Eski Günler Kulübü / İkinci BölümEski Günler Kulübü / İkinci Bölüm


Eski günler Kulübü’nün sandalyeleri biraz rahatsızdır. Oturma yerleri olması gerekenden daha dardır ve arkalığı da kısadır. Eskiden burada dans müzikleri çalarmış ve Madam Anuşka da pisti hep dolu görmek istermiş.Ne var ki, genç aşıklar dansetmektense bordo kadife kaplı koltuklara gömülüp koklaşmayı tercih ederlermiş. Sonunda Madam Anuşka, kapının önünden geçen bir eskiciyi çağırmış, bu koltukları alıp götürmesini söylemiş ve şimdiki sandalyeleri getirtmiş. O zamanlar hayatta olan Mösyö Percy – Madam Anuşka’nın rahmetli kocası, bir ingiliz centilmeniydi – bu işe çok üzülmüşse de, taktik işe yaramış ve o zamandan sonra Eski Günler Kulübü’nün pisti hiç boş kalmamış.

Sandalyenin bozuk ergonomisine saklamam gereken turuncu terliklerim eklenince ajan karizmama yakışır bir oturuş şeklini bulmam zor oldu. Sonunda, terlikleri çıkarıp attım, arkama yaslandım, ayaklarımı uzattım ve yeniden kazandığım özgüvenimle sordum:
“İş nedir?”
“Birisine beni hatırlatman gerekiyor.” diye yanıt verdi.

Dick adresi şaşırmıştı herhalde. Topal Nuri’nin adamlarına filan gitmesi gerekiyordu. Hem muhatap hatırlamamakta direnirse, dizkapaklarında unutulmayacak izler bırakmak gibi ekstra servisleri de vardı. Bu fikrimi ona da bildirdim. Gözlerini gözlerime dikti, eğleniyora benziyordu:
“Komik kelebek” dedi, “adres tastamam.”
“Öyle diyorsan” dedim.
“Öyle diyorum” dedi.
“İyi ya..Anlatmaya başla o zaman.”

Dinlemeye hazırlanıyordum ki, kapının açıldığını farkettim yine. Kafamızı aynı anda çevirdik, üç tane adam vardı orda. Gözleri karanlığa alışır alışmaz masamızın bulunduğu köşeye doğru doğru yürümeye başladılar.Dick ayağa kalkarken kısık sesle sordu:
“İşi kabul ediyor musun?”
“Sen ne diyorsun? Daha işin ne olduğunu bile bilmiyorum!” diye fısıldadım.
“Anlatmaya vakit yok” dedi, “İş başlıyor bile. Önce çalışıp sonra konuşmaya ne dersin?”

Adamlara baktım. Öndekinin elindeki horozu kalkık Colt’a bakılırsa, bize karşı dostane hisler içinde olduklarını söylemek mümkün değildi. Bu durumda, ayrıntılara takılmak akıllıca bir davranış olmayacaktı. Ben makul biriyimdir, masayı devirip kendimi yere atarken Dick’e işi kabul ettiğimi bildirdim. O arada, Colttan çıkan iki mermi hedefini bulamayıp duvardaki Minelli’li Newyork Newyork afişine saplanmıştı bile. Dick’in ateş etmeye başlaması adamların beklediği birşey değildi, öndeki omuzundan yediği kurşunla yere serilirken, arkadakilerden bir tanesi kendini barın arkasına attı, ama Zeki’nin kafasına vurduğu şişeyle tatlı bir uykuya daldı. Üçüncüyü haklama şerefini Dick’le paylaştık; ben turuncu terliğin sol tekini adama fırlattım, tam isabet, yediği darbenin şokunu atlatamadan dizine saplanan kurşunla nakavt.

“Polisi arasanız iyi olur” dedi Dick, silahları toplayıp adamları bir kenara yığdıktan sonra. “Beni tanımadığınızı söylersiniz.”
“ Eh, yalan olmaz” dedim. “İsmini bile bilmiyoruz.”
Elini alnına vurdu: “Afedersin, ona da vakit olmadı” diye özür diledi, “ismim Atilla Kutbay”
“Ben sana Dick demeye devam etsem iyi olacak” dedim.
“Öyle mi diyordun?” diye sordu gülerek. “Nasıl istersen. Şimdi gitmeliyim. Programının bitiminde şöförüm seni alır.” Sonra ekledi: “Bir de cinnet geçirmeden şu küçükhanımı sakinleştirseniz iyi olacak.”

Şu küçükhanım Neşe’ydi. Evvel zaman içinde, benim zeytinimle oynayıp Zeki ile From Dusk Till Down’un yönetmeninin Tarantino olmadığı konusunda inatlaştığım o huzurlu dakikalarda, Hasibe Abla’nın dönmesini bekleyen Neşe de bizim Bebekyüz Tayfun’la cilveleşmekle meşguldü. Tayfun, bizim orkestranın yakışıklı tuşçusudur ve Neşe bana takılıp buraya gelmek için sürekli bahaneler yaratır. İhtimaldir, bu hamamda gece sefası fikri de Neşe’den çıkmıştı, ne var ki, kadıncağızın haline bakılırsa, buraya bir daha adım atmaya tövbe edeceği kesindi. Zeki polislere telefon ederken, ben Selo’nun viski bardağını alıp Neşe’ye içmesini söyledim, bu arada Selo, – yani bezgin Selo, bizim basçı olur- olayların pek farkına varmışa benzemiyordu, sadece white horse’la üçüncüsünü doldurmuş olduğu bardağının elinden alınmasına canı sıkılmış göründü.

Müşteriler gelene kadar kayda değer birşey olmadı, bir kaç dakika sonra çizmelerimle dönen Hasibe Abla’ya olanları ballandıra ballandıra anlatmak Neşe’yi kendisine getirdi, Hasibe Abla yerde yığılı inleyerek yatan adamları “eee, davetsiz gelen döşeksiz oturur” diye azarladı, teker teker düşmeye başlayan orkestra elemanları da – trompetçi Okay, gitarist Hüsrev ve davulcu Coco Ömer- Neşe tarafından bilgilendirildi, Komiser Enver Beter ( evet evet, ismi sahiden Enver Beter) , iki memurla birlikte geldi, program biter bitmez ifade vermeye geleceğimize dair söz aldı, yerde yatan adamları ve silah olarak da adamların tabancalarını, bir votka şişesini ve turuncu terliğin sol tekini alıp gitti. Sonra ben çizmelerimi giydim ve programa başladık. Önce Okay’ın giriş solosu, sonra
“My funny Valentine…Sweet comic Valentine…….”

Tabii contunied

Eski Günler Kulübü / İkinci Bölüm yazısına ait etiketler : , , ,
Eski Günler Kulübü / İkinci Bölüm yazısında telif haklarına ve yasalara aykırı bir bilgi veya link bulunuyorsa lütfen buradan iletişime geçiniz.

Eski Günler Kulübü / İkinci Bölüm Yazısı için Yorum Yapabilirsiniz

Gizlemek istediğiniz kodları buraya koyabilirsiniz. Örneğin sayyac kodu koyup ikonun görünmemesi için bu kodu koyabilirsiniz.