Genelleme

06 Eylül 2007

10 Kasım Atatürk’ü Anma Günü

Yazar: admin | Kategori: Atatürk Köşesi

MUSTAFA KEMAL ATATÜRK’ÜN AİLESİ
Atatürk’ün annesi Zübeyde Hanım, Hacı Sofu ailesinden Feyzullah AÄŸa’nın kızıdır. Zeki, saÄŸduyulu, dine ve geleneklere baÄŸlı bir kadındı. OÄŸlunun mahalle mektebine gelenekten olan ilâhilerle baÅŸlamasını istemiÅŸti. Ancak aÅŸağıda göreceÄŸimiz gibi oÄŸlunun zamanın gerektirdiÄŸi biçimde yetiÅŸmesini engellememiÅŸ, hele kocası öldükten sonra onun iyi öğretim görmesine elinden geldiÄŸi kadar çalışmıştır.

Onun saÄŸduyusu ve taşıdığı yüksek onur duygularının bir örneÄŸi aÅŸağıdaki olayda görülür. O, daha Selanik’te bulundukları sırada oÄŸlunun, kendi evinde, II inci Abdülhamit yönetimine karşı çalışan bir takım arkadaÅŸlariyle yaptığı toplantıda nelerle uÄŸraşıldığını öğrenince, padiÅŸaha karşı çalışmanın sonuçlarından ürkmüş, ancak Mustafa Kemal’in iÅŸi kendisine anlatması üzerine sorunu kavrayıp “gizli ÅŸeyleriniz varsa ben saklayayım, muvaffak olmak zordur, mahvolmak daha tabiidir” dedikten sonra şöyle konuÅŸmuÅŸtur: “… evlâdım bir gün bu iÅŸler olduktan sonra seni namus ve haysiyet sahibi olanlarla görmezsem iÅŸte o zaman meyus olurum. Ben senin kadar okumadım, senin kadar bilmem, seni gördüğün, anladığın ÅŸeyleri yapmaktan menetmiye kalkışmam, yalnız dikkat et, esas muvaffak olmaktır, muvaffak olmaya çalış”.

Selanik Yunanlıların eline düştükten sonra kızı Bayan Makbule (Ata’dan) ile İstanbul’a gelen Zübeyde Hanım millî mücadele sırasında binbir merak ve heyecan, ancak büyük kıvanç duyguları içinde İstanbul’da kalmış ve Ankara’ya gitmiÅŸtir. Kalbinden hasta bulunduÄŸu için Ankara’da kalması uygun görülmemiÅŸ ve zaferden sonra İzmir’e gönderilmiÅŸtir. Orada 1923 yılında vefat etmiÅŸtir.

Atatürk’ün babası Ali Rıza Efendi, Selânik yerlilerindendi. Uzak dedeleri Vidin’den ayrılarak Serez’de yerleÅŸmiÅŸler, oradan da Selânik’e gelmiÅŸlerdi. Ali Rıza Efendi, önce Selanik’te evkaf kâtipliÄŸi yapmıştır. Atatürk, onu az hatırladığını söylemekle birlikte zekâ ve azmini anar, modern düşünceli bir kimse olduÄŸunu söylerdi.
1876 da Sırbistan’la savaÅŸ baÅŸladıktan sonra Selanik’te gönüllülerden bir “Asakiri Milliye” taburu kurulmuÅŸ ve Ali Efendi orada mülâzımı evvel (ÜsteÄŸmen) olmuÅŸtur.
II. Abdülhamid’in vehmi üzerine bu ve buna benzer birlikler dağıtıldıktan az sonra Ali Efendi’nin evkaftan çekilip rüsumat memuru olduÄŸu anlaşılıyor. Daha sonra özel hayata atılıp kereste tüccarlığı yapmıştır.

Atatürk’ün Selanik’te doÄŸduÄŸu evden ailenin orta halli, hatta bundan az üstün durumda olduÄŸu anlaşılmaktadır.
XIX. uncu yüzyılda hele taşralarda kayıtlar pek eksik olduğundan onun doğum günü bilinmemektedir. O, Rumi 1286 yılında doğmuş olarak kayıtlı olduğuna göre 1880 veya 1881 de doğmuş demektir. Adı Mustafa idi.
19 Mayıs 1932 de Bay ReÅŸit Saffet Atabinen’in kendisine “DoÄŸum gününüzü kutlarım” yollu bir telgraf çekmesi, Atatürk’ün hoÅŸuna gitmiÅŸti. Bundan az sonra Temmuz 1932 de Türk Tarih Kurumu’nun ilk kongresi sırasında Aydın Halkevi’nin tarih, dil, edebiyat komitesinin bir “Gazi Günü” kabul etmek istediÄŸini söyleyip ona doÄŸum gününü soran öğretmene Atatürk: “Bana onu sormayınız, ben doÄŸduÄŸum günü bilmiyorum” der ve “Gazi Günü” olarak da : “Samsun’a çıktığım günü” yapınız sözünü eklemiÅŸtir.

MUSTAFA KEMAL ATATÜRK’ÜN ÖĞRENİM HAYATI
Küçük Mustafa, Åžemsi Efendi İlkokulu’ndan sonra bir süre Selânik Mülkiye Rüştiyesi’ne devam etti ise de Kaymak Hafız adlı Arapça öğretmeninin kendisine haksız yere sopa ile vurması üzerine bu okuldan ayrıldı ve Askerî rüştiyeye giden bir komÅŸu çocuÄŸunun giyimini ve genel olarak subayların kılığını pek beÄŸenen küçük Mustafa, askerî rüştiiyeye girmek ister; askerlikten ürken annesi ise bunu istemez, ancak Mustafa bir akrabasının delaletiyle okulun kabul zamanında askerî rüştiyeye gidip imtihan verir ve okula alınır (1893). Böylelikle annesine karşı bir olup-bitti yapmış ve kendisine en uygun gelecek yola girmiÅŸ bulunur. Yazları, dayısı Hüseyin Efendi’nin yanına gider, okul zamanına kadar çiftlikte kalırdı. Mustafa bu okulu gerçekten sevmiÅŸti. ArkadaÅŸları arasında zekâsı ve üstün yetenekleri ile kısa zamanda kendisini gösterdi ve öğretmenlerinin sevgisini kazandı; öğretmenleri neredeyse kendisine bir arkadaÅŸ muamelesi yapma gereÄŸini hissetmiÅŸlerdi.

Bu okulda matematik öğretmenliÄŸi yapan Yüzbaşı Mustafa Efendi, genç öğrencisinin yetenekleri ve zekâsı karşısında sınıftaki diÄŸer Mustafa’larla aralarındaki farkı belirtmek üzere öğrencisinin adının sonuna “Kemal” ismini ilâve etti. Artık genç öğrenci Mustafa Kemal olmuÅŸtu.
Mustafa Kemal, Selânik Askerî Rüştiyesi’ni bitirdikten sonra 1896 yılında Manastır Askerî İdadisi’ne girdi. Burada Ömer Naci ile arkadaÅŸlık yaptı. İlerde ünlü bir hatip olarak tanınacak olan bu kiÅŸi, Mustafa Kemal’in hitabet ve edebiyat sevgisinde etkin rol oynadı. Yakın arkadaÅŸlarından biri olacak olan Ali Fethi (Okyar) de bu okulda öğrenci idi. Genç Mustafa Kemal, askerî öğreniminin yanısıra yabancı dil öğrenimini de ihmal etmiyor; yazları izinli olarak Selânik’e döndüğü zaman Fransızca dersleri alıyordu.

Genç Mustafa Kemal, Manastır Askerî İdadisi’ni de baÅŸarı ile bitirerek 13 Mart 1899 tarihinde İstanbul’da Harp Okulu’na girdi. 3 senelik baÅŸarılı bir Harbiye öğreniminden sonra 10 Åžubat 1902′de bu okulu TeÄŸmen rütbesiyle bitirdi ve öğrenimine Harp Akademisi’nde devam etti. 1903 yılında ÜsteÄŸmen olmuÅŸtu. 11 Ocak 1905 tarihinde de Kurmay Yüzbaşı rütbesiyle Harp Akademisi’nden mezun oldu. Harp Okulu’nda ve Harp Akademisi’nde de zekâsı, yetenekleri ve üstün kiÅŸiliÄŸi ile kendisini arkadaÅŸlarına ve öğretmenlerine tanıtmış, onların içten sevgi ve saygısını kazanmıştı. Askerlik derslerine büyük ilgisi yanında matematiÄŸe, edebiyata ve güzel söz söylemeye karşı da merakı ve eÄŸilimi vardı. Harbiye’de ve Harp Akademisi’nde, memleket ve millet davaları ile ilgilenmesi, düşüncelerini cesaretle ifadeden çekinmemesi sebebiyle aydın ve inkılâpçı bir subay olarak tanınmıştı. Devir istibdat idaresi idi ve bu davranışları aleyhine olabilirdi; ancak çevresince gerçekten çok seviliÅŸi, düşüncelerinde samimi oluÅŸu, onun herhangi bir tertibe kurban gitmesini önlemiÅŸti. Bununla beraber Harp Akademisi’nden mezuniyetini izleyen günlerde istibdat ve padiÅŸahlık rejimi aleyhindeki düşünceleri ve durumu, şüphe çekerek birkaç ay İstanbul’da tutuklu kaldı; sonra bir nevi sürgün olarak vazife ile 5 Åžubat 1905 tarihinde Suriye bölgesine, Åžam’a atandı.

ATATÜRK’E GÖRE ATATÜRK


İki Mustafa Kemal vardır: Biri ben, et ve kemik, geçici Mustafa Kemal… İkinci Mustafa Kemal, onu “ben” kelimesiyle ifade edemem; o, ben deÄŸil, bizdir! O, memleketin her köşesinde yeni fikir, yeni hayat ve büyük ülkü için uÄŸraÅŸan aydın ve savaşçı bir topluluktur. Ben, onların rüyasını temsil ediyorum. Benim teÅŸebbüslerim, onların özlemini çektikleri ÅŸeyleri tatmin içindir. O Mustafa Kemal sizsiniz, hepinizsiniz. Geçici olmayan, yaÅŸaması ve baÅŸarılı olması gereken Mustafa Kemal odur!

***

Beni görmek demek, mutlaka yüzümü görmek değildir. Benim fikirlerimi, benim duygularımı anlıyorsanız ve hissediyorsanız bu kâfidir.

***

Büyük ölülere matem gerekmez, fikirlerine bağlılık gerekir.

***

Ben, manevî miras olarak hiçbir nass-ı katı, hiçbir dogma, hiçbir donmuş ve kalıplaşmış kural bırakmıyorum. Benim manevî mirasım, ilim ve akıldır. Benden sonrakiler, bizim aşmak zorunda olduğumuz çetin ve köklü müşkülât önünde, belki gâyelere tamamen eremediğimizi, fakat asla taviz vermediğimizi, akıl ve ilmi rehber edindiğimizi tasdik edeceklerdir. Zaman süratle dönüyor, milletlerin, cemiyetlerin, fertlerin saadet ve bedbahtlık telâkkileri bile değişiyor. Böyle bir dünyada, asla değişmeyecek hükümler getirdiğini iddia etmek, aklın ve ilmin gelişimini inkâr etmek olur.

***

Benim, Türk milleti için yapmak istediklerim ve başarmaya çalıştıklarım ortadadır. Benden sonra, beni benimsemek isteyenler, bu temel mihver üzerinde akıl ve ilmin rehberliğini kabul ederlerse, manevî mirasçılarım olurlar.

***

Bir zamanlar gelir, beni unutmak veya unutturmak isteyen gayretler belirebilir. Fikirlerini inkâr edenler ve beni yerenler çıkabilir. Hatta bunlar, benim yakın bildiÄŸim ve inandıklarım arasından bile olabilir. Fakat, ektiÄŸimiz tohumlar o kadar özlü ve kuvvetlidirler ki bu fikirler, Hint’ten, Mısır’dan döner dolaşır gene gelir, verimli neticeleri kalpleri doldurur.

***

Hayatımın bütün devrelerinde olduğu gibi, son zamanların buhranları ve felâketleri arasında da bir dakika geçmemiştir ki, her türlü huzur ve istirahatimi, her nevi şahsî duygularımı milletin kurtuluşu ve mutluluğu adına feda etmekten zevk duymayayım. Gerek askerî hayatımın ve gerek siyasî hayatımın bütün devir ve bölümlerini işgal eden mücadelelerimde daima hareket kuralım, millî iradeye dayanarak milletin ve vatanın muhtaç olduğu gayelere yürümek olmuştur.

***

Pekâlâ bilirsiniz ki benim bütün hayatımda bu ana kadar güttüğüm gaye, hiçbir vakit kişisel olmamıştır. Her ne düşünmüş ve her neye girişmiş isem, daima memleketin, milletin ve ordunun adına ve menfaatine olmuştur. Hiçbir zaman şahsımın üstünlüğünü ve sivrilmemi göz önüne almamışımdır.

Serhat İnside

http://www.meb.gov.tr/belirligunler/10kasim/anasayfa.htm

 

"10 Kasım Atatürk’ü Anma Günü" için Yorum Yok

1 | ilknur

8 Eylül 2007 saat 22:08

Avatar

Ulu Önder Atatürk’e yazılarınızda sürekli yer verirseniz sevinirim.Güzel bir paylaşım…

2 | yavuz

8 Kasım 2007 saat 22:43

Avatar

hiç şiir yok ben beğenmedim ama tavsiye ederim

Yorum Formu

Kategoriler

Son Yorumlar


  • bankerbilo: hadi len tembel tenekeler sizi, sizi mng holding alsın, deniz doldurmada kullansın anca orda iÅŸe yararsınız.
  • Burak: hüseyin çeliÄŸin web sitesini herkez mesaj yaÄŸmuruna tutsun.sonra zaten kendisi açıklama yapar ama doÄŸruları yazın ÅŸunun gibi af çıkmassa Ã
  • özgem: ismail yk herkes bi yana bende sana bayılıyorm ya cok tatlsın ya bi msn versen seni yakından gorsem bÅŸka biÅŸe istemiyorum.. seniii coook seviyor

Hakkında

Burayı sidebar-2.php dosyasında değiştirebilirsiniz.

Burada site ve yazarı hakkında kısa ve öz bilgi bulunabilir.

Amung

hit counter