Eski Günler Kulübü / Altıncı bölümEski Günler Kulübü / Altıncı bölüm


İçtim içtim içtim.. Sonra ayıldım, orkestra geldi, gidip giyindim, sahneye çıktım, şarkımı söyledim. Sesimin gerekmediği zamanlarda minik evrenimin sonsuz gerçekliğini düşündüm ve tüm seyirciler sarhoş olunca da indim sahneden.

Eski günler Kulübünün önünde bekleyen, bu sefer doğru arabaydı. Siyah Bentley Arnage.
“Maestro” dedim gülümseyip açtığı kapıdan arabaya binerken.
“ma non troppo” dedi.
“Sen sıkı bir adamsın galiba Maestro. Niye ben ön koltuğa oturmuyorum ve giderken bir yandan sohbet etmiyoruz?”
“Çünkü” dedi, “ön koltuktan dışarıyı görebilirsin.”
“nasıl yani?” diye sordum, “arka koltuktan göremez miyim?”
“hayır” dedi, kapımı kapatmadan önce. Sonra, arabanın önünden dolaşıp sürücü koltuğuna oturdu ve bastığı bir düğmeyle önüm, arkam, sağım, solum simsiyah panjurlarla kapanırken mikrofondan gelen sesini duydum.
“Seni Atilla’nın evine götürüyorum. O eve benden, hanımefendiden ve iki emektar hizmetçiden başka hiç kimse girmedi şimdiye kadar. Lütfen bu kadar önlemi hoşgör. Zamanı gelince perdeler açık da yolculuk yapacaksın.”
“iyi ya” dedim. Hanımefendi kelimesine takılmıştım ama merakımı gidermeyi daha sonraya bıraktım. “ Başıma bir çuval geçirmediğine şükredeyim ben o zaman.”
“bunu hakettiğimizi itiraf etmeliyim” dedi gülümseyen sesiyle. “Niye şimdi arkana yaslanıp gözlerini kapamıyorsun? Yolumuz uzun sayılır.”

Hoperlorlerden yayılan müzik sesiyle birlikte mikrofonun kapandığını anladım. Önce, uyanık kalıp köprüden, trenyolundan filan geçiyor muyuz diye kulak kesilmeyi düşündüm. Fakat bu fazla filmvari fikirden hemen vazgeçtim. Çünkü kaçırıldığım falan yoktu, üstelik Bentley’in amortisörleri süperdi, ayrıca Rachmaninov müthiş çalıyordu. Gözlerimi kapayıp arkama yaslandım. İkinci senfoni bitmeden uyumuşum.

Gözlerimi açtığımda karşımda Dick’i gördüm. Arabanın kapısını açmış, bana doğru eğilmişti.
“Selam Kelebek” dedi. “Uyurken çok masum görünüyorsun.”
Sırıttım. “ Görünüşe aldanma”
“Uyardığın için sağol” dedi, arabadan çıkmam için elini uzatırken.

