ve parasına Maestro sayesinde kavuştuğunu söylemişti Dick. Herkes, ama herkes Maestro’yu hatırlıyordu, işin ilginci ortadan kaybolan bir başka patron filan yoktu. Onlara göre, evler, paralar, herşey Maestro’nundu. O arabada sadece Maestro’yu görmüşlerdi, şehirdeki eve başka giren çıkan yoktu, bu sabah uyanmış olduğum malikanenin hizmetçileri, yılda bir kaç kez gelip önceleri yalnız başına, bir kaç senedir de bir kadınla deniz kenarında yürüyüşe çıkan adam hakkında, paralarını cömertce ödediğinden başka bir şey bilmiyorlardı, ama o patronun Maestro olduğundan eminlerdi. Tüm banka hesapları Maestro’nun adınaydı, tapular da, hisse senetleri de. 11 Haziran günü, onu arayıp niye işe gelmediğini soran sekreterden binbir numarayla öğrendikleri üzere, otomotiv sektörüne yedek parça üreten fabrika da.

Buna çok şaşırmışlardı, çünkü 11 Haziran’a kadar Dick’e ait olan tüm menkul ve gayri menkuller, hiçbir karışıklığa uğramadan sadece hamil değiştirdikleri halde, ne Dick’in, ne Maestro’nun bu fabrikadan haberleri yoktu.

Dick, servetini hiç de temiz olmayan yollardan kazanmıştı, on sene öncesine kadar ürün ne olursa olsun, bunları üretenlerle illegal yollardan dağıtımı gerçekleştirebilecek adamları buluşturmak olarak açıklanabilecek bir tür komisyonculuk yapıyordu. Söylediğine göre, hırsı yüzünden, ürünün türünü hiç önemsememişti; silah, uyuşturucu, porno kaset, sahte para gibi, aklınıza gelebilecek tüm pislikler için köprüler kurmuştu. O zamanlar, kendini en bilindik vicdan temizleme cümlesiyle avuttuğunu söylemişti; “Ben olmasam, başkası olacak. Arz var, talep var, niye parayı kazanan ben olmayayım ki?”.

Sonraları, parasının çokluğu hırsını ezip vicdanı sesini yükseltmeye başladığında bu işlerden çekilmişti, artık sadece finans danışmanlarıyla toplantı yapmaya başlar olmuş, bir kaç defa hayır demesinin mümkün olmadığı büyük adamlar için bir kaç “iş” ayarlamışsa da, vaktinin çoğunu malikanesine kapanıp okuyarak, ya da deniz kenarında yürüyerek geçirir olmuştu. Katia ile evlendikten sonra da, parasını ve zamanını mücevherleri, giysileri ,Avrupa sosyetesinin cirit attığı at yarışlarını ve yarış sonrası partilerini pek seven minik karısına harcamıştı.

Ne trajik, öyle değil mi? Yaşama bakın. Karanlık işlerden elde edilmiş bir sürü para, rantiye toplantıları ve bir süs bebeğiyle avdet edilen sosyete partileri. Dün gece bunları anlattığında, Dick’e haline şükredip beni görevden affetmesini ve bu şakayı kim yaptıysa sonsuza kadar ona minnettar yaşamasını önerdim zaten. Önce, “bence kıskanıyorsun Kelebek” diye güldü, sonra ciddileşti ve herkesin, ne kadar zavallı olursa olsun, kendi oluşturduğu bir kimliğe ihtiyacı olduğunu söyledi. Belki haklıdır, emin değilim.

Hikayenin en çok merak ettiğim kısmını, Katia konusunu dinleyememiştim dün gece. Dick, onu bu sabah kahvaltıda anlatacağına söz vermiş, yorulduğunu söylemişti. Yataktan kalkıp, düşümü kaydetmek üzere bir kağıt aradım. Oda, bana lazım olan lanet not kağıdı hariç, klasik otel odalarına benziyordu, bomboş ve ruhsuz. Aramaktan vazgeçip duşumu yaptım, giyindim ve aşağıya indim.

Maestro, tek basina bahçedeki masada kahvaltı yapıyordu.
“Maestro” gülümsedim.
“Ma non troppo” gülümsedi.
“Dick nerde?”
“Uyuyor”
“Iyi, o zaman hikayenin geri kalanını senden dinlerim. Bir peçete uzatsana, önce bir şey yazmam lazım.”

THE END 🙂 🙂

Eski Günler Kulübü / Sekizinci bölüm yazısına ait etiketler : , , , , ,
Eski Günler Kulübü / Sekizinci bölüm yazısında telif haklarına ve yasalara aykırı bir bilgi veya link bulunuyorsa lütfen buradan iletişime geçiniz.

Eski Günler Kulübü / Sekizinci bölüm Yazısı için Yorum Yapabilirsiniz

Gizlemek istediğiniz kodları buraya koyabilirsiniz. Örneğin sayyac kodu koyup ikonun görünmemesi için bu kodu koyabilirsiniz.