Bir Devrim HareketiBir Devrim Hareketi


1934 yılı, haziran ayı… Ankara, önemli bir konuğu ağırlamaya hazırlanıyor.
İran Şahı Rıza Pehlevi gelecek ve Atatürk devrimlerini inceleyecek.
Atatürk, yakın arkadaşlarını Çankaya Köşkü’nde topluyor.
“Şah için nasıl bir program yapalım?” diye soruyor.
Kimi Orman Çiftliği’ne götürmeyi öneriyor, kimi “Merinos’u gezdirelim” diyor.
Beğenmiyor önerileri Atatürk:
“Bütün bunlar İran’da da var. Onlarda olmayan bir şey yapmalı,
farkımızı ortaya koymalıyız.”
Aklında bir şey olduğu belli… Sofradakiler merakla bekleşirken
kararını açıklıyor:
“Opera yapacağız!”
* * *
İşte ilk Türk operası Özsoy’un doğuş sahnesi bu…
Atatürk operanın konusunu da kendisi belirliyor.
İranlıların Şeyhnamesi’nden esinlenmiş bir destan planlıyor:
Öykü, Hakan Feridun’un ikiz oğulları Tur ile İraç üzerine kurulu…
İkizler doğduğunda şeytanın gazabı onları birbirinden ayırıyor.
Ayrı yollara gidip birbirlerinden uzaklaşıyorlar.
Ama yüzyıllar sonra buluşup kardeş olduklarını anlıyorlar.
Tıpkı “ayrı yollara giden ikizler” Türkiye ve İran gibi…
* * *
Bunu yazması için Münir Hayri Egeli’ye veriyorlar. Librettoyu Egeli
yazıyor. Sonra besteci arayışına girişiliyor.
Adnan Saygun akıllarına geliyor.
Saygun, devlet bursuyla gönderildiği Paris’ten yeni dönmüş. Musiki
Muallim Mektebi’nde hocalık yapıyor.
Henüz 27 yaşında…
Librettoyu okutuyorlar kendisine…
“Şah geliyor. Bundan bir opera yapacaksın” diyorlar.
Seviniyor Saygun… Daha önce hiç operası yok Türkiye’nin…
Soruyor:
“Solist var mı?”
“Yok!”
“Koro var mı?”
“Yok.”
“Orkestra var mı?”
“Yok.”
“Ne kadar vaktimiz var?”
“Bir ay!”
* * *
Mucizevi bir öyküdür bu…
1 ayda, 27 yaşındaki o adam, hem de Riyaseti Cumhur Orkestrası şefinin
engelleme çabalarına rağmen solistleri bulur, orkestrayı, koroyu
kurar, eseri besteler ve Türkiye’nin ilk opera eserini yaratır.
O uykusuz geceler için sonradan şöyle yazacaktır:
“Ah bu çalışma!.. Zaman kısa, imkânlar son derece sınırlı. (..) Ama
içimiz coşkun. Yalnız benim değil, bütün görev almış arkadaşlarımın
içi şevkle kaynıyor. Acaba o atılım üstüne atılım yıllarında, içimizde
duyduğumuz dinmek bilmez heyecanı, sönmek bilmez ateşi şimdiki
kuşaklar nasıl duyuyorlardır”.
* * *
Atatürk, gelişmeleri uzaktan takip eder. Bir ara Sovyet sefiri
Karahan’a “Sen anlarsın, git bir bak” deyip provalara yollar. İyi
haber alınca kendisi de gidip izler bir provayı…
Ve Özsoy, 19 Haziran 1934 gecesi, iki devlet adamının huzurunda sahnelenir.
Atatürk, bu mucizenin yaratıcılarını gece Çankaya Köşkü’nde ağırlar,
kutlar ve engellemeye çalışanlara der ki:
“Bu, bir devrim hareketidir!”
* * *
7 Eylül’de ise Adnan Saygun’un 100. doğum yıldönümü kutlanacak.
Saygun’u ya da Özsoy’u anımsayan kaç kişi var bugün?
Ya da daha zor soru:
“O devrim yıllarının dinmek bilmez heyecanını, sönmek bilmez ateşini”
şimdikiler nasıl duyuyorlar?

Bir Devrim Hareketi yazısına ait etiketler : , , , ,
Bir Devrim Hareketi yazısında telif haklarına ve yasalara aykırı bir bilgi veya link bulunuyorsa lütfen buradan iletişime geçiniz.

Bir Devrim Hareketi Yazısı için Yorum Yapabilirsiniz

Gizlemek istediğiniz kodları buraya koyabilirsiniz. Örneğin sayyac kodu koyup ikonun görünmemesi için bu kodu koyabilirsiniz.