Arabadan çıkıp derin bir nefes alınca deniz havası ciğerlerime doldu. Karadeniz kıyılarında bir yerde olmalıydık. Başımı karaya çevirince ağaçların arasındaki heybetli yapıyı farkettim.
“Bin köfte aşkına! Bu heyula şey senin mi?”
“Öyle bakma, neredeyse utanacağım” dedi Dick.
“Rahat ol” dedim, “ servet düşmanı değilim. Üstelik para sinirlere iyi gelir.”
“Bu beni gerçekten rahatlattı” dedi gülerek, omzumdan tutup evin önünde bizi bekleyen iki karaltıya doğru yürürken.
“Seni evimizin sakinleriyle tanıştırayım. Bu Bay Yen. Hem harika bir aşçıdır, hem de yakın dostumdur.”
“Hikayede bir çinli aşçı eksikti” diye düşündüm şirin çinli adamın selamına başımı eğerek cevap verirken.
“Hoşgeldiniz Hanımefendi” dedi yaşlı aşçı.
“Teşekkür ederim” dedim. “ Türkçe konuşuyorsunuz?”
“ Çince konuşsam okuyucu anlamazdı” dedi.
“Haklısın, ben bunu niye düşünemedim?” dedim.
Dick araya girdi: “Ve bu da Bayan Anna. Kendisi Macardır. Ev idaremiz ondan sorulur.”
Bayan Anna’ya döndüm, elini sıkarken “siz de mi okuyucu anlasın diye türkçe konuşacaksınız?” diye sordum.
“Ne okuyucusu?” dedi Bayan Anna. Türkçe. Üstelemedim. Dick’e döndüm.
“Evin sakinleri bu kadar mı? Maestro bir de hanımefendiden sözetmişti.”
“Gelirken uyuduğunu sanıyordum, oysa epey bilgi toplamışsın” diye güldü Dick. “Katia’dan sözetmiş olmalı. Benim eşimdir.” Diye devam etti. “Katia burda yaşamıyor. Bazen gelir. Bu gece ne yazık ki seninle tanışamayacak, evde değil.”
“Neyse, başka zaman belki” diye mırıldandım.
Sonra içeri girdik.

Evde bir kadının yaşamadığı çok barizdi. Ne koyu kahve ağır mobilyaların üstünde bir tek örtü, ne de pencerelerde bir kanat perde. Pencerenin önünde duran iki antika koltuğun döşemelerinden başka görünen hiç kumaş yoktu, sadece ahşap ve deri. Yerler taştı ve kilim ve halı olmaksızın oraya buraya atılmış gibi görünen mobilyalar kuşaklardan beri süregelen lanetli bir yalnızlığın tanıklarıymış izlenimi veriyorlardı. İçimin üşümesini biraz olsun bastırabilmek telaşıyla kendimi kumaş kaplı iki koltuktan birine attım.

“Ne içersin?” diye sordu Dick, karşımdaki koltuğa otururken.
“Çayınız var mı?”
Tek kaşını havaya kaldırdı. “Alkollü birşey istemediğine emin misin? Anna hemen çay yapar elbette, ama ısınmak içinse güzel bir konyağım var.”
Bu tek kaşını havaya kaldırabilen adamlara bayılıyorum.
“Hayır” dedim, “çay zihnimi de açıyor.”
Dick, kapıda bizi bekleyen Anna’dan iki çay rica ettikten sonra derin bir nefes aldı.
“Hemen konuya girmemi ister misin?”
“Aslında geç bile kaldın” dedim, “ İşi kabul edeli nerdeyse iki gün oldu.”
“İşin doğrusu, nerden başlayacağımı bilemiyorum.” Dedi başını kaşıyarak.
“Seni hatırlatmamı istediğin insandan başlamayı deneyebilirsin mesela” diye yardım etmeye çalıştım.
“Adı Rosa. Katia’nın annesi.”
Buna kelebek bile şaşırırdı.
“Nasıl yani? Eşinin annesine damadını mı hatırlatmamı istiyorsun? Seni unuttu mu?Hatırlayınca ne olacak? Peki ya Katia? Annesine ulaşamıyor mu? Niye ben?”
“Dur, dur güzel Kelebek..Acele etme. Konu biraz karışık. Anlatacağım.”
Arkama yaslandım.
“Tamam. Dinliyorum.”
Başını kaldırıp dikkatle gözlerime baktı Dick. Saniyeler sonra bakışlarını ayırmadan sordu:
“Lanete inanır mısın?”

Tabii continued

Eski Günler Kulübü / Altıncı bölüm yazısına ait etiketler : , , , , ,
Eski Günler Kulübü / Altıncı bölüm yazısında telif haklarına ve yasalara aykırı bir bilgi veya link bulunuyorsa lütfen buradan iletişime geçiniz.

Eski Günler Kulübü / Altıncı bölüm Yazısı için Yorum Yapabilirsiniz

Gizlemek istediğiniz kodları buraya koyabilirsiniz. Örneğin sayyac kodu koyup ikonun görünmemesi için bu kodu koyabilirsiniz